Poliamori/Çok-aşklılık nedir? – Noah Brand

Çok-aşklılıkla ilgili en yaygın sorulara yanıtlar.

[Daha önce şurada değinmiş olduğum bu konuyla ilgili The Good Men Project’ten Noah Brand 19 Kasım 2012’de What is Polyamory? başlıklı bir yazı yazmış. Çeviri boyunca polyamory için çok-aşklılık, polyamorous için çok-aşklı sözcüklerini kullanacağım. – Şey]

PolyLogo

Çok-aşklılık ne demek?

Eş zamanlı olarak birden fazla romantik/cinsel ilişkiyi sürdürme pratiğine çok-aşklılık deniyor. Çok-aşklı bir insanın birden çok sevgilisi olabileceği gibi bu insan evli de olabilir. Partnerleri de başka ilişkilere sahip olabilir. Herkes herkesten haberdardır.

Aldatma dediğimiz bu değil mi?

Değil. Aldatmak, yalan söylemeyi ve verilen sözleri tutmamayı içerir. Çok-aşklılığın en iyi çalıştığı – ve işin aslı, gerçekten çalışabildiği tek – durum, son derece açık ve dürüst bir iletişim tabanında kurulduğu durumdur. Çok-aşklı ilişkilerde, aldatmak hâlâ mümkündür: örneğin mevcut partnerinize aksini söylemiş olmanıza rağmen bir kişiye çok yakınlaşabilirsiniz. Bu çok kötü bir davranıştır: Çok-aşklı olsun olmasın, kimse aldatanları sevmez.

Continue reading “Poliamori/Çok-aşklılık nedir? – Noah Brand”

Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#4)

Penis başıyla klitoris, en azından görsel olarak, bağıntılı görünebilir, ama Morris L. Sorrells’in 2006’da yaptığı bir araştırma, penis başının değil sünnet derisinin en duyarlı bölge olduğunu tespit etti ve sinirsel işlev açısından sünnet derisinin klitorisin benzeri olduğunu gösterdi. Araştırma ayrıca kesilmemiş erkekte penis başının daha duyarlı olduğu sonucuna vardı. Embriyonik olarak sünnet derisiyle benzeşen bir deriyle korunan klitoris kaplı olduğu için aşırı duyarlı kalıyor.

“Sünnetli penisin başı sünnetsiz başına kıyasla daha az duyarlıdır. Sünnet derisinin içiyle dışı arasındaki geçiş bölgesi [mukokütanöz birleşim yeri] sünnetsiz penisin en duyarlı bölgesidir ve sünnetli derinin en duyarlı bölgelerinden daha duyarlıdır. Sünnet penisin en duyarlı kısmını [mukokütanöz birleşim yerini] kesip çıkarır.” Continue reading “Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#4)”

Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#3)

“Genç oğlanlarda [mastürbasyonu durdurmak için] neredeyse daima başarılı olan bir çare, sünnettir… Operasyon bir cerrah tarafından anestezi yapılmaksızın uygulanmalıdır ki operasyona eşlik eden kısa süreli acı akılda faydalı bir etki bırakabilsin, özellikle de cezalandırma fikriyle birleştirilmesi durumunda. Birkaç hafta süren acı pratiği durduracak … “ John Harvey Kellogg, hekim (1852-1943)

Kellogg’un geç Viktoryan çağda önerdiği suistimal 21.yüzyılda herhangi bir ebeveynin midesini kaldırmaya yetecektir. “Suistimal” böyle bir standart prosedür için ağır bir sözcük gibi görünebilirse de, Kellogg’un sünneti bir “çare” olarak gösteren tasviri durumu hem yanlış tanıtıyor hem de iğrenç bir şekilde, olduğundan hafif gösteriyor. Kellogg’a göre eğer oğlunuzun kendine dokunduğunu görürseniz, onu penisinin bir kısmını keserek cezalandırmalısınız – bir çeşit Pavlovcu eğitim. Bence psikotik bir şey bu. Continue reading “Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#3)”

Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#2)

Makalenin şurada bulabileceğin ilk parçası, şöyle bitiyor:

“Cinsel zapt, tahakkümle alakalıdır.

