Uzun ayrılık

Kitabından başını kaldırdı ve Hikmet’i gördü. Hikmet henüz onu görmemişti. Ayracı kitabın arasına koydu ve kitabı çantasına kaldırdı, bu arada saate göz attı: Selim sadece on dakika geç kalmıştı.

Hikmet gözlerini kocaman açarak yüzünü buruşturdu: “Abi arkadaş kalmak nedir? İnsan biraz ara verir. Çok mutsuz olmayacak mısın?”

Bunu öyle çok düşünmüştü ki, trafik ışığının kırmızından yeşile dönmesinden arkadaki arabanın korna çalmasına kadar geçen süre kadar bile duraksamadı: “Hiç haber almasam daha mutsuz olurum. Görüşmememiz demek, bu geçiş döneminde onun yaşayacağı değişimleri gözlemleyememem demek. Yani mesela tekrar birlikte olacaksak eğer… sonuçta benim istediğim bu değil mi?… tekrar birlikte olacaksak, bunun için birbirimizden uzaklaşmamamız lazım. Şimdi koparsak bir daha anca bir mucize birleştirir bizi ve o tarihte o mucizeyi ben ister miyim onu dahi bilmiyorum.”

“Nasıl yani? Sen böyle devam edebilir miydin yani?” dedi Turgut. O daha yanıt vermeden garson araya girdi: “Siz bir şey içer miydiniz?”very very healthy

Yeni gelenler birer bardak bira istediler.

“Evet. Hatta bir bakıma o benden ayrılmadı diyebiliriz. Sonuçta öteki çocuk benim varlığımı kabul etmediği için ayrıldı benden, doğrudan kendi istediği için değil.” Masadakiler gözlerini kıstılar, kimse inanmamıştı bu yoruma. “Yani evet, sonuçta bu tercihi yapan o oldu, ama hani, bizim ilişkimizde derin, çözülemez sorunlar olduğu için değil. Hatta mesela bana ‘Bak ben böyle biriyle tanıştım. Bu sıralar onun hayatımda olmasına ihtiyacım var. Bana birkaç ay var.’ dese ben ona da vardım. Ama böyle dandik bir taahhüt bile vermedi.”

Nermin kendini tutamadı. “Yahu çok saçma. Siz bile ayrılacaksanız insanlar neden ilişkiye falan başlıyorlar ki daha hala?” Gülüşmelere Nazlı da katıldı: “Evet ya ben de mesajı alınca birkaç kez okudum, hatta sonra telefon ettim doğru anlamış mıyım diye. Hiç beklemiyordum böyle bir şey.”

Herkes güncel duruma az çok hakim olmuştu artık. Olmadılarsa da artık çok geçti, üçüncü biralar servis ediliyordu bile. Çantasının ön gözünden anahtarını çıkardı, ayağa kalktı, anahtarını kadehine vurarak herkesin dikkatini ona çevirmesini sağladı: “Sizler için bir konuşma hazırladım.”

Gülüşmeler, “Vaaay, hazırlıklı gelmiş!”ler arasında not defterini açtı. Birkaç dakikayı aşmayan konuşmasını üç maddelik “kararlar” bölümüyle bitirdi. Sonra masadakilerin imzalaması için hazırladığı destek metnini hızlıca okudu ve elden elde dolaşması için bir dolma kalemle birlikte yanındaki Metin’e verdi.

Masada küçük bir alkış koptu. Başıyla selam verdi ve yerine oturdu. İmza metni dolaşmaya başlamıştı ve masadaki herkes kendince bir yorum yapıp imzalıyordu.charlie browns supper

Tam altı ay geçmişti. Haftada bir görüşüyorlardı. Hayatları yavaş yavaş birbirinden ayrılıyor, bambaşka bir denge noktasına ilerliyordu.

“Bize acilen bir megafon lazım. Her sabah toplantı yapıyoruz, sonra akşam eylemde bu toplantıdaki kararlarımızı uygulayamıyoruz çünkü sesimizi duyuramıyoruz. Mesela forum yapamıyoruz.” demişti ona. Şimdi para transferinin bir an önce yapılabilmesi için telefondaydı.

“Evet evet. Yani en erken derken, eğer ışık hızını geçebilirsen dün yatırmanı rica edeceğim. Olmaz dersen hemen şimdi şu anda gidiver bankaya.” Bir yandan önündeki bilgisayardan son gelişmeleri takip ediyor ve ayaklanmayla ilgili en güncel ve önemli haberleri paylaşmaya çalışıyordu.

İstanbul’a uçağı yarın kalkıyordu ve daha hala halletmesi gereken bir dünya küçük detay vardı.

İki yıl geçmişti ayrılıklarının üstünden. Ne zaman nasıl görüşebilecekleriyle ilgili bir e-posta yollamıştı, onu çok özlediğini, mutlaka birkaç gün görüşmek istediğini yazmıştı.

Şimdi yanıt vermiş olduğunu gördü. Mektup şöyle başlıyordu:

“ohoo, arada kaynatmışım mailini…”

Bilgisayarını kapattı ve öğlen yemeği için kafeteryaya gitti.

***