Arch Linux’u USB Belleğe Kurmak

Bu rehberin amacı kendinize ait ve USB bellek içinde taşıyabileceğiniz, sizin özelleştirdiğiniz ve kurulumun her adımını bilerek yaptığınız bir GNU/Linux’a sahip olmak. Yani, ihtiyaçlarınız nelerse sadece onları ekleyecek, her an yanınızda taşıyabilecek ve sorunsuz bir şekilde güvenle kullanabilecek, kişiselleştirilmiş bir dağıtımınızın olması.

Herhangi bir GNU/Linux dağıtımını da USB belleğinize yazdırabilir, tüm bu aşağıda anlattığım kısımlara girmeden kolayce USB belleğinizde çalışan bir dağıtıma sahip olabilirsiniz. Fakat bu yöntemin sağlayacağı faydalara bakarsak eğer:

  • Kurulumun her aşamasını görme, yapma ve düzenleme fırsatına sahip olacaksınız.
  • Bu sizin GNU/Linux bilginizi arttıracak mükemmel bir fırsat olabilir.
  • İstemediğiniz bir sürü gereksiz uygulama yerine sadece sizin istediğiniz uygulamalardan oluşan bir sisteme sahip olma olanağı.
  • Güvenliği kendi ihtiyaçlarınız doğrultusunda sağlayabilme (iptables vs).
  • Güvenmediğimiz makinelerde kullanabilme. (Eğer internet dinleniyorsa gene güvenliğiniz tehlikede olabilir fakat Tor ve VPN seçenekleri mevcut.)

O kadar faydasını saydım peki bize zararı olabilir mi?

  • Zaman gerektirebilir.
  • Aşamalarda karşılaşabileceğiniz sorunlar sizi yıldırabilir. Ama yılmayın, arayın muhakkak yazılmış bir şeyler bulursunuz.

Karışık bir rehber gibi gözükebilir ama elimden geldiğince her şeyi çok açık olarak yazacağım. Önce, elimizde GNU/Linux kurulu bir sistem olursa (Arch olmadığı varsayılarak anlatılacak rehber) sorunsuz bir şekilde ilerleyebilirsiniz. Hemen hemen tüm işlemler root olarak gerçekleştirilecek, o yüzden dikkatli olmanızda fayda var. Komutlar “~ $” ile düzenlenecek kısımlar “#”  (başlarına # koymayın) ile gösterilmiştir.

1. USB belleği biçimlendirmek

USB belleğimizi taktık ve öncelikle bunda bir bölüm oluşturmalıyız. Bu da cfdisk’i kullanarak yapacağız. Sizin dikkat etmeniz gereken USB’nin bağlama noktasının ne olduğu. Ben /dev/sdc olarak alıyorum. Sizde bu /dev/sdb olabilir veya /dev/sd[x] (x herhangi bir değer) olabilir. Yanlışlıkla kullandığınız alanı seçerseniz bilgileriniz silinecektir.

~ $ cfdisk /dev/sdc
New -> Primary -> Linux, Write diyerek yazıyor ve Quit diyerek bu ekrandan çıkıyoruz.

2. Arch Linux Bootstrap paketi

Arch Linux’un cd imajını yazdırıp oradan da gidebilirsiniz. Fakat, bu rehberde bootstrap ile kurulumu gerçekleştireceğiz. Öncelikle Arch Linux’un bu paketini indirip arşivden çıkartmalıyız. İndireceğiniz dizinde açacağınızı varsayıyorum.

~ $ wget -c http://mirrors.kernel.org/archlinux/iso/2013.12.01/archlinux-bootstrap-2013.12.01-x86_64.tar.gz
~ $ tar xzf archlinux-bootstrap-2013.12.01-x86_64.tar.gz

Arşivi çıkarttıktan sonra elimizde root.x86_64 adında bir klasörümüz olacak. Burada chroot olmadan önce Arch Linux’un yansı dosyasını düzenlemeliyiz.

