Çıkış Hattına Doğru

cikis-hattina-dogru-sosyalizm-kapitalizm-yazilari

Bugünün karmaşıklaşan dünyasını ileriye doğru değiştirmek isteyenler, nesnel gerçekliği hep daha iyi algılamak, anlamak, yorumlamak ve kavramlaştırmak zorundadırlar. Yoksa niyetler ve arzular nesnelliğin yerine geçirilir ve sanal dünyalar yaratılır. Ve sanal dünyalardan gerçek dünyaya doğru yönde ve bilinçle müdahale edilemez.

İleriye doğru değiştirmek, yalnız kapitalizmi anlamak değil, aynı zamanda yaşanmış sosyalizm denemesini de anlamaya çalışmak ve bu deneyimden öğrenmekle mümkündür. Yaşananlardaki olumsuzlukları teoriye ve yönteme yüklemek ancak bir kaçış olabilir, yaşamın kendisine haksızlıktır.

Bugün sol güçler ve işçi sınıfı savunmadadır, sol güçler dünyada bir çıkış arıyor. Ancak, nesnel ve tarihsel gerçeklik her noktada geçit vermiyor. Sol güçlerin önünü bazı noktalarda kapıyor, bazı noktalarda açıyor. Bu noktalar bugüne ve düne bakılarak bulunacaktır. İşte çıkış, nesnel olarak açık noktalardan geçen bir politik hat üzerinde gerçekleşecektir. Çıkış hattına doğru yürüyüş, her şeyden önce teorik düzeyde ifadesini bulacak ve politikaya feneri teori tutacaktır.

Bu kitaptaki yazılar, insanlığın sınırsız bir dünyada birleşeceği ve tarih öncesinin sona ereceği düşüncesine güven duyanlar ve güven duymak isteyenler için yazıldı.

(Arka kapak metni)

Sarmal Yayınevi, İstanbul, 1999, 412 s.

Kİtaptan bölümler

“… Komünistler ne sosyalizm ne de demokrasi istiyor. Komünistler komünizm istiyor, ki bu yüzden isimleri komünist olmuş. Öyleyse sosyalist demokrasinin komünistler için nesnel olarak ne anlama geldiğini, ve yine nesnel olarak komünistlerin bu kavramı neden savunmaları gerektiğini açıklamaya çalışalım.”

“İlgili okur, ‘Troçki/Stalin, Stalin/Troçki, bıktık usandık artık bu konudan’, diyebilir. Böyle bir tepki belli ölçüde haklıdır da. … İnsan bu konuya dönerken yine de kendini, epey eski bir yarayı deşiyormuş gibi hissetmekten alıkoyamıyor. Troçki fenomeni sadece geçmişi ilgilendiren, bugün ve yarın için pek bir şey öğretmeyen, zamanda ve mekânda tekil bir olgu olsaydı, bu tartışmayı kapatmak birçok açıdan iyi bile olabilirdi. Ancak bizce ne tekil ne de Rus devrimine özgü bir olgudur. Evrenseldir. Bir zamanda ve bir mekânda yinelenebilir ve yinelenmektedir. Özgüldeki koşullara göre değişik renk ve tipolojilere bürünerek…Nesnelle öznel arasındaki dayanılmaz uyumsuzluğu, nesnele küserek giderme yolunu seçen, yelkenlerini teorinin rüzgârıyla şişirip yaşamın kendisinden kaçan sol aydınlar her zaman varolacaktır. …”

“İş süresinin kısaltılması için mücadele, sınıf savaşları tarihinin altında kesintisiz bir şerit gibi yatmaktadır. Son 250 yıldır, işçi sınıfının ana mücadele hedefleri zamana, mekâna, konjonktüre, sınıfın, toplumun önündeki acil sorunlara göre değişmiştir. Ama iş süresini kısaltma mücadelesi, dünya savaşları dahil hiçbir zaman gündemden çıkmamıştır. … “İş süresi kısaltılsın” sloganı işçi sınıfının tarihsel “temcit pilavıdır”, her yemekte ısıtılmış olarak yeniden ve yeniden sunulması gereken bir pilavdır.”

” … Bütün bunlardan çıkan sonuç, küreselleşmenin dünya burjuvazisinin salt öznel bir stratejik tercihi olmadığı, hele bir yalan ve kandırmaca hiç olmadığıdır. Elbette burjuvazi bu nesnel sürece öznel olarak, çıkarları doğrultusunda müdahale ediyor. Bu müdahale, sürecin nesnelliğini gözden kaçırmamıza yol açmamalıdır. Küreselleşme süreçleri adım adım, sistemli bir biçimde kurumsallaşıyor. Dünya burjuvazisinde bu süreci derinleştirme yönünde giderek genişleyen bir konsensusun varlığı, emperyalizmin ulus-devletlere ve ulusal hükümranlık haklarına militanca, hatta yer yer silahlı biçimde saldırması, bu sürecin dünya çapındaki toplumsal desteğini genişletmek için ideolojik saldırıyı yoğunlaştırması, küreselleşmeye “salt politik bir strateji” görünümü veriyor; tekelci medyanın ideolojik amaçlı propagandası da bu görüntüye duyulan öfkeyi körüklüyor. Solcuların bir bölümü bu görüntünün ötesine geçemiyor. “

“Reel sosyalizmin çöküşünden dokuz yıl sonra geriye dönüp baktığımızda Sovyetler Birliği deneyiminin tarihsel anlamıyla ilgili olarak bugün ne söyleyebiliriz ?

Bir bütün olarak bakıldığında, Sovyetler Birliği’nin tarihi, değer yasasının işleyişine bir pozitif müdahaleler tarihidir. Sovyetler Birliği’nde yaşanan 70 yıllık sosyalist denemenin en derindeki tarihsel anlamı budur.”