İklim Değişimi Cephesinde Son Durum

“Fosil yakıtlara yatırım yapmayın!” İki gündür bütün dünyada yüzbinlerce insan bunu söylüyor. Çünkü 13-14 Şubat Global Divestment Day (Küresel Yatırımı Geri Çekme Günü). Bütün devletler, şirketler, kurum ve kuruluşların fosil yakıt yatırımlarından elini çekmesi talep ediliyor, elbette. İklim için!

Her zaman söylüyoruz, iklim değişiminin etkilerinden kurtulmak için bir an önce fosil yakıtlardan vazgeçmek zorundayız, daha doğrusu vazgeçirmek zorundayız. Bunun kolay olduğunu söylemiyoruz elbette. Zira fosil yakıtlara yatırım için yıllık 500 milyar dolar destek verilirken, iklim değişiminin etkileriyle baş etmeye çalışan gelişmekte olan ülkelere yardım etmek için oluşturulan Yeşil İklim Fonu’na şimdiye kadar sadece 6 milyar dolar toplandı. Vaat edilen mi? 2020’ye kadar yılda 100 milyar dolar olması!

Bunun yerine devletlerin yöneticileri daha önemli işlerle uğraşıyor. Mesela IPCC’nin binlerce bilim insanı tarafından ortaya çıkarılan değerlendirme raporlarının yönetici özetlerinden önemli paragrafları çıkartmak için politik baskı oluşturmak.

Ancak durum ciddi. Uçak bileti fiyatlarından, et tüketimine oradan tarımsal üretime kadar her alanda akıllı davranmamız gerekiyor. Mesela eğer beslenme alışkanlıklarımıza çeki düzen vermezsek gelecekte hem gıda güvenliği hem de iklim değişimi açısından ciddi sorunlar ortaya çıkacak. Şu anda sahip olduğumuz fosil yakıt kullanan santraller ömürlerini tamamlayana kadar 300 milyar ton karbon salımı yapacak. Bu da “Amaan böyle gelmiş böyle gider” dersek bilimsel eşik değer kabul edilen 2 derecelik sıcaklık artışının haydi haydi aşılması demek.

Öte yandan, salım azaltımı konusunda da doğru şekilde çalışmak gerekiyor. Çünkü neyi temiz enerji olarak aldığımız da gerçek çözüm noktasında önemli. Temiz enerji olarak Afrika’da ve Güney Amerika’da ormanların, yerli halkların yaşam alanlarının biyoyakıt plantasyonlarına dönüşmesi iklim değişiminin durdurmayacak. Ayrıca temiz enerji deyince fosil yakıt endüstrisinin belki de ilk aklına gelen doğal gaz da elbette tek başına iklim değişimini durdurmak için yeterli olmayacak. Aynı zamanda Türkiye’de ve aslında bütün gelişmekte olan ülkelerde mantar gibi türeyen hidroelektrik santraller de iklim değişimine çözüm değil. Çünkü tüm bu “çözüm”lerin ıskaladığı bir şey var: Sorunumuzun ismi “iklim değişimi” değil, “iklim adaleti”. İklim krizinden sağ (ve hatta eskisinden de zengin) çıkacak çok küçük bir grup var (nam-ı diğer “%1”, veya yeni rakamlara bakılırsa %0.1). Bu kişiler açısından iklim değişimi bir sorun değil, bir yatırım alanı olarak görülüyor. İşte teknolojik çözümler tam da bu insanların yatırım sorunlarını çözüyor, ancak bir yandan da iklim adaletsizliği sorununu derinleştiriyor. Örneğin, HES’ler temiz su kaynaklarının yok olmasına, ormansızlaşmaya neden oluyor; adaletsizliğe ve iklim değişiminedönüşüyor. Veya, en azından 37 milyar karbon toplulukların sahip olduğu ormanlarda tutulurken ve eğer topluluk halkları güçlendirilirse bu ormanlar güvende olacakken, bu doğal koruma durumunu yok ediyor.

Homes-of-Sengwer-people-s-012
Embobut Kenya’da, Sengwer halkının evleri yakılıyor.

Hileli (!) salım azaltım hesaplarını da unutmamalı. Mesela, Avrupa Birliği karbon emisyonlarının azaltılması ve iklim değişiminin durdurulması konularında hep en başı çekiyor. Ancak sadece üretim kaynaklı salımları değil de tüketimden kaynaklanan salımları da hesapladığımızda Avrupa Birliği’nin toplam emisyonu iddia edilenin aksine artıyor. Elbette her iyi adım iklim hanesine yazılıyor ancak rakam aldatmacaları maalesef iklim hanesine yazdığımız puanları sildiriyor. Üstelik şimdi kömürcü Polonya başbakanı da AB’de başkanlık görevine başladı, bakalım neler olacak göreceğiz.

Bunların hepsini aklımızda tutarak, iklim politikasının ve mücadelesinin peşini bırakmamak gerekiyor. 2015 oldukça önemli bir yıl, çünkü Aralık’ta Paris’te yapılacak 21. Taraflar Toplantısı’nda (COP-21) sonuçlandırılması beklenen Kyoto-sonrası anlaşmanın gerekli emisyon azaltımını gerçekleştirmesi mümkün değil. Naomi Klein’ın da dediği gibi, iklim diplomasisinin bugünkü durumundan Aralık’ta nitelikli bir iklim anlaşmasına giden bir güzergah imkansız; bu yüzden yüzümüzü yöneticilere değil birbirimize çevirmeli ve “İklimi değil sistemi değiştir.” sloganına içerik kazandırmaya ağırlık vermeliyiz.