The life of the spirit

Reading a collection of essays and lectures by Carl Jung – Modern Man in Search of a Soul – has reminded of how, inspired as he was by the gnostic tradition, he very much forms part of what one could loosely term the ‘perennialist’ tradition.

I have, in fact, already referred to his work in both Antibodies and Anarchangels, but here are some more quotations on which to reflect:

 “But beyond that [the intellect] there is a thinking in primordial images – in symbols which are older than historical man; which have been ingrained in him from earliest times, and, eternally living, outlasting all generations, still make up the groundwork of the human psyche. It is only possible to live the fullest life when we are in harmony with these symbols; wisdom is a return to them.”
(The Stages of Life)

“We moderns are faced with the necessity of rediscovering the life of the spirit; we must experience it anew for ourselves. It is the only way in which we can break the spell that binds us to the cycle of biological events.”
(Freud and Jung)

“For thousands of years, rites of initiation have been teaching spiritual rebirth; yet, strangely enough, man forgets again and again the meaning of divine procreation. This is surely no evidence of a strong life of the spirit; and yet the penalty of misunderstanding is heavy, for it is nothing less than neurotic decay, embitterment, atrophy and sterility. It is easy enough to drive the spirit out of the door, but when we have done so the salt of life grows flat – it loses its savour.”
(Freud and Jung)

Ateist Hareketin Amaçları Ne? – Greta Christina

Bu makale, Freethought Blogs‘da Greta Christina‘nın sayfasında 21 Aralık 2011 tarihinde yayınlanan “What are the Goals of the Atheist Movement?” başlıklı makaleden çevrilmiştir.

 

“İnançlılarla din hakkında tartışmanın, dinle alay etmenin ya da dini aşağılamanın ateistlere hiçbir faydası yok. Aslında tam ters etki yaratıyor ve davamıza zarar veriyor.”

Ateistler arasında bu argümanla sıklıkla karşılaşıyoruz. Benim yanıtım genelde “Hiç de değil!” demek oluyor. Genellikle tarihten örnekler veriyorum ve sosyal değişim hareketlerinde hem cepheleşmenin hem de diplomasinin bulunmasının ne kadar etkili olageldiğine işaret ediyorum. “İyi polis/kötü polis” dinamiğinin (E polislerin bunu kullanmasının bir sebebi var elbet) etkililiğine işaret ediyorum. Overton penceresi‘ne (yani, radikal görüştekilerin ağırlık merkezini hareket ettirerek, merkez görüştekilerin görece daha makul görünmelerini sağlamaları fikrine) işaret ediyorum ve cepheleşmecilerin (confrontationalists*) diplomatların işini zorlaştırmayıp kolaylaştırdığını savunuyorum. Ateşli olanlarımızın görünürlüğü arttırmak için çok faydalı olduklarına işaret ediyorum … ve görünürlüğün mitlere karşı çıkarken olduğu gibi topluluk inşası için de çok önemli olduğunu. Farklı kişilerin farklı mizaçları olduğuna ve farklı aktivizm yöntemleriyle harekete geçtiklerine işaret ediyorum: bazı insanlar sakin, anlayışlı bir sese daha kolay kulak verirken, bazıları tutkulu bir adalet çığlığına daha kolay kulak veriyorlar, başkaları da kralın çıplak olduğunu söyleyen alaycı, mizahi bir taşlamayı daha rahat duyuyorlar. Ve ayrıca aktivistlerin de farklı mizaçları olduğuna; dolayısıyla kibar diplomasi, ortalamada ateşli bir cepheleşmeden daha etkili olsaydı da, cepheleşme konusunda yetenekli olup diplomasiyi beceremeyen aktivistler için hiç de faydalı olmadığına işaret ediyorum. (Ve tam tersi.)

Bugün, biraz başka bir şekilde yanıt vermek istiyorum.

Bugün, şu soruyu sormak istiyorum: “Tam olarak hangi hedeflerden bahsediyoruz?”

Ben bütün ateistlerin – hatta tüm ateist aktivistlerin dahi – aynı hedeflerle hareket ettiğini düşünmüyorum. Ve belki de bazı anlaşmazlıklarımızın ve tartışmalarımızın kaynağı bu olabilir.