~ $ nano root.x86_64/etc/pacman.d/mirrorlist

Size en yakın olan sunucunun başındaki # işaretini kaldırın ve kaydedip çıkın. Buradan sonra şu işlemleri gerçekleştirin:

~ $ cp /etc/resolv.conf root.x86_64/etc
~ $ mount --rbind /proc root.x86_64/proc
~ $ mount --rbind /sys root.x86_64/sys
~ $ mount --rbind /dev root.x86_64/dev
~ $ mount --rbind /run root.x86_64/run

Önemli noktaları bağladıktan sonra chroot için artık hazırız:

~ $ chroot root.x86_64 /bin/bash

Kuruluma geçmeden önce son adım olarak Arch Linux paket yöneticisi pacman‘in anahtarları kurması gerekmektedir.

~ $ pacman-key --init
~ $ pacman-key --populate archlinux

İlk bölümde USB belleğimizde bir alan oluşturmuş fakat bunu biçimlendirmemiştik. Şimdi bu oluşturduğumuz alanı biçimlendirelim:

~ $ mkfs.ext4 /dev/sdc1 -L /

Görüldüğü üzere “-L /” ile biçimlendirdiğim bu alana “/” etiketini verdim. Bu seçenek size kalmış. Ext4 yerine farklı bir dosya sistemi de seçebilirsiniz. Daha sonra USB belleğimizi bootstrap altında bağlamalıyız:

~ $ mount /dev/sdc1 /mnt

Her şey buraya kadar yolunda gittiyse rahatça kuruluma geçebebiliriz.

3. Arch Linux kurulumu

Önce, temel Arch Linux kurulumu gerçekleştirip Grub yerine Syslinux’u tercih edeceğiz. Grub’la devam etmek isteyen varsa kurulumu yapıp Grub ayarları için Arch Linux’un wikisine bakabilir. Biraz sıkıntılı olduğu için ben Grub’u atladım. Syslinux hiç sıkıntı çıkartmadı bana. Temel kurulum:

~ $ pacstrap /mnt base syslinux

Bu işlem biraz sürebilir. Yaklaşık 150mb kadar paket indirip kuracak. USB belleğinizin yazma hızı da önemli. Kurulum tamamlandıktan sonra fstab‘ı oluşturalım:

~ $ genfstab -p /mnt >> /mnt/etc/fstab

Burada /dev/sdc1 olarak değil de UUID üzerinden gitmeliyiz. Çünkü farklı makinelere taktığımız zaman bağlama noktası farklılık gösterebilir ve sistemimiz açılmayabilir. USB belleğinizin UUID numarası fstab içinde var. Eğer yoksa:

~ $ ls -l /dev/disk/by-uuid/
total 0
lrwxrwxrwx 1 root root 10 Dec 31 17:09 6c27259c-bff8-42a2-b14a-df16aad78ba4 -> ../../sdc1

UUID numaranız 6c27259c-bff8-42a2-b14a-df16aad78ba4, fstab ise:

~ $ nano /etc/fstab

# UUID=6c27259c-bff8-42a2-b14a-df16aad78ba4 / ext4 defaults,noatime 0 1

Şeklinde düzenlemeniz yeterli. Buradan sonra syslinux’u kurarak ayarlarını gerçekleştireceğiz:

~ $ syslinux-install_update -i -a -m
~ $ nano /boot/syslinux/syslinux.cfg

Syslinux’un ayar dosyasını açtıktan sonra LABEL Arch kısmını bulun ve USB belleğinizin UUID numarasını yazın:

LABEL Arch
MENU LABEL Arch Linux
LINUX ../vmlinuz-linux
APPEND root=UUID=6c27259c-bff8-42a2-b14a-df16aad78ba4 ro
INITRD ../initramfs-linux.img

Kaydedin ve çıkın. Şimdi sıra Arch Linux içinde chroot olmaya geldi:

~ $ arch-chroot /mnt

Hostname –diğer deyişle bilgisayarınızın adı– oluşturalım:
~ $ nano /etc/hostname

Hosts dosyamızı düzenleyelim (localhost’u bilgisayarınızın adıyla değiştirin):
~ $ nano /etc/hosts

Vconsole dosyamızı –klavye, yazı tipi düzeni– oluşturalım:
~ $ nano /etc/vconsole.conf
# KEYMAP=trq
# FONT=iso09.08

Locale dosyamızı –sistem dilini– oluşturalım:
~ $ nano /etc/locale.conf
# LANG=tr_TR.UTF-8

Yerel saatimizi belirleyelim:
~ $ ln -s /usr/share/zoneinfo/Europe/Istanbul /etc/localtime

Karakter desteği (başlarındaki # işaretini kaldırın):
~ $ nano /etc/locale.gen
# tr_TR.UTF-8 UTF-8
# tr_TR ISO-8859-9

~ $ locale-gen/

Initramfs imajını oluşturmadan önce mkinitcpio.conf dosyası içinde küçük bir yer değişikliği yapacağız (block görüldüğü üzere udev’den sonra gelecek):

~ $ nano /etc/mkinitcpio.conf
# HOOKS="base udev block autodetect modconf filesystems keyboard fsck"
~ $ mkinitcpio -p linux

Root şifremizi belirleyelim:
passwd

Kullanıcı (kullanici yerine kendi kullanıcı adınızı seçin) ve kullanıcı şifresi oluşturalım:
~ $ useradd -m -g users -G audio,video,wheel,storage,optical,power,network,log -s /bin/bash kullanici
~ $ passwd kullanici

4. Xorg kurulumu

Şimdi Xorg kuracağız. Farklı makinelerde çalışan bir sistem hazırladığımız için Xorg’u tüm sürücüleriyle kurmalıyız (all diyin).

~ $ pacman -S xorg

5. ALSA kurulumu

Ses için gerekli olan ALSA paketini kurmamız gerekmekte:

~ $ pacman -S alsa-utils alsa-firmware

6. NetworkManager kurulumu

Ben NetworkManager’ı seçtim. Wicd veya başka alternatifler size kalmış. NetworkManager’ı seçmemdeki neden OpenVPN. Kuruluma bunu da dahil edeceğiz:

~ $ pacman -S networkmanager networkmanager-openvpn network-manager-applet
~ $ systemctl enable NetworkManager

7. Masaüstü ortamının kurulması

USB belleğinizin boyutu ne kadar bilmiyorum. Tavsiye olarak ben pencere yöneticisi ya da LXDE gibi hafif masaüstü ortamlarını tercih ederdim. Rehberde LXDE’yi seçtim. Bu seçim size kalmıştır, istersenix XFCE, istersenix Openbox vs. de kurabilirsiniz. Fakat seçimlerinizin yanında bir tane de giriş yöneticisi seçmeli ve ayarlamalısınız. LXDE’de lxdm var o yüzden farklı bir şey seçmemize gerek yok.

~ $ pacman -S lxde ntfs-3g dosfstools
~ $ systemctl enable lxdm

8. Basit bir kişiselleştirme

Buradan sonra kullanmak istediğimiz programların kurulumu var. Ben basit bir örnek üzerinden göstereceğim. Tarayıcı seçiminden ofis ortamına kadar her şey size kalmıştır.

~ $ pacman -S firefox pidgin pidgin-otr abiword abiword-plugins gnumeric transmission-gtk icedtea-web-java7 gimp epdfview tor vlc ttf-dejavu
~ $ systemctl enable tor.service

Kurulumda indirilen paketleri yer kaplamaması için temizlemek isterseniz:
~ $ pacman -Scc
~ $  exit

9. Son adımlar

Buraya kadar da her şey sorunsuz bir şekilde kurulmuşsa artık bağlama noktalarını kaldırabilir ve chroot’tan çıkabiliriz.

