Bolivya, doğaya insanlarla eşit haklar tanıyacak tarihi “Toprak Ana Yasası”nı çıkartmaya hazırlanıyor.

* Bu haber, PV Pulse‘ta 18 Nisan 2011 tarihinde Keph Senett imzasıyla yayımlanan “Bolivia Set to Pass Historic ‘Law of Mother Earth’ Which Will Grant Nature Equal Rights to Humans” haberinden; konunun Türkçe yayınlarda hak ettiği ilgiyi görememiş olduğu düşüncesiyle çevrilmiştir.

 

Bolivya, politikacıların ve taban örgütlenmelerinin işbirliğiyle, doğayla insana eşit haklar ve korumalar tanıyacak tarihi bir “Toprak Ana Yasası” çıkartmaya koyuluyor. La Ley de Derechos de la Madre Tierra adındaki mevzuat, doğa korumacı yaklaşımlarda ve eylemlerde radikal bir değişimi, sanayi üzerinde yeni kontrol tedbirlerini ve çevresel yıkımın azaltılmasını amaçlıyor.

Yasa, doğal kaynakları bereket olarak yeniden tanımlarken, doğaya insanla aynı hakları tevcih ediyor; ki bunların içinde yaşama ve varolma hakkı, yaşamsal döngülerini ve süreçlerini insan tahrifatından özgürce sürdürme hakkı, saf su ve temiz hava hakkı, denge hakkı, kirletilmeme hakkı ve hücresel yapıların modifiye edilmemesi ve genetik olarak değiştirilmemesi hakkı var. Belki de en tartışmalı nokta, doğaya “ekosistemlerin dengesini ve bölge halkını etkileyen mega altyapı ve kalkınma projeleriyle bozulmama” hakkı tanınması.

2005’in sonlarına doğru, Bolivya ilk yerli başkanı olan Evo Morales’i seçti. Morales lafını esirgemeyen, hem ülkesi içinde hem de Birleşmiş Milletler’de esaslı değişiklikler için mücadele veren bir çevre koruma şampiyonu. Güney Amerika’nın en fakir ülkelerinden biri olan Bolivya, uzun süreler, yıkıcı endüstriyel faaliyetlerin ve iklim değişiminin sonuçlarına katlanmak zorunda kaldı; ancak Morales’in ve onun hükümet üyelerinin özverili çabalarına rağmen, kaygıları BM’de büyük ölçüde görmezden gelindi.

Daha geçen yıl, 2010’da, Bolivya Dışişleri Bakanı David Choquehuanca, “Kopenhag Uzlaşması’nda kalkınmış ülkelerin yaptığı sera gazı azaltım taahhütlerinin yetersizliği hakkındaki” üzüntülerini dile getirmişti. Beyanatında, bazı uzmanların “sanayileşme öncesi seviyelerin dört dereceye kadar üstünde” sıcaklık artışı öngördükleri iddiasına işaret etmişti. “Durum ciddi”, demişti Choquehuanca. “Sanayileşme öncesi seviyelerin bir dereceden ötesindeki bir sıcaklık artışı, Ant dağlarındaki tüm buzullarımızın yok olması ve muhtelif ada ve kıyı bölgelerimizin sular altında kalmasına sebep olacaktır.”

2009’da, meclisin 22 Nisan’ı “Uluslararası Toprak Ana Günü” ilan etmesinin hemen ardından, Morales bir basın açıklaması yaparak, “İnsan soyunu güvence altına almak istiyorsak, gezegeni güvence altına almamız gerekiyor. Birleşmiş Milletler’in bir sonraki başlıca görevi budur.” dedi. Bolivya anayasasında aynı sene yapılan bir değişiklik, tüm hukuk sisteminde bir dönüşüme yol açtı – bu yeni yasayı da ortaya çıkaran bir dönüşüme.