Birçok ateist için ateist aktivizmin başlıca hedefi anti-ateist yobazlığı ve ayrımcılığı azaltmak ve dinle devlet arasında daha bütünlüklü bir ayrım için çabalamak. Ana amaçları; ateistlerin, toplumun mutlu, ahlaklı, üretken bireyleri olarak algılanmalarını, tüm ve eşit hak ve sorumluluklara sahip olmalarını sağlamak. Ateistlerin toplumda tam olarak kabul edilmelerini ve ateizmimizin meşru olarak tanınmasını istiyorlar. Ateist karşıtı mitlere ve yanlış fikirlere karşı durmak istiyorlar. Ve kızgın, cepheleşmeci, ateşli ateistleri bu mitleri besleyen, dindar inançlıları daha da yabancılaştıran ve dolayısıyla herkesin işini zorlaştıranlar olarak görüyorlar.

Ama bütün ateistler bunu ana amaç olarak görmüyorlar.

Birçok ateist için, bizim ana amacımız dünyayı dinden uzaklaşmaya ikna etmek.

Yani, evet, elbette, ateist aktivistlerin çoğu, anti-ateist yobazlığın yok olduğunu görmeye bayılırdı ve bunun için çabalıyorlar. Ama birçoğumuz – ki ben de onlardan biriyim – bunu amaçlarımızdan sadece biri olarak görüyoruz. Birçoğumuzun istediği, inananlarla ateistlerin birarada yaşadığı ve birbirlerinin pratiklerini (ya da pratiklerin yokluğunu) saygıyla karşıladığı bir dünyadan ibaret değil. Birçoğumuz, dinin olmadığı bir dünya istiyoruz. Tabii bunun yasayla, şiddetle ya da herhangi bir baskıyla gerçekleşmesini istemiyoruz. Ama dinin sadece yanıldığını düşünmüyoruz. Biz dinin zararlı olduğunu düşünüyoruz. Bazılarımız, dehşete düşürecek derecede zararlı olduğunu düşünüyor. Bazılarımız, doğası gereği zararlı olduğunu,dini din yapan özelliklerin bizzat kendilerinin onu korkunç zararlı hale getirebilen şeyler olduğunu düşünüyor. Dahası, dinin sadece ateistlere değil milyarlarca inanana da zarar verdiğini görüyoruz. Böylece, dinin artık var olmadığı bir dünya için çabalıyoruz.

Ve bazılarımız – ki ben de onlardan biriyim – esasında insanları dinden ayrılmaya ikna etmenin, inananları ateistlere tahammül etmeye ve ateistleri kabul etmeye ikna etmekten çok daha erişilebilir bir hedef olduğunu düşünüyoruz. Biz, dinin, doğası gereği, inananların farklı inançtaki bireyleri kabul etmelerini zorlaştırdığını – ve inancı olmayanları kabul etmelerini neredeyse imkansız hale getirdiğini – düşünüyoruz. (Daniel Dennett bunu “Breaking the Spell” kitabında çok güçlü bir şekilde işliyor: dinin hiçbir sağlam kanıta dayanmıyor oluşu, paradoksal bir biçimde, insanların ona daha sıkıca tutunmalarına ve onu daha hırsla savunmalarına yol açıyor.) Biz, inançlılar arasında evrensel birlikçi görüşlerin ve hoşgörünün istisnai olduğu kanaatindeyiz. Ve biz, eğer ateizmin daha geniş kabul gördüğü bir dünya istiyorsak, bunu ateizmin çok daha yaygın olduğu bir dünya yaratarak elde etmenin çok daha kuvvetle muhtemel olduğunu düşünüyoruz.

Şimdi: Anti-ateist yobazlığın ve din-devlet ayrımının başlıca hedeflerimiz olduğunu kabul etsem bile, yine de cepheleşmeciliğin stratejimizin değerli bir parçası olduğunu savunurdum. Başka hiçbir sebep için değilse görünürlük için ve Overton penceresi için. Gerçi, bunlar bizim yegane (ya da başlıca) hedeflerimiz olsaydı, diplomasiye daha fazla öncelik vermemizi ve cepheleşmeyi biraz arka plana almamızı savunacağımı söylemeliyim. Eğer ana hedefimiz dünyayı ateistlerin iyi insanlar olduğuna ikna etmekse, en efektif taktik insanların asabını bozmak olmayabilir.