~ $ umount /mnt
~ $ exit
~ $ umount -lf root.x86_64/proc
~ $ umount -lf root.x86_64/sys
~ $ umount -lf root.x86_64/dev
~ $ umount -lf root.x86_64/run

Artık bilgisayarınızı USB belleğinizden başlatabilir ve Arch Linux’unuzu kullanmaya başlayabilirsiniz. Kurulumun 5, 6, 7 ve 8. adımları kuracak kişiye kalıyor. Burada her adımı kendinize göre özelleştirebilir ve istekleriniz doğrultusunda kurulum yapabilirsiniz. Hepinize kolay gelsin, iyi yıllar.

Una rivelazione su The Jester, e lo scam del QR Code.

Come in ogni buon romanzo, esiste un protagonista e un antagonista. Di solito vanno ad identificare la parte del buono e del cattivo. Stessa cosa nel mondo dell’ hacktivismo, dove da una parte vediamo Anonymous e dall’ altra troviamo molti gruppi antagonisti; non sta a me decidere chi fa la parte del buono e chi fa la parte del cattivo. Oggi vorrei spendere due parole su un personaggio (?) da molti conosciuto, The Jester (th3j35t3r). Continue reading “Una rivelazione su The Jester, e lo scam del QR Code.”

Le e-mail sono sicure?

Tutti i nostri dati sono in chiaro, a cominciare dalle email. Che usiate Gmail o un altro servizio, soprattutto dei Big 9 che alimentano Prism, la vostra corrispondenza elettronica viene sempre aperta, per quanto intima o personale sia. Indirettamente ne avrete la prova aprendo la vostra casella con il navigatore, invece del client abituale: se avete condiviso per email il vostro interesse per la pesca, vi saranno annunci di lenze e mulinelli; se avete vantato i vostri vinili leggerete reclame di giradischi; se progettate colpi di stati in qualche -stan riceverete annunci di viaggi Continue reading “Le e-mail sono sicure?”

Beginning to make sense …

I have been thinking of blogging about Asperger’s and me for a while now.  I’m driven by a desire to make sense of my life in the light of this new information.  At the moment my mind is endlessly running and re-running past episodes, spooling and re-spooling.  Of course, my mind has a tendency to run off like this anyway.  But now I find that I am re-interpreting past events from the point of view of the main player (me! ) being someone with undiagnosed Asperger’s.  I quite often come out of these re-runs in a poor light.  I am hard on myself, I know, when I ‘should’ be kind and congratulate myself on how well I have managed my life, how well I have coped.  One of the things that is hard to adjust to is that I have fucked up and got it wrong so many times.  All those times when I had doubts about something, some event or interaction; all the times I reassured myself that it was ok, that people didn’t think I was odd, that I dealt with that event well, that I was just being down on myself, that everyone had these self doubts from time-to-time … The reality is that I was probably right to have those doubts, that I maybe didn’t deal with the event so well and that those odd looks I thought I picked up on were probably there in actuality.  This isn’t a good place to be, this pit of negativity.

Well, this is NOT a positive first post.  Note to self: must try harder (so, nothing new there then – the old compulsion towards perfection).

Tomorrow is another day.

Visitas fugaces (y no tan fugaces..)

 

////ahora que el espacio está mucho más habitable, no hace frío y casi no tenemos goteras podemos dedicar más tiempo a contaros acerca de nuestros proyectos e ideas.//////

entre cenizas y polvos, el zulo pechblenda se expande y comprime deviniendo un espacio divino, ya no hay vuelta atrás !!

muertas de ganas de recibir visitas (visitas deseadas por supuesto..) y hartas de no ver ni un solo pellejo querido…  nos oimos a nosotras mismas diciendo en voz alta y a diestra y siniestra “VENIROS TODXS PA CALAFOU!”