Peki, oğullarımız doğar doğmaz elimize bir bıçak alıp anatomilerinin en hassas ve duyarlı bir parçasını keserek ne gibi bir tahakküm uygulamış oluyoruz? Anne-çocuk ilişkisine ne oluyor mesela, yeni doğmuş bebeğini ona en korkunç acıyı yaşatacak bir yabancıya teslim ettiğinde?”

Flowchart1

Ben sünnetten kalıcı hasar gördüm. Kötü uygulanmış bir ameliyat beni, bazı cinsel faaliyetler sırasında katlanılmaz acılar yaşatan ciddi yara ve aşırı duyarlılıkla baş başa bıraktı. Bu duyarlılık yaşlandıkça daha da kötüleşti. İşin özü, bir kısımdan olması gerektiğinden fazla parça alınmıştı. Yetişkinliğimde, hastaneden eve penisimde dikişlerle geldiğimi öğrendim. Muayenenin ardından, bir ana damarın zarar gördüğü ve kesimin çok derinden yapıldığı açıkça ortaya çıkmıştı. Continue reading “Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#2)”

Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#1)

“Benim bedenim, benim kararım.”

Bu lafı seviyorum, indirgemeci basitliğine rağmen. Bunun yanında tüm argüman manasız duruyor.

Amerika’da biz bedenimizle ne istersek yapabiliriz, intihar (bu başka bir yazının konusu) ve yasa dışı maddeler kullanmak dışında. Piercing’ler, dövmeler, kollajenler, cinsiyet değişiklikleri ve hormonlar, göğüs büyütmeler… Liste uzadıkça uzuyor, üstelik müdahale içermeyen diyet, güzellik rejimi, ağda, epilasyon, saç stilleri, klasik saç kesimi ve boyatma, ve hatta (yok artık!) egzersiz yapmayı saymıyorum bile. Kendimizi güzel veya özel hissetmek ya da sırf ortama uyum sağlamak için kendimizi maviye boyayabilir, burnumuza halka takabilir, kulağımızı esneten devasa küpeler takabilir, deri elbiseler giyebilir veya dağlar kadar silikon kullanabiliriz. Haklarımız için savaşırız. Continue reading “Bizim Bedenlerimiz, Bizim Kararlarımız – Tom Gualtieri (#1)”

Neden Öylesine Takılmalar İlişkilerden Daha Çok Enerji İster? – Alexia LaFata

hookip

Perşembe, saat öğleden sonra bir. Yemek salonunda sandviç sırasında 10 kişi var ve tam o sırada o adamı görüyorum. Birkaç kez beraber takıldıydık.

Öylesine bir şeydi, gerçi herhalde neredeyse hiç tanımadığın birinin gecenin bir yarısı çıplak ve korumasız bedeninin üstüne çıkmasında “öylesine” denecek pek az şey vardır – ama konudan sapıyorum bak. Tanımlara bakarsak, öylesine bir şeydi.

Ona selam vermenin doğru bir usülü var mıdır? “Selam!” çok zorlama geliyor. “Nasılsın?” tuhaf hissettiriyor. “Seni son gördüğümde üzerinde hiç kıyafet yoktu!” aslında tek söylemek istediğim şey.

Belki hiçbir süzgeçten geçirmediğim içindir, ama belki söylenebilecek başka her şey yaşanmışlıklardan – yani tesadüfi bir biçimde bedensel sıvı takası yapmış ve bir daha hiç konuşmamış olmamızdan – kaçınmaya çalışıyormuşum gibi hissettirdiğindendir.

Neden bu adama ilişkiniz olduğundan başka bir şeymiş gibi davranasın ki? Yapmacık bir sohbetin yaratacağı garip hislerle başedebilirsin muhtemelen, ama neden kendini bununla tüketesin ki?

Muhtemelen hoş ve yüzeysel bir sohbet mümkündür, ama bu tarz muhabbetlerin içine eden nahoş sessizliklerle ilgili paniğe kapılmayı kim ister?

Ve kim, acaba bu adam bunlardan herhangi birini aklına bile getirdi mi diye düşünerek kendini güvensiz hissetmek ister? Ben değil.

Daha kalabalık yerlerde yaşayanlar bu açıdan şanslılar, çünkü kendi “bu adam”larıyla karşılaşma ihtimalleri muhtemelen pek az.