Ama dünyayı ateistlerin iyi insanlar olduğuna ikna etmek ana hedefimiz değil. Yani, bu hepimiz için geçerli değil. Birçoğumuz için, yasal haklar kazanmak ve bunların uygulamaya konmasını temin etmek (mesela lise toplulukları oluşturma hakkı, çocuklarımızı koruma hakkı, ilköğretim okullarında çocuklarımıza dini düşünceler öğretilmemesi hakkı, ya da ABD ordusunda askerken dinin zorla benimsetilmemesi hakkı gibi) bizim en büyük önceliğimiz – insanlar bu arada bizim iyi insan olduğumuzu düşünseler de düşünmeseler de. Ayrıca birçoğumuz için, insanları dinden ayrılmaya ve ateizme ikna etmek en büyük önceliğimiz. Biz, diğer hedeflerimize ulaşmak için en iyi stratejinin bu olduğunu düşünüyoruz. Ve bunun başlı başına zahmetimize fazlasıyla değer bir hedef olduğunu düşünüyoruz.

Şimdi: Eğer hedeflerimize ulaşmak için en iyi taktiğin ne olduğu hakkında ya da insanları dinden ayrılmaya ikna etmenin zahmete değer bir hedef olup olmadığı konusunda aynı fikirde değilseniz o zaman haydi bunu konuşalım.

Ama eğer cepheleşmeciliğin – inananlarla din hakkında tartışmanın, dinle dalga geçmenin ya da dine hakaret etmenin – davamıza zarar verdiğini savunuyorsanız, tartışmaya devam etmeden önce şu soruya kafa yormaya değer: Tam olarak hangi davadan bahsediyoruz?

Çünkü aynı şeyden bahsetmiyor olabiliriz.

*  Metnin orijinalinde geçen “confrontationalist” sözcüğünü “cepheleştirmeci” olarak çevirmeyi uygun bulduk. Çevirimizin anlamı tam olarak karşılamadığını bilmekle beraber, bu sözcük için genel kabul görmüş başka bir çeviriden – şimdilik – haberdar değiliz. Ateizm tartışmaları bağlamında “confrontationalist” sözcüğü; dindarlarla yüzleşmekten, polemiğe girmekten ve zıt düşmekten kaçınmayan aktivistler için kullanılıyor. – Out for Beyond



if

“İhtiyaçlarımız”a kimin ihtiyacı var?

 

  1. Giriş1

 

Enerji talebindeki artışı analiz ederken sıklıkla yapılan bir hata, enerji politikası tartışmalarını çıkmaz yola sokuyor. Sağcı siyasiler; birtakım ekonomik değişkenlere referans verip, elektrik kesintileri yaşamamak için nükleer enerjiye ve “temiz” kömür santrallerine ihtiyacımız olduğuna inanmamızı istiyorlar. Öte yandan, daha “duyarlı” siyasiler2 yenilenebilir enerji kaynaklarının toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli olduğunu iddia ediyorlar. Sonuçta; tüm tartışma, her birimiz, refahımız için hangi enerji sektörünün daha iyi olduğunu anlamaya çalışan yatırımcılarmışız havasında geçiyor.

Kendi savımdan bahsetmeden önce burada bir parantez açıp birkaç uyarıda bulunmalıyım. Her şeyden önce, bizler kesinlikle yatırımcı falan değiliz; aksine, emek gücü olarak, yatırım yapılacak metalardan biriyiz. İkincisi, yenilenebilir enerji kaynakları kesinlikle yeterli falan değiller. Tabii bu, bazı bölgelerde yeterince güneş ya da rüzgar olmamasından değil, mevcut sistem içinde yeterli diye bir şeyin olmamasından kaynaklanıyor. Dünyaları verseniz yetmez.3 Üçüncü olarak, atmosferdeki karbondioksit miktarıyla ilgili güncel verileri, yenilenebilir enerji piyasasındaki yatırımlarla kıyaslarsanız, verilerin ahenkle dans ettiğini göreceksiniz. Elbette bunun anlamı, yenilenebilir enerji kaynaklarının çok karbondioksit saldığı değil; ama belki sizi iklim krizinin yenilenebilir enerji yatırımlarıyla çözülemeyeceğine dair derin düşüncelere sevkedebilir. Parantezi kapatıyorum.