Toprak Ana Yasası, yerli inanışındaki, insanın diğer tüm varlıklarla eşit olması gibi birçok öğretide temelini buluyor. “Atalarımız bize bitkiler ve hayvanlarla beraber bir büyük aileye mensup olduğumuzu öğrettiler. Gezegendeki her şeyin büyük bir ailenin parçası olduğuna inanıyoruz.” dedi Choquehuanca. “Biz yerli halklar olarak, kendi değerlerimizle; enerji, iklim, gıda ve finans krizlerine çare bulunmasına katkı koyabiliriz.” Mevzuat, hükümete ülkedeki sanayiyi izlemek ve denetlemek için yeni hukuki yetkiler tanıyacak.

Yasanın hazırlanmasında rol alan 3,5 milyon üyeli Confederación Sindical Única de Trabajadores Campesinos de Bolivia’nın önderi Undarico Pinto, “Mevcut yasalar yeterince güçlü değil” dedi. “Yeni yasa, sanayiyi şeffaflaştıracak. Halkın sanayiyi ulusal, bölgesel ve yerel düzeylerde denetlemesine imkan sağlayacak.”

Boilvya, bir Toprak Ana Bakanlığı kuracak; ama bunun ötesinde, mevzuatın yürürlüğe konmasıyla ilgili birçok pürüz var. Şu son derece açık ki Bolivya, bu çevresel mecburiyetlerle ülkenin GSYİH’sine katkı koyan – madencilik gibi – sanayiler arasında bir denge kurmak zorunda kalacak.

Bolivya’nın uygulamadaki başarıları ve başarısızlıkları, tüm dünya ülkelerindeki politika için öğretici olacaktır. “Uygulamanın tüm dünyada müthiş bir yankı bulacağını” dile getiren Kanadalı aktivist Maude Barlow. “Bu yankı, topraklarını ve halklarını sömürüden korumaya çalışan diğer güney ülkelerinde başlayacaktır; ama ben mesela Alberta’da katranlı kuma karşı mücadele eden toplulukların da sürece sıkıca sarılacağını düşünüyorum.” dedi.

Anayasasında benzer hedefleri yücelten Ekvador da Bolivya’nın girişimine çoktan destek vermiş ülkeler arasında. Diğer destekçiler arasında Nikaragua, Venezuela, Saint Vincent ve Grenadinler ile Antigua ve Barbuda var.

Morales’in partisi Sosyalizme Doğru Hareket’in iki mecliste de çoğunluğu elinde tutması sebebiyle, yasaya ulusal düzeyde bir muhalefet beklenmiyor. 20 Nisan’da, yani bu seneki “Uluslararası Toprak Ana Günü”nden sadece iki gün önce, Morales BM’ye bir taslak anlaşma sunarak uluslararası toplumda müzakereler için başlama vuruşunu yapacak.


Çevirenin notu: Bu yazının orijinalinin yayınlanmasının ardından, 20 Nisan 2011’de, Evo Morales Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde bir açıklama yaparak doğaya insanlarla eşit haklar verilmesini savundu; öneri, birçok ülke temsilcisi ve birçok kanaat önderi tarafından coşkuyla karşılandı. Haziran 2011’de Almanya’nın Bonn kentinde yapılan Birleşmiş Milletler İklim Değişimi Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) toplantısında, Bolivya büyükelçisi Pablo Solon’un ısrarlı çabalarına rağmen üye ülkeler Bolivya’nın iklim değişimine karşı önerdiği güzergahı kabul etmeye yanaşmadılar. Solon, toplantı sonunda yaptığı basın açıklamasında, “Burada geçirdiğimiz iki hafta boyunca, bilim dünyasından ziyade iş dünyasının kaale alındığını gözlemledik. Salımlarda kesinti yapılmasıyla ilgili hiçbir hamle yapılmazken, sürekli yeni pazar mekanizmalarının yaygınlaştırılmasıyla ilgili öneriler dinledik.” dedi.



Ege M. Diren

1 comment

  1. çok güzel bir konu işlemişsiniz. en azından bende bir farkındalık yaratacak olan bu yazıyı paylaştığınız için teşekkürler

Leave a Reply to phantom Cancel reply

Your email address will not be published.