Ama yine de, “Sex & the City”nin ilk sezonunda Carrie Bradshaw’dan herhangi bir şey öğrendiysek o da en curcunalı şehirlerin bile küçücük olduğu ve aynı hafta içinde Mr. Big’le birkaç kez karşılaşmanın normal ve hatta beklenir bir şey olduğudur.

Dünya sandığınızdan çok daha küçük. “Onun yatağı”, kesinlikle takıldığınız adamı göreceğiniz en son yer olmayacak. Kahvecide, spor salonunda, hatta Facebook arkadaşlık talebinde karşınıza çıkabilir.

Sonra da onunla nasıl etkileşeceğinizle ilgili endişelenmeniz gerekir, bu da zaten içinde debelenip durduğumuz kaygı üreten sosyal dünyaya hiç de gerekmeyen yeni bir huzursuzluk katmanı ekler.

Neden hayatı zorlaştıralım?

Öylesine takılmalar duygusal kaynaklarınız için öyle bezdirici ki. Hiçbir sınırları olmaması bekleniyor (“öylesine”ler ya hani), ama sonra peşinen bilmeniz icap eden tuhaf söylenmeyen sınırlar beliriveriyor. Bir kez takıldıktan sonra, koca bir yeni toplumsal yasalar yığını ortaya çıkıyor. Ve bu yasaları bilmiyorsanız, aptal görünüyorsunuz.

Öyle çok da ilginizi çekmeyen ama sizden hoşlanan bir adamla takıldığınızı varsayalım. Eğer bir partide karşılaşırsanız ve sizinle konuşmaya veya başka bir buluşma ayarlamaya kalkışırsa, ne yaparsınız?

Tabii ki onun bu hamlelerini reddedebilirsiniz; ama biraz makul bir insansanız, önceki buluşmanız sizin için hiçbir anlama gelmiyor olsa da, size karşı bir şeyler hisseden birini geri çevirdiğiniz için kendinizi muhtemelen kötü hissedersiniz.

Bunun tersi de mümkün. Eğer aynı partide bir ara takıldığınız ve hoşlandığınız ama sizden hoşlanmayan bir adamla karşılaşırsanız, onu görmezden gelmeniz ve her şey yolundaymış gibi davranmanız gerekir – tüm bunlar kaçık veya aşırı duygusal görünmek gibi kadınların başına bela olan binbir çeşit saçma stereotipten kaçınmak için.

“İletişim, bildiğin normal konuşma, öyle yapışkan ve mahrem sayılır oldu ki, hiçbir ciddi konu tartışılmaz hale geldi.” diye dert yanıyordu geçen gün bir arkadaşım, öylesine takılmaların akıbetiyle ilgili. “Her saniyeyi aşırı analiz etmekle geçiriyorsun, çünkü kimse senin düşüncelerini doğrulayacak hiç kimse yok.”

Bu çok doğru. Bu buluşma tek seferlik miydi, yoksa haftaya da buluşur muyuz? Birimiz diğerinden hoşlanmaya başlarsa ne olacak? Altı üstü insanız, yani cinsel aktivite yaşayınca “daha fazlası” için bir merak veya bir duygu ortaya çıkması normal.

“Öylesine” olduğu için, hiçbir şey kesinkes yaşanmamalı mıdır? Bunun öylesine olup olmadığına kim karar veriyor ki zaten?

Ona tüm bunlarla ilgili mesaj falan atayım deme, çünkü haftasonu gecesi dışında iletişim kuramazsın. Kurarsan, yapışkansın; kaçıksın; yasaları çiğniyorsun.

Benim tüm bunları düşünmeye enerjim yok. Öylesine takılmalar kelimenin hiçbir anlamında tamamına ermiyor ve hiç kimse nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Yani, sırf seks yaşandı diye birbirimize normal insanlar gibi davranmayı bırakmamız gerekmez.

Takılmanın bizzat kendisi öyle mahrem bir şey ki tamamen güvenmediğimiz insanlarla bu kadar sık takılıyor olmamız beni şaşırtıyor.

İnsanlara – ilk anlamıyla – çıplak benliğimize erişim hakkı tanıyoruz; en özel, en kişisel bölümlerde özgürce gezinmelerine izin veriyoruz. Sızı değiş tokuşu yapılıyor. Tüm delikler dolduruluyor. Anın ateşi içinde sırlar açığa çıkıyor ve gerçek mahremiyet kuruluyor.