Bu yazıda, hangi enerjinin “temiz” hangisinin kirli olduğuna dair kafa karışıklığının ve aslında tüm bu sektörel kıyaslamaların, anlamı bulanıklaştırılmış bir “ihtiyaç” kavramının doğal sonuçları olduğunu iddia ediyorum.

Konuyla ilgili yanlış anlaşılmalardan biri, iklim değişiminin insan kaynaklı mı doğal mı olduğuna dair tartışmalar olgunlaşırken başladı. İklim bilimciler ciddi bir antropojenik etkinin varlığını; yani, iklim değişiminin, güneşte ya da iklimin doğal döngülerine gerçekleşen normal bir değişiklik sonucu oluşmadığını, dünyadaki insan faaliyetleriyle kol kola gittiğini gösterdiler. Bilimsel tartışma dahilinde son derece yerinde bir tespit; ama iklim krizini tarihselliğiyle incelemek isteyen birini yanlış yönlendirebilir. Zira, tek tek bireyler olarak küresel iklim değişiminin sebebi olduğumuz yanılsaması yaratabilir. Ben bunun tam aksini savunacağım: Tek tek bireyler olarak bizler, kapitalizmin sebep olduğu küresel iklim değişimin mağdurlarıyız.4

 

  1. Bu ihtiyaçlar” “bize” mi “lazım”?

 

Bu ihtiyaçlar”

Bir İstanbul depremi, sağlık sektöründe kârları tavana fırlatacaktır ve inşaat sektörü için emsalsiz yatırım fırsatları yaratacaktır. Örnek çoğaltmak kolay: Okyanusun ortasında bir petrol sızıntısı; milyonlarca insanı etkileyen bir salgın hastalık; demokrasi falan bir şeyler götürmek üzere şu ya da bu ülkeyi bombalamak; tarım arazileri açmak için büyük orman yangınları başlatmak…

Bunların – en azından çoğumuz için – günlük yaşamın parçası olmadığını kabul ediyorum. Ama o kadar önemli bir husus ki. Orduyu alalım mesela: ABD, yıllık GSYİH’sinin %4,7’sine tekabül eden 698.105.000.000 doları askeri harcamalara veriyor. Fransa 61.285.000.000 dolar kullanıyor, ki bu GSYİH’nin %2,2’si. Liste uzayıp gidiyor. 2010 yılında NATO harcamaları 1.084.915.000.000 dolardı.5 Bu sayıları sesli olarak okumaya çalışmanızı rica ediyorum. Bu ihtiyaçlar bizim değil.

Tipik bir cirit füzesi, yaklaşık 80.000 dolar ediyor. Bunlar savaşlarda güvercine yem atar gibi harcanıyorlar. Ve piyasa için harika bir seçenek. Hatta, elma üretmekten ya da ne bileyim ilkokul yaptırmaktan çok daha karlı bir seçencek. Gayri safi milli hasılada nitelikli bir artış sağlıyor. Ve aynı zamanda enerji ihtiyacını da körüklüyor.

Ve bu, önceki örneklerimizin hepsi için de geçerli. Bunlar, dünya ekonomisinin kesinlikle ihtiyaç duyduğu şeyler. Ancak: Bu ihtiyaçlar bize mi lazım?

 

Bize”

 

Bizim ihtiyacımız olan, iki nokta arasında rahatça yolculuk etmek; şirketlerin ihtiyacı olansa, bizim bu süreçte mümkün olan en fazla tüketimi yapmamız: buyrun size dört-çeker arabalar ve duble yollar. Bizim ihtiyacımız olan, ailemizle ve arkadaşlarımızla haftada bir iki kez konuşabilmek; şirketlerin ihtiyacı olansa, bizim bu süreçte mümkün olan en fazla tüketimi yapmamız: buyrun size üç ay ömürlü, onarıl(a)mayan, kullan-at cep telefonları. Kapitalist sistemin sadece tek bir ihtiyacı olduğuna işaret eden tekrarıma dikkat edin: kâr maksimizasyonu. İnsani bir ihtiyaç, ancak pazarlanabilir olduğu ölçüde kapitalizm için bir anlam ihtiva eder.

Ancak bir şeyin pazarlanabilir oluşu, onun insani bir ihtiyaç olduğu anlamına gelmez. Hedef kitlesi kılcal damarlarımızcasına dört bir yanımızı saran reklam sektörüne biz mi ihtiyaç duyuyoruz? Bankalar bizim için gerekli mi? Petrol savaşları bizim bir ihtiyacımız mı? İşsizlik bizim bir ihtiyacımız mı?6 Bunlar sadece kapitalizmin bekası için lazımdır. Ama bize lazım değiller.

Bu yazının sınırlarını aşacak daha derinlikli bir analiz, kapitalizmin, ekonomik krizlere olduğu kadar ekolojik krizlere de ihtiyacı olduğunu gösterecektir. Bu konuyla ilgili, Joel Kovel’in muhteşem kitabı Doğanın Düşmanı‘nı şiddetle öneriyorum.

 

Lazım”

 

“İşte, İngiltere’de bir muffin yapımındaki geçilen enerji basamaklarından bazıları: (1) Buğday; fosil yakıtla çalışan ve yenilenemez malzemeden üretilmiş bir kamyon aracılığıyla götürüldüğü (2) büyük, merkezi bir fırında son derece verimsiz çalışan makineler tarafından öğütülür, pişirilir ve paketlenir. Fırında, buğday, (3) inceltilir ve çoğunlukla (4) beyazlatılır. Bu süreçler cazip bir beyaz ekmek üretir ama buğdaydaki besin öğelerini kuşa çevirir; bu yüzden (5) un; niasin, demir, tiamin ve riboflavin ile zenginleştirilir. Ardından, İngiliz muffin’lerinin, günlerce haftalarca raflarda bekleyecekleri dükkanlara giden uzun kamyon yolculuklarına dayanmaları için (6) koruyucu kalsiyum propiyonat eklenir; tabii hamura kıvam verecek (7) kalsiyüm sülfat, monokalsiyum fosfat, amonyum sülfat, mantar enzimleri, potasyum bromat ve potasyum iyodatla beraber. Sonra ekmek (8) pişirilir ve (9) raflara dikkatinizi çekmek üzere rengarenk basılmış (10) karton bir kutuya konur. Kutu ve muffin, (11) petrokimyasallardan üretilmiş plastik bir torbaya konur, (12) yine petrokimyasallardan üretilmiş plastik bir bağ kapatılır. Muffin paketleri böylece (13) bir kamyona yerleştirilir ve (14) klimalı, floresan aydınlatmalı, müzik yayını yapılan gıda marketine taşınır. Son olarak siz, (15) iki ton metal yığınını markete götürüp getirirsiniz ve nihayet muffin’ler (16) tost makinesindeki yerlerini bulurlar. Neticede de karton kabı ve plastik paketi çöpe atarak (17) katı atıklara katkınızı koyacaksınız. Bütün bunlar epi topu 130 kalorilik bir muffin için.”7

Tüm bu basamaklar bize lazım mı? Yoksa acaba, sadece belirli küresel ekonomi koşullarında her bir muffin’in bu yolculuğu gerçekleştirmesi daha ucuza geldiği için olabilir mi tüm bunlar? Bu hikayede bize lazım olan sadece kahvaltıda yiyeceğimiz bir muffin’di, ama bunun üretmek için kapitalist sisteme lazım olan şeyler bir ekolojik afete sebep oldu. Kahvaltı için bir poğaça istemek bizim bir suçumuz falan değil. Yine de, kapitalist sisteme karşı mücadele etmez ve bildiğimiz dünyanın sonuna8 rıza gösterirsek bu kesinlikle bizim suçumuz.

 

  1. Her çevrecinin kapitalizmle ilgili bilmesi gerekenler

 

Ekolojik krizin – özelde de iklim krizinin – çözümünün, nükleer enerjiyle falan hiçbir alakası yok, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla da çok uzaktan alakası var. Biz komünistler, tüm üretimde köklü bir azaltım öneriyoruz – ki bu kapitalizmin doğasına aykırı. Yeni güneş enerjisi santrallerinin inşa edilmesini teklif etmiyoruz. Hali hazırda var olan santrallerin yaklaşık yarısının kapatılmasını öneriyoruz, ve bunu yaparken dünyadaki toplam refaha hiç müdahale etmeyeceğimizi iddia ediyoruz.9 Ancak enerji “talebini” en azından yarı yarıya indirdikten sonra, geri kalan santrallerin yenilenebilirlerle değiştirilmesini gündemimize alacağız. Ancak üretim araçlarının özel mülkiyetini ilga ettikten sonra, şirketlerin ihtiyaçlarını bizim ihtiyaçlarımızdan ayrıştırmak mümkün olacak. Ancak komünist bir dünyanın inşası sırasında gerçek insani ihtiyaçlarımızı keşfetmeye başlayacağız. Daha önce değil.

Küresel iklim değişiminin asli sebebi bizim ihtiyaçlarımız değil. Küresel ısınma, bizim gündelik faaliyetlerimizin doğrudan bir sonucu değil. Kâr maksimizasyonundan başka güdüsü olmayan endüstriyel, tarımsal ve ticari faaliyetlerin bir sonucu. Bizim taleplerimizle kapitalizmin arz mekanizmalarının işleyişi arasında muazzam bir mesafe var. Biz ekolojik krizin sorumlusu değiliz, mağdurlarıyız. Bizler, şiddetli kuraklık sebebiyle açlık çekenleriz; bizler, aşırı hava olayları sebebiyle yakın zamanda evlerini terk etmek zorunda kalanlarız; bizler, aşırı yağışın ceremesini çekenleriz. Ayrıca bizler; tüm bu acılara son vermeye ihtiyacı, hakkı ve gücü olanlarız. Hiçbir rüzgar enerjisi şirketi bunu bizim adımıza yapmayacak.

 

 

1  Bu yazı, Out for Beyond’da Who Needs Our Needs başlığıyla yayınlanan İngilizce orijinalinden özgürce çevrilmiştir.
2  Al Gore özel olarak değinilmeyi hak ediyor bu hususta.
3  John Bellamy Foster’ın ilham verici bir makalesi, kapitalizm ile ekonomik küçülmenin bir arada var olmayacağını tartışıyor.
4  Okuyucunun ne kast ettiğimi anlayacağını umuyorum. Kapitalizmin sadece belirli toplumsal ilişkileri tanımladığının ve dolayısıyla son kertede insan-kaynaklı olduğunun tabii ki farkındayım. Kapitalizm gerçek toplumsal ilişkilerin yabancılaşmış halidir: İnsanlar arasında bir ilişkilenmeyi değil, kapitalist mefhumlar arasında insan aracılığıyla kurulan bir ilişkiyi işaret eder.
5  Çin, Japonya, Rusya, Brezilya, Hindistan ve Avusturalya’nın NATO üyesi olmadığını hatırlatalım.
6  “In these crises, there breaks out an epidemic that, in all earlier epochs, would have seemed an absurdity — the epidemic of over-production. Society suddenly finds itself put back into a state of momentary barbarism; it appears as if a famine, a universal war of devastation, had cut off the supply of every means of subsistence; industry and commerce seem to be destroyed; and why? Because there is too much civilization, too much means of subsistence, too much industry, too much commerce.” Karl Marx and Friedrich Engels, Manifesto of the Communist Party.
7  Jeremy Rifkin, Entropy: A New World View (New York, Viking, 1980) sayfa 131.
8  Burada başka bir yanlış anlaşılmayı önlemek için kısa bir uyarıda bulunmalıyım: “Bildiğimiz dünya” dediğimiz şeyle sadece kederli kutup ayıları, mutsuz mercan kayalıkları, dağ zirvelerinde eriyen buz kütleleri ve birtakım yok olma tehlikesindeki türler kast edilmiyor sadece; aynı zamanda, uygarlıktan her ne anlıyorsanız onun tamamı da kast ediliyor. Mesele gerçekten sosyalizmle barbarlık arasında bir tercih noktasına geldi.
9  Yani, tabii ki refahın paylaşımındaki adaletsizliği kesinlikle ortadan kaldıracağımız ve bu açıdan dünyadaki refaha müdahale edeceğimiz doğru. Ama bu burada konu dışı kalıyor.


Ege M. Diren


Existenz and aiming for the impossible

Earlier today I read this beautiful passage from German Existenz-philosopher Karl Jaspers in Man in the Modern Age, which he wrote in 1930:
 
“The demands which the situation makes upon man are so exacting that none but a being who should be something more than man would seem capable of complying with them.

“The impossibility of complying with these demands leads us to evade them, to accommodate ourselves to that which is transitorily present, and to arrest our thoughts at a boundary.

“One who believes that everything is in order and who trusts in the world as it now is, does not even need to be equipped with courage.

“He complies with the course of events which (so he believes) work for good without his participation.

“His alleged courage is nothing more than a confidence that man is not slipping down into an abyss.

“One who truly has courage is one who, inspired by an anxious feeling of the possible, reaches out for the knowledge that he alone who aims at the impossible can attain the possible.

“Only though experience of the impossibility of achieving fulfilment does man become enabled to perform his allotted task.”

22nd December

Playlist:

Ste McCabe – Christmas Time For Sanctimonious Swine
McCarthy -Should The Bible Be Banned? -September
Vandals -I Don’t Believe In Santa Claus
Severe -Santa Claus Is Coming To Town -Punk Rock Advent Calendar
Crass -Merry Crassmass -Crass Records
Sonic Boom Six -For The Kids Of The Multiculture
Robb Johnson -A Christmas Carol
Less Than Jake -Grandma Got Run Over By A Reindeer
Eastfield -Why Do People Sing About Riots -Bazdmeg
Santa Belles -Christmas Hoedown
Severe -Rock N Roll Christmas -Punk Rock Advent Calendar
Ste McCabe -Accessorise (Cassette Donkey’s Bubblegum Remix)
Ember Swift -Oh So Sweet -Few’ll Ignite
Dan Sartain -Now Now Now (With Jane Wiedlin) -One Little Indian
TVTVs -Daddy Drunk Our Christmas Money
Asian Dub Foundation -Where’s All The Money Gone?
Paranoid Visions featuring TV Smith -Outsider Artist -FOAD
Ramones -Merry Christmas (I Don’t Want A Fight)
Thee Faction -Capitalism is Good For Corporations, That’s Why You’ve Been Told Socialism Is Bad All Your Life
Robb Johnson -When It’s Gonna Snow?

Vegan Mince Pies

MINCE PIES (Vegan) Recipe at MyDish

MINCE PIES (Vegan)

Ingredients

  • 1 LB  Organic Fine Plain Wholemeal (or Spelt) Flour
  • 1 LB  Organic White Plain Flour
  • 2 TBSP  Cornflour
  • 1 LEVEL TSP Baking Powder
  • 1 LEVEL TSP Sea Salt
  • 1 LB  Vegetable Margarine (Suma or Biona are good for a short pastry)
  • 5 OZS Light Muscovado Sugar
  • 3-4 TBSP Cold Water
  • 2 JARS Mincemeat

Method

  • PASTRY PREPARATION
  • 1. Measure out FLOUR, CORNFLOUR, BAKING POWDER, SALT and sift into large bowl.
  • 2. Measure out SUGAR and sift into separate bowl.
  • 3. Cut chilled MARGARINE into the flour and rub it in using the tips of fingers until it resembles fine breadcrumbs.
  • 4. Add SUGAR.
  • 5. Have some COLD WATER ready in a cup and add 3 TABLESPOONS and begin to mix in to form a firm dough that will roll into a ball. Add more water very gradually at this stage as too much will spoil the pastry – the less the better!
  • 6. Turn into a polythene bag and refrigerate for half an hour. (This quantity is enough for making 36 mince pies, any not used can be frozen).
  • MAKING MINCE PIES
  • 7. Grease a 12 cup bun baking tray for making pies.
  • 8. Begin by using around a quarter of the chilled pastry on a floured surface and roll with floured rolling pin into a flat shape. If the dough is right then this will be easy and there will be no sticking to the rolling pin.
  • 9. Use PASTRY CUTTERS (improvise with a lid from a jar!) to cut the right size of circle to fit baking tin shape.
  • 10. Put a teaspoonful of mincemeat into each pie. Do not overfill.
  • 11. Now cut a smaller circle of PASTRY to act as a lid to the mince pie.
  • 12. With a PASTRY BRUSH wet the edges of the pies and wet the inside edge of the pastry lid. Place on top of each pie, pressing edges to stick together.
  • 13. Use a FORK to make a pattern on the rim of pastry.
  • 14. Brush tops with SOYA MILK and sprinkle with DEMERARA SUGAR.
  • 15. Finally, use the thin end of a teaspoon to make a small hole in the centre of each pie.
  • BAKING
  • 16. Bake at 200 degrees C/ 400 degrees F for 20 – 25 minutes until golden brown. Leave in tray for 10 minutes before removing to cooling rack.

Tips

  • * Sunflower margarines are best for baking. BIONA ORGANIC SUNFLOWER VEGETABLE MARGARINE and SUMA SUNFLOWER are particularly good because they contain palm oil.
    * The CO-OP do a nice light mincemeat that is Vegan and economical to buy.
    * Mince Pies freeze well.

Nut Roast Recipe

Simple but tasty, this classic nut roast is very good with any of our gravy recipes. Adapted from ‘Easy Vegan Cooking’ by Leah Leneman

Serves:

6 – 8

Time:

80 minutes: 20 minutes preparation time, 40-60 minutes to bake

No sesame
Reduced sugar
Ingredients:

1 onion
3 tbsp vegetable oil
2 small tomatoes
30g/1oz wholemeal flour
140ml/5fl oz water
1 tbsp soya sauce
115g/4oz hazelnuts
115g/4oz broken cashew nuts
85g/3oz wholemeal breadcrumbs
1 tsp dried mixed herbs
2 tbsp soya flour, available from health food shops
Optional: pine nuts to scatter on the top – add about 10 minutes before the end of baking time or else they will burn

Method:

1. Score the tomato skins, place in a cup and top with boiling hot water.

2. Chop the onion finely and sauté it in the oil until tender.

3. Preheat the oven to 350ºF/180°C/Gas Mark 4.

4. Skin and chop the tomatoes and add them to the pan. Cook for 5 minutes. Stir in the flour and slowly add the water, stirring constantly to avoid lumps. Remove from the heat.

4. Grind the hazelnuts and add them to the sauce together with all the other ingredients. Mix very thoroughly and place in a greased bread tin or pie dish. Bake in a moderate oven for 45 minutes to 1 hour. Serve with gravy and seasonal vegetables.

15th December

Guests:

Blacklight Mutants

Playlist:

Amebix -Arise -Spiderleg Records
Severe -Oi! To The World -Punk Rock Advent Calendar
Blacklight Mutants -Wish
Crass -Big A Little A -Crass Records
Blacklight Mutants -Festival -Live In The Studio
Blacklight Mutants -Complimanix
Cress -DIY
Omega Tribe -Another Bloody Day
Blacklight Mutants -Black Arm Bands -Live In The Studio
Citizen Fish -Human Conditioner -Bluurg
Dan Sartain -Now, Now, Now featuring Jane Wiedlin -One Little Indian
Ember Swift -Jiayou/ You Can Do It -Few’ll Ignite Sound
Robb Johnson & The Irregulars -Second Division Life -Irregular Records
Armed Response Unit -Line The Casket
Jello Biafra And The Guantanamo School Of Medicine -Victory Stinks -Alternative Tentacles
B. Dolan -Film The Police -Strange Famous Records