Pues, en estas últimas semanas las visitas han sido frecuentes, una detrás de otra!

Hace ya unos meses, tuvimos el placer de tener a Quimera Rosa, Oskoff y María (Transnoise) en el lab, trabajando en el Akelarre Cyborg que presentaron junto con Transnoise (Maria y Pin) en Hangar. Una mezcla de sensaciones, vivencias y prácticas sorprendentemente absorventes y alucinantes. Una locura de performance, una locura el participar en ella ya fuese activa o pasivamente…. un colocón en loop que duró días y noches…

dAAX! vino hace relativamente poco,  dispuestx a mostrarnos y a juguetear con el patch que desarrolló en el summer of labs de casablanca con pd. Vino y se/nos la gozamos ya que se la pasó haciendo un live con el patch única y exclusivamente para nosotrxs, mientras hardwareabamos y bailoteabamos cual ritual dentro del lab…  miauuuu…….. Más tarde con los motores encendidos empezamos a experimentar juntas con el pechsynthe que fue creado en pechblenda en octubre. aquí el how to do it http://pechblenda.hotglue.me/circuitos

Fue toda una sorpresa, energía como pulsos envolventes de timbres atonales y ritmos rotos, fluyendo en los espectros y descondensando el imparable voltaje que nos atraviesa permanentemente.

y la más reciente sorpresa ha sido la visita de Geeksha a  quien llevábamos tiempo sin ver.

con ella conspiramos y jugamos aquí podéis tb ver sus geniales proyectos: http://geekshabeka.hotglue.me/

os estamos esperando brujas cyborges ! !

 

 

 

 

siempre intentando mantener intactas las horas de trabajo,  parece ser

York against the war: March 2003

The first was a demonstration organised by York Against the War on Saturday 15th March. I followed a group that marched first along New Walk to the Eye of York. The main march then made its way to a rally under the Rose Window of York Minster.

The second was an impromptu demonstration on 20th March, the day war started. At lunchtime a group of students, trade unionists and the general public met outside the Mansion House and then demonstrated around the City Centre. That evening a vigil was held and further impromptu demonstrations were held on the streets of the city.

Through all of this, a group of people had set up a peace camp on Fulford Ings just south of the Millennium Bridge. Artworks were created; a tree decorated; parties were held. The camp was short-lived. The peace protesters set up the Rainbow Peace Hotel, squatting in a disused hotel (still empty today). They then moved on to a boarded up public house on the Fulford Road. In August, two of the peace protesters, a mother and daughter, died in a house-fire in Acomb.

Millions of us protested, but the politicians went on with the war regardless. We now know that they lied, lied and lied again in order to take us into these pointless, illegal acts of war. Many, too many, people have died.

And for what?

reactions to Crimethinc’s The Ex-Worker Holiday Special

Warning: You should probably know that when I blog, I sometimes try and write well-crafted and carefully structured essays, and other times I just spew my thoughts into a big fucking mess.  This post is in the later category.

Preamble: Since Crimethinc started podcasting, I’ve listened to it almost every time and would encourage other folks with anarchist leanings to do the same.  They always summarize anarchist struggles and actions, which is helpful for a person like me who gets discouraged at the thought of being alone in their beliefs of freedom and equality.  They also usually do a good job of examining issues of importance to anarchists through commentary, interviews, and historical summary.  Past issues have looked at environmentalism, facism, and squatting.  Whether or not I agree with the particular statement they’re making, I can usually respect the place they’re coming from and am enriched by their criticism.

Preamble over.  The latest episode of Crimethinc’s “The Ex-Worker” was a completely anti-religious holiday special.  If you feel like it, check it out here: http://crimethinc.com/podcast/15/

Toward the beginning of the episode, they give the following definition of religion from the Crimethinc Contradictionary:

Etymologically speaking, hierarchy means “rule by the sacred.”  In theory, religion is not necessarily oppressive.  One could hold, as certain revolutionary heretics have, that everyone and everything is sacred.  In practice, the only religions that survived the rise of empires were the ones that were willing to make themselves accomplices to conquest and colonization, not to mention the ones leading the charge.

