İklim değişimi ya da çok taraflı büyük bir vaka

2014 bitti! İklim adına önemli toplantıların, zirvelerin raporların yılı oldu. Hatta biz de 2014’teki önemli iklim gelişmeleri derleyip bir zaman tüneli hazırladık. Ama bu kadar toplantı, zirve ve rapor her zaman ve belki de deneyimlerimizin gösterdiği üzere çoğu zaman iyi iklim politikası anlamına gelmiyor. Ancak yine de toplumsal anlamda iklim değişiminin şu ya da bu şekilde bir sorun, tartışma ya da araştırma konusu olarak daha fazla gündemde olduğunu ve değişik açılardan araştırıldığını görüyoruz.

Toplumun iklim algısı…

Buna örnek olarak görebileceğimiz bir araştırma Avustralya’dan: Araştırmaya göre kendilerini belli bir ulusa değil fakat dünyaya ait hisseden (genellikle kadın, genç ve kendilerini bir dine ait görmeyen) kişilerin iklim değişimini insanlar tarafından yaratılmış bir sorun olarak görmesi ve harekete geçmesi daha muhtemel. ABD’de yapılan diğer bir araştırma siyasi parti yakınlığımız ile iklim değişiminin var olduğuna inanma arasında bir bağlantı olduğunu gösteriyor. Sağ kanada yakınsanız küresel ısınma sizin için şüpheli iken sola kanatta iseniz küresel ısınmanın varlığına inanma olasılığını artıyor. Nasıl oluyor da oluyor diye soracak olursanız, Naomi Klein da yeni kitabı This Changes Everthing’de (Bu Her Şeyi Değiştirir) bunun üzerine epey bir konuşuyor.

Bu ilginç (bana çok da ilginç gelmiyor gerçi) bir sonuç olsa da elbette bunu bir önyargı haline getirmeyip uzmanların da dediği üzere iklim bilimini çeşitlendirmek gerekiyor. Yani daha kapsayıcı olması ve kadınlar, farklı renk ve etnisiteden insanlara da hitap edecek şekilde iletişiminin yapılması gerekiyor. Eğer bunu hepimizin sorunu olduğunu göstermeye çalışıyorsak kapalı kapılar ardında kendi kendine devam eden çalışmalar yerine dâhil edici bir iletişim daha önemli. Zaten araştırmalar da yurttaş biliminin çevre okuryazarlığını ve toplumsal farkındalığı arttırdığını gösteriyor. Mesela, Kanadalıların %80’i geçtiğimiz dört yılda dünyanın sıcaklığının arttığını, %65’i de bu ısınmanın insan kaynaklı olduğunu düşünüyor. Yurttaş biliminin öneminin arttığı aşırı hava olayları dönemlerinde de Google’da iklim değişimi ve küresel ısınma konusunda yapılan aramalarda artış yaşanıyor.

Ve politikacıların iklim algısızlığı

Bu bilgilerin tamamı iklim krizi ile mücadele için kullanılabilecek toplumsal durumlar olarak bir kenarda dursun. Gelelim politik tarafta ne gibi gelişmelerin olduğuna.İlginç gelişmeler olmadı değil. ABD Savunma Bakanlığı iklim değişiminin politik istikrarsızlık, yoksulluk, göçler yoluyla çatışmaları artıracağını söyledi. Bu yüzden de pek çok askeri ağızdan iklim değişimine karşı harekete geçmek için zamanımızın kalmadığını duyduk. Leonardo DiCaprio bile iklim zirvesinde “İklim değişimi histeri değil gerçek.” dedi.

leonardo-di-caprio

Brisbane’de yapılan G20’de ev sahibi Avustralya’nın aksine politikacılar Yeşil İklim Fonu’na desteklerini açıkladılar. ABD, Japonya, Çin gibi tekere çomak sokmakla ünlü salım devleri de Yeşil İklim Fonu’na yaptıkları katkılarla ve emisyon azaltım hedefleri koyarak, harekete geçeceklerini gösterdiler. Neden yeterli, neden değil tartışması başka bir yazının konusu olmakla, açıklıkla bunun yeterli olmadığını söyleyebiliriz.

B20

Sonrasında New York’ta gerçekleştirilen iklim zirvesinde de dünya “liderleri” iklim değişimi ile ilgili “kararlılıklarını” bildirdiler. İklim değişiminin güçlü nedenlerinden ormansızlaşmayı 2020’ye kadar yarılayacaklarına, 2030 yılında ise durduracaklarına söz verdiler: 120 devlet başkanı, 100’den fazla büyük şirketin CEO’su. 110 milletten 345 kiliseyi temsil eden Dünya Kiliseler Konseyi de artık fosil yakıtlar bir tercih değil dedi. Avrupa Birliği sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar %40 azaltacağı sözünü verdi. Bu veri ne kadar iyi gibi görünse de bu 1990 yılı salımlarına göre ve zaten AB şimdiye kadar %20 azaltım yaptı. Dolayısıyla bu rakam 2050’de %80 salım azaltımı yolunda iyi ancak yeterli olmayan bir hedef. Yeni çıkan bir başka rapor ise iklim değişimine karşı hemen harekete geçmenin ekonomilere zarar vermeyeceğini, aksine düşük karbon ekonomilerinin daha hızlı ekonomik büyüme, daha iyi ve yeşil bir yaşam getireceğini söylüyor.

Bütün bu tartışmalar devam ederken ada devletlerinden gençler iş ve eğitim için iklim değişimi nedeniyle batmakta olan ülkelerini terk ediyor, zira okyanus her geçen gün evlerine daha da yaklaşıyor. Dünyanın pek çok yeri yanıyor, yerli halkların mücadeleleri devam ediyor.

İşte bu noktada insanların bu süreçlere nasıl dâhil edildiği ya da daha en başta dahil edilip edilmediği sorusu karşımızda duruyor. Uzmanlar en önemli karbon yutaklarından ormanları korumanın en iyi yolunun zaten asırlardır birlikte yaşadıkları topluluklara vermek olduğunu söylüyor. Ancak Birleşmiş Milletler palmiye gibi tek kültürlü ağaç ekim alanlarını iklim değişimine çözüm olarak kabul ediyor. Elbette en başta halk ve pek çok bilimsel araştırmanın söylediği üzere, bu ekim alanları hem yerli toplulukları yaşam alanlarından koparıyor, hem ormansızlaştırmaya neden oluyor, hem de biyoçeşitliliğe zarar veriyor.  Yeşil ekonomi, yeşil teknoloji yalanları iklim değişimine karşı bir önlem olmanın ötesinde, böyle-gelmiş-böyle-gider mantığına katkı sağlıyor.

Amazon
Amazon ormanlarındaki kayıp

Yani sonuç olarak iklim değişimi o ya da bu şekilde bilim insanlarının, değişik alanlardan insanların ve sıradan insanların hayatlarına giriyor. Pek çok açıdan araştırılıyor. Ama en nihayetinde bu çözülmesi gereken bir sorun ve sadece sorunun ortaya koyulması yetmiyor, aynı zamanda çözülmesi gerekiyor. Şu sistem içinde çözülebilmesi ise dünya “liderlerine” kalıyor. Ancak bu yazıda ve daha önce yazdığımız onlarcasında görüldüğü üzere, onların yaptıkları (ya da yapmadıkları) pek işe yarıyor gibi görünmüyor. Dolayısıyla belli ki bu krizi çözmek için önümüzdeki günlerde daha güçlü, sürekli iklim hareketlerine ihtiyacımız olacak ki bu da başka bir yazının konusu oluyor.