Rastgele seksin yanlış bir şey olduğunu söylemiyorum; ama öylesine ilişki yaşamanın, kısacık bir gece, belki de berbat bir insan olan biriyle en savunmasız anlarını geçirmenin boktan sonuçlarını kabul etmek anlamına geldiğini söylüyorum.

Yani diyorum ki, çarşafların arasında bu insanla konuşmuş, gülüşmüş ve birlikte terlemiş olabilirsin, ama bu insanı gerçekten tanımıyorsun, onun nasıl biri olduğunu nereden bilebilirsin? Bilemezsin.

Tüm bunlara rağmen, herkes herhangi bir türden ilişki yaşamaktansa tonlarca geçici seks yaşamayı tercih edecek birini tanıyordur.

Sanki bir ilişki veya birtakım şeyleri bazı insanlara münhasır kılmaya benzeyen bir şeyler isteyince Stv dizisi karakteri oluveriyormuşsun gibi. İlişkiler zahmetlidir. İlişkiler sınırlayıcıdır. İlişkiler çok emek ister. Falan filan.

Açıkçası, bir dizi acayip, beceriksiz, şimdi-nasıl-devam-ediyoruz kafası öylesine takılma yerine bir ilişkim olmasını tercih ederim. İlişkiler hiç de herkesin abarttığı kadar belalı şeyler değil.

İlişkilerde, öylesine takılmalarda dert ettiğin aptallıklarını kafana takmana gerek yoktur.

Hislerine karşılık bulup bulamayacağınla, düşüncelerini aktarıp aktarmamakla ilgili endişelenmene gerek yoktur. Hislerine karşılık buluyorsundur, ve herhangi bir düşünceni aktarabilirsin.

Ayrıca seks de daha iyidir, yüzde yüz hem de. Güvenin, rahat olmanın ve açıklığın güzelliği bu.

Oyunlar oynamak şimdilik eğlenceli olabilir, ama sonrasında seni daha da mutsuz bırakacaklar. Hoşlandığım adama işveli mesajlar attığımda beni görmezden gelip tuhaf bir utanç içine sokmayacağından emin olmayı tercih ederim. Aksine, olumlu yanıt vereceğini, belki film izleyip pizza yemeye davet edeceğini bilirim.

Yemek salonunda sırf göz teması kurmamak için nasıl bir sandviç istediğimi uzun uzun değerlendiriyormuş gibi yapmamayı tercih ederim.

Sadece bir sandviç almak, parasını ödemek ve hayatıma devam etmek istiyorum – sırf benden hoşlanıp hoşlanmadığını, veya benim senden hoşlanıp hoşlanmadığımı, veya bu haftasonu yine sikişip sikişmeyeceğimizi, veya kalçamdaki o tuhaf şekilli doğum lekesini hatırlayıp hatırlamadığını (hatırlıyorsan, lütfen unutur musun rica etsem) düşünüp durmamdan ibaret olan sahte bir muhabbete girmekse istemiyorum hiç.

Çok şey mi istiyorum?

***Alexia-Lafata

[Alexia LaFata’nın bu yazısı Elite Daily’de 13 Kasım 2014’te Why Casual Hookups Take More Emotional Energy Than Relationships başlığıyla yayınlandı.]

Bacaklarımı Tıraş Etmiyorum ve Birlikte Takıldığım Kimse Bunu Dert Etmedi – anonim

 Beni cinsel anlamda cüzzamlı pozisyonuna sokacağını sandığım itirafım anlayışla, kabulle ve en kötü durumda umursamazlıkla karşılık buldu.

bahçe
Bahçemdeki çimenle çok ortak noktam var.

Bacaklarımı tıraş etmiyorum. Hiç de etmedim. Hiç de etmeyeceğim, her kadar kıllarım koyu kahverengi olsa ve yanık tenimde göze çarpsa da.

Muhtemelen her şey annemle başladı. Annem bacaklarını asla tıraş etmedi ve ben de hiç başka bir yetişkin kadının bacaklarını tıraş ettiğini fark etmedim. Bacaklarım anneminkilere benzemeye başlayınca, bu yetişkin bir kadın olmanın bir parçasıydı, tıpkı regl ve büyüyen göğüslerim gibi. Benim için bu çirkin veya çekici değil – her ne ise o sadece, ve bana veya başka kimseyi de bir zararı yok, ben de bu yüzden zaman ve kaynaklarımı kıllarımdan kurtulmaya ayırmıyorum.

