Küresel iklim adaleti için “Inception” ya da Fikir Aşılama

(Küresel iklim krizinde güncel gelişmeler – 15)

Pasifik Okyanusu’nda bir ada ülkesindesiniz, mesela Kiribati’de. Okyanus, yavaş yavaş evinize yaklaşıyor. Her gece uyumadan önce pencerenizden bakıyorsunuz. Deniz, dün neredeyse bugün de oradaymış gibi görünüyor. Öyle yavaş ki okyanusun ilerleyişi… ama yavaş olduğu kadar da emin adımlarla ilerliyor. Yüzyılın sonuna kadar 180 cm’ye kadar yükselebilir deniz, diyor bilim insanları.

O an aklınıza geliyor evinizin güneye baktığı. Karşınızda, uzakta, çok uzakta Antarktika var. Antarktika’nın denizin ilerleyişine direnişini canlandırmaya çalışıyorsunuz gözünüzde. Artan kar yağışına rağmen hızla eriyor buzulları, ama bir yandan da deniz buzullarında rekor artış gözleniyor. Aslında sizin için de direniyor Antarktika; oradaki bir erimenin deniz seviyelerine katkısı 37 cm olarak hesaplanıyor.

Yerden 37 cm yüksekliğin nerenize geleceğini hesaplamaya çalışıyorsunuz gözünüzle. Sonra yine aklınıza 180 cm geliyor. Dünya genelinde buzullar rekor hızda eriyor ve küçülüyorlar. Eylül başında düzenlenen ‘Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletleri Konferansı’ geliyor aklınıza, gündem yine iklim değişimi. Sanki herkes sizi konuşuyor. Peki, neden kimse bir şey yapmıyor?

2030 yılına kadar ülkenizin tamamen sular altında kalacağı öngörülüyor. Tuvalu Başbakanı durumu kitle imha silahlarına benzetiyor, Filipinler iklim müzakerecisi Yeb Sano 40 gün boyunca toplam bin kilometrelik bir İklim Yürüyüşü ile ülkesinin gördüğü hasara dikkat çekiyor, Pasifik İklim Savaşçıları da Avustralya’da eylem düzenliyor konuyu gündemde tutmak için. Kiribati ise Fiji adalarından toprak satın almakta buluyor çareyi. Sürekli bir seferberlik halinde yaşıyorsunuz. İklim mültecisi sıfatıyla göç etmiş olanların hikâyelerini konuşuyor herkes etrafınızda. Oysa siz ülkenizdeki sorunlar sebebiyle veya iş bulmak için iltica ediyor değilsiniz ki. Göç etmek zorunda kalmanızın sorumlusu, gelişmiş ülkeler. Tek tek mülteci sıfatıyla değil, topluluk halinde onurlu bir biçimde göç etmeniz gerekir, Solomon adalarının planladığı gibi.

yolanda-tacloban

Deniz seviyelerinde artışın sırf Avustralya’ya vereceği hasar 226 milyar dolar olacak, ABD içinse bu sayı 500 milyar dolardan başlıyor. Oysa 2020 itibariyle yılda 100 milyar dolar toplanması beklenen Yeşil İklim Fonu’nda dört yılda ancak 10 milyar dolar toplanabildi. Risk altında iki milyar insandan bahsediliyor, böyle giderse.

Bunları düşünürken uykuya dalıyorsunuz.

Rüyanıza giriyor okyanus. Rüyanızda, Avustralya’da, Büyük Set Resifi’nde bir mercansınız. Otuz yıldır süren yıkımı izliyorsunuz ağır ağır. Bu sene tarihin en yüksek okyanus sıcaklıkları ölçüldü. Yalnız değilsiniz, Karayipler’de de tehdit altında mercan kayalıkları.

Isınmayla beraber asitleniyor okyanus. Okyanus yüzeyinin iklim fonksiyonlarından Alaska’da balıkçılığa kadar etkileri var bunun. Sizinle dalga geçer gibi, daha basit canlıların iklim değişimine daha kolay uyum sağlayacağını bulmuş bilim insanları. Mercan aklınıza erdiremiyorsunuz durumu. Balıklar on yılda 26 kilometre yüksek enlemlere doğru ilerliyorlar, yengeçler hayatta kalma mücadelesi veriyorlar, ama tabii o basitlik araştırmasını yapanlar sizi dâhil etmemişler karşılaştırmaya.

acidification

Tıpkı politikacıların iklim bilimini dâhil etmemeleri gibi hesaplarına: BM raporu “İklim değişikliği kati, eylem şart” diye bas bas bağırırken, biyologlar Yerküre’nin altıncı kitlesel yok oluşun başlarında olduğu uyarıları yaparken, Avustralya hükümeti mevcut karbon vergisini dahi kaldırmakla meşguldü. Hükümetin iklim aktivistlerince sürrealist iklim politikaları sirki olarak nitelenen uygulamaları ülkeyi tüm dünyadan izole ediyor.

Sanki tüm dünya politikacıları sizinle alay ediyor.

Kan ter içinde uyanıyorsunuz! Mercan değilsiniz. Hepsi bir rüyaymış, ya da kâbus diyelim. Kiribati’deki odanızdasınız. Aşırı hava olayları insanlarda iklim değişimine adaptasyon konusunda bilinçlenme yaratıyormuş, bu rüyalar da yan etkisi olmalı. Dünya artık çok daha tehlikeli bir yer. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün raporuna göre fırtınalar, su baskınları ve sıcak hava dalgaları gibi felaketler 1970’li yıllara kıyasla beş kat arttı.

Kan ter içinde uyanıyorsunuz! Kiribati’de falan değilsiniz. Hepsi bir rüyaymış, ya da kâbus diyelim. Türkiyeli bir ekoloji aktivistisiniz. Gece boyunca yüzlerce bilimsel kaynağın içinde dolaşmış, küresel iklim değişimiyle ilgili son altı aydır yaşanan gelişmeleri derlemeye çalışmışsınız. Bilgisayarınız önünüzde açıkken uyuyakalmışsınız. Ekrana bakıyorsunuz. Kâbus değil hiçbiri, rüyanızda ve rüyanızın içindeki rüyanızda gördükleriniz ve düşündüklerinizin hepsi gerçek.

Tüm engellere, tüm olanaksızlıklara rağmen, umuttu yarım milyon insanı Eylül 2014’te Halkların İklim Yürüyüşü’nde bir araya getiren. Derin bir soluk alıyorsunuz ve yazmaya başlıyorsunuz: “Pasifik Okyanusu’nda bir ada ülkesindesiniz, mesela Kiribati’de. …”