They then summarize a history of anarchist opposition to religion, complete with relevant quotes from all the greatest anarchist writers.  It concluded with a commentary by the two podcasters, Clara and Alanis.

I have a crap-ton of reactions to the content of the podcast.  Way more than could fit into a blog entry of reasonable length (even though I doubt anybody’s reading), so I’ll just outline a few of them.

The most valuable portion of the podcast was the history piece in the middle, definitely makes the whole podcast worth listening to.

The commentary by Clara and Alanis was interesting.  They did concede that many devout Christians have also been dedicated anarchists and done good work, including Tolstoy, Dorothy Day, and some of the early IWW organizers.  Ultimately, however, they dismiss it because of the view they generally see among religious folks regarding authority.  As anarchists, they say, a person is their own authority and should not look to any scriptures, traditions, or institutions.

This view is interesting and makes for good rhetoric, but I consider it to be simplistic and absolutist.  They state that scriptures are a mirror in which the viewer sees affirmation of whatever views they want to see.  Christian anarchists find scriptures that justify their views, Liberationists find some to support a Marxist views, right-wing Americans think the Bible tells them to bomb abortion clinics and speak highly of a fictionalized version of Reagan, and the vast majority just don’t give a fuck about any of it.  This is true, but offers the possibility of meaningful dialogue with the hope of resolution, whereas the only future I can see for an individualistic view of authority supported by the podcasters can only lead to eternal fighting.  It’s a problem we both have to solve.

I’m going to wrap this up by looking at the definition of religion they quoted at the beginning.  As they say, religion is not necessarily oppressive, but the long-lasting ones become parts of empire.  I hope to be part of a non-oppressive religion, knowing fully that this means that nothing I contribute to it will last.  It will be wiped out, but that’s OK.

What do you all think?  Leave a comment if you feel like it.

Daha Ateist Bir Dünya* – Dracedi

Özgür Düşünce Hareketi‘nin düzenlediği “Ateistler nasıl bir dünya istiyor?” konulu yazı yarışması sonuçlandı. Ödül kazanan yazıları paylaşıyoruz.

 dracedi görsel

Satırlarıma cehalet kelimesi ile başlamak istiyorum. Nasıl ki bir ülke eğitim sistemi ile doğru orantıda kalkınıyorsa, aynı zamanda dünya da eğitim sistemi ile, yani cehaletini yıkıp yakarak gerçek refaha ulaşabilir. “Cehalet mutluluk değil midir?” dediğinizi duyar gibiyim. Elbette öyle, cahillik de bir nevi mutluluktur ancak sanıyorum mutlu eden yalanlar yerine rahatsız edici gerçekleri seçmemiz gerekir.

Düşünün ki bu dünyada insanlar, bağnazlıktan, skolastik sakallardan, yobazlıktan korkuyor. Herkes bir aydınlanma telaşesinde birbiriyle yarışıyor, insanlar şiddete başvurmanın ne kadar gülünç ve ahmakça olduğunun bilincinde, korkuları veya acı gerçekleri için masallar uydurmuyor, kendi menfaatlerini gözetmiyor lider konumundakiler. Öldükten sonra tekrar dirilip yaşayacağını sandığı diğer dünyada (!) cenneti yaşamak için, bulunduğu dünyayı cehenneme çevirmiyor.

“Sorgulanmamış bir hayat süren insanların hayatı, kendi ellerinde ya da kendi kontrollerinde değildir. Onların denetimi dışarıdan gelmektedir. ” Sokrates

Bu dünyada kısıtlama yok özgürlük var, kanunlar yok insanların vicdanları var, masallar da yok üstelik, çünkü ebeveynlerin çocuklarına bu saçmalıkları anlatmayacak kadar mantıkları düşünceleri ve fikirleri var ve onlar biliyor ki insanları öldürseler de fikirler ölümsüzdür, biliyorlar ki ancak düşüncenin üstesinden gelemeyen adam düşünenin üstesinden gelir, bu gülünçtür.