Cinsel açıdan, geç serpildim. Gençliğimin büyük kısmını başkalarının bedenlerine zerre ilgi duymaksızın geçirdim. Anca 21 yaşındayken ilgilenmeye başladım – ama tabii o zaman kıllı kadınlarla ilgili damgalardan çoktan haberdardım. Potansiyel partnerlerin benimle ilgili ne düşündüğünü merak ederek, mazoşist bir biçimde internette gezindim ve Yahoo Answers’ın derinliklerinden çoktan terk edilmiş forum yazılarına kadar her yerde kıllı kadınlarla ilgili görüşleri aradım. Çoğu yazar hakaretlerini kaba saba homofobi ve hayvan kıyasıyla ifade ediyordu: mamut, erkek fatma, goril, neandertal, lezbo. Diğerleri ise daha bir üstten atıp tutuyordu: asıl mesele hijyen veya profesyonellikti, ya da “Hey yarabbim, bir insan nasıl bu kadar tembel olabilir?”di.

Konu tıraşsız vulvaya gelince – benimki tıraşlı değil ama kırpılmış – yorumlar sadece azıcık daha olumluydu. Olayın özü, toplum beni bir çeşit pis, geri kalmış zibidi olarak görüyordu. Şort ve kısa etek artık basit bir moda meselesi olmaktan çıkmıştı – benim için, onurlu bir başkaldırı eylemine dönüşmüşlerdi.

Bacaklarım, kıllarım, dizimdeki benler falan.
Bacaklarım, kıllarım, dizimdeki benler falan.

Ama ilk seks yaptığım gün gergindim. Sırf ilk deneyimim olacağı için değil, ayrıca birlikte olduğum erkek hiç bacaklarımı görmemiş olduğu için. Kışın bir kuzey eyaletinde tanışmıştık. Kendimi psikolojik olarak reddedilmeye hazırlamıştım; eğer beni istemezse – eh, beni hak etmiyormuştur zaten.

Nihayet konuyu açtığımda, onun odasındaydık.

“Benim bacaklarım kıllı.”

Bir an duraksadı. “Ne kadar kıllı?”

Hiçbir laf etmeden eteğimi kaldırdım, külotlu çorabımı indirdim ve, aklımda binbir yanıt tasarlayarak, iğrenme çığlıklarını bekledim. Kıkırdadı.

“Aman, benimkinden daha kıllı olmadıktan sonra.” dedi ve kendi pantolonunu indirip, mühendislik öğrencisindense oduncularda görmeyi bekleyeceğin kıllarını gösterdi.

Birçok farklı sebeple, ama temelde ikimiz de bağlılığa hazır olmadığımızdan, ayrıldık ve ben her kadar başka bir ilişkiyle ilgilenmiyorduysam da, beni böylece kabul edecek bir erkek bulmanın samanlıkta iğne aramak olduğu benim için aşikardı.

İkinci, kız kardeşimin işten bir arkadaşıydı. İlk tanıştığımızda şort vardı altımda ve yazın ortasında alışveriş merkezine doğru gidiyorduk. Ama sonradan mesaj atıp bana olan ilgisini ifade ettiğinde, şüpheye düştüm. Ciddi miydi? Bacaklarımı görmemiş miydi? İşlerin bu kadar kolay ilerleyip ilerleyemeyeceğinin merakıyla, ona gayri ihtiyari şu yanıtı verdim:

“Ben tıraş olmuyorum.”

“Uzun kıllar, kim sallar” diye yanıtladı, göz kırpma işaretiyle.

“Bacaklarım da dahil ama.”

Yanıt neredeyse hemen geldi.

“Hala geçerli.”

Bu bugüne kadar devam eden bir trend. Tamam, öyle çok erkekle birlikte olmuşluğum yok, ve çoğunlukla da alternatif çevrelerde takılıyorum, ama yine de beni cinsel anlamda cüzzamlı pozisyonuna sokacağını sandığım itirafım anlayışla, kabulle ve en kötü durumda umursamazlıkla karşılık buldu:

“Eh, benim bacaklarım da tıraşlı değil ki.” – tek gecelik ilişki

“Beