Pardon, tanışabilir miyiz?

Trende arka sırada oturan kadına “Yanınıza oturabilir miyim?” diyen, sonra sohbet açan adam gördüm geçen hafta.Print

Müze girişinde sıra beklerken arkamızdaki kadınlarla muhabbet açıveren arkadaşım var.

Hatta otobüs durağında benimle tanışan bir kadınla ilişkim bile oldu.

Ama hâlâ kendim hiçbir sebep yokken biriyle tanışamıyorum. Çoğunlukla öyle sokakta gördüğüm, bir ortak özelliğimiz var mı yok mu bilmediğim (anneannemin “at eti midir eşek eti midir bilmediğin şeyleri yeme” sözü geldi aklıma) insanlarla zaten tanışasım olmuyor. Çok seyrek olarak gerçekten de tanışmak isteyip utanıp çekindiğimden konuşamayınca da pek üzerinde durmuyorum konunun.

Öte yandan, ortak özelliğimiz olduğunu bildiğim insanlarla konuşmanın da bu kadar zor olmaması lazım. (Tanışmadan ortak özelliğiniz olduğunu nereden biliyorsun, diyenler için bkz. anarşik mekanda karşılaşmak, solcu etkinliğinde görmek, dans kursunda tanışmak vb.)

Yani daha doğrusu, ismen tanımak ve selamlaşmak elbette doğal olarak mümkün oluyor. Ama hani o “Ya biz seninle bir şeyler içsek ya.” cümlesini kuramıyorum.

barney

Tanışmalarla ilgili bir metin Barney Stinson’ı içermek zorunda.

Bu çekingenliğimin sebeplerinden bahsetmek istiyorum.

0. Her şeyden önce, utanıyorum ben böyle şeyler söylemekten/sormaktan. Bunu geçelim, zira “Utanıyorum çünkü utanıyorum.” demiş oldum bununla.

1.  İstatistiksel olarak bakarsak, çoğunlukla reddedilmem lazım. (Gerçi bunu tipime bakarak da söyleyebiliriz.) Bu veriyi bir kere kavradıktan sonra, reddedilmenin kendisiyle bir sıkıntım yok. Ama beni yiyip bitiren,

  • o reddin hemen ardından gelen birkaç saniyelik sessizlik,
  • eğer reddedilmek (demin iddia ettiğim gibi) normalse sohbeti sürdürebilmem gerektiğini aklımdan geçirmemle başlayan ve bu sessizliği daha da uzatan bir “Şimdi ne diyeceğim” kaygısı,
  • ve tüm bunların üstüne “Lan acaba o ne düşünüyor?” diye iyicene endişelenmemle birlikte bir yolunu bulup ortamı terk etmem.

Yetmezmiş gibi, sonrasında karşılaştığımız her seferde de bir tuhaflık hissetmek var.

2. Şu mesajı aktarmanın yolunu bulamıyorum bir türlü: “Ben şimdi sana yazıyorum gibi oluyor ya, sen istemezsen bir şeycik olmaz. Ben tabii üzülürüm, ama yani ‘normal arkadaş’ gibi görüşebiliriz. Hatta aslında bu beraber bir şeyler yapma teklifimi kabul etsen bile senin istemediğin hiçbir şey için aşırı ısrarcı falan olmam. Sonuçta ben seninle görüşmek istiyorum, bence denesen sen de pek zararlı çıkmazsın.”

Bunu tabii böylecene söyleyemiyorum… hele ki konuyu açar açmaz. Direkt söylemeden ama bu mesajı almasını sağlayacak şekilde de bir formül geliştiremedim. Laboratuvar çalışmalarımız sürüyor.

3. Bir de galiba feminist söylem beni biraz terörize etti. Ne yapsam, ne desem, sanki sarkıntılık ediyormuşum gibi hissediyorum. Bunu sona koyuyorum çünkü sanki önceki bahanelerim ortadan kalksa, bu o kadar da belirleyici olmazmış gibime geliyor. Yine de, diğer bahanelerim beni tanışmaktan alıkoyarken bu da önemli bir etken olarak hep aklımdan geçiyor.

Sonuç olarak, böyle ortalıkta gezinirken ilginç bulduğum, tanışmak istediğim, ama cesaretimi toplayıp iki kelam edemediğim insanlar oluyor. Ve elimden bir şey gelmiyor şimdilik.

Bitirmeden önce: Şimdi bu yazıyı “Evet ‘arkadaşlar’, buyurun hayallerime” yazısıyla birlikte düşünerek tekrardan okumanı öneririm. Çünkü aslında “tanışmak isteyip tanışamadığım” insanlardan bahsetmekle “sevişmek isteyip de söyleyemediğim” arkadaşlarımdan bahsetmek arasında ilginç bir paralellik var bence.

how to pick up

Leave a Reply

Your email address will not be published.