İnsanlar öylesine bellemişler ki mantıklı olguları, canlıların gereksizce öldürülmesinini gerektiren her türlü olguyu tabuyu yıkmış, namusu beyinde değil bacak arasında arayanları ayıplamış, eşcinseli de transseksüeli dışlamamış, onların içinde bulunduğu durumun kendi ellerinde olmadığını, doğuştan gelen, biyolojide sıkça karşılanılan normal bir durum olduğunu kavramıştır. Kadınları herhangi bir sebepten dolayı kapatmamış, erkekler ise tabiri caizse uçkuruna sahip çıkmıştır.

Hepsinden önemlisi bu dünyada din olgusu diye bir şey yoktur, insanlığın gelişiminde dini var etmeye çalışan sahtekar insanlar olsa da toplum bunların mantığa uymayan şeyler olduğuna dair hemfikir biçimde bağımsızlıklarını ilan etmiş, ne kula kul olmuş ne de görmediği bir varlığa yalvarıp kapanır olmuş.

Toplumun değer verdiği en önemli olarak bildiği saydığı şey bilim ve fen teknolojileriymiş, daha güzel bir dünya için teknolojiyi bilimi kötüye harcamamış her zaman canlılıktan doğadan tasarruf ederek kendi kendisini yedirtmiyor, bu konuda önemli hassasiyete sahip bilim insanlarının tutumları ise takdire değer bir başarı sergiliyordur.

Sevap ve merhamet gibi kelimelerin dini kavramlar olmasına rağmen, bu dünyadaki insanların hiçbir karşılık veya hiçbir cennet hayaliyle tutuşmadan tamamen hür iradeleri ile beklentisiz karşılıksız iyilik yapmasının iyiliklerin en verimlisi olduğunu söylememe gerek yoktur sanırım.

Çocuklara allah korkusu, cehennem ateşi, kabir azabı gibi ürkütücü masallar anlatmak yerine onlara insanlık sevgisi, hoşgörü, saygı, sadakat, doğadaki canlıların bitkilerin güzelliğini anlatıp bilimsel açıdan kanıtlanmış olan doğal, yapay, eşeysel seçilim gibi özellikleri öğretiliyor. Çocuğunun aklını kendi fikirleriyle donatmak, onu kendine benzetmek ve kendisinin bir kuklasına büründürmek yerine, onun büyüyüp kendi fikirlerini oluşturmasını istiyor buradaki ebeveynler. Çünkü biliyorlar ki küçük yaştaki çocuk bilgiye aç iken diğer bir deyişle ağacı yaş iken eğiltmek yerine o ağacın belini de kırabilirler yanlışlıkla.

“Dünya 15 yaşından küçüklere din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz.” Arthur Schopenhauer

Düşünün ki bu dünyada hiç savaş olmuyor, burada silahlar değil fikirler çarpışıyor canlar yanmıyor hiç kimse kimseye kendisi gibi düşünmediği için uçakla gökdelenlere dalmıyor, düşünceleri uğruna masum insanlar ölmüyor.

Son olarak fikirleri ile aydınlık saçan hocamın bir dizesiyle kompozisyonu bitiriyorum.

“Rahat yaşamak uğruna gerçeği mezara mı götüreyim;

Halka gerçeği anlatmak uğruna ölümü mü göze alayım ?..” Turan Dursun

* Dindar insanlar bizlere göre sadece bir tane fazla tanrıya (allah’a) inandığı (diğerlerine inanmadığı) için, ayrıca dünya nüfusunun azımsanamaz bir kısmı zaten ateist olduğu için başlıkta “Daha Ateist” ifadesini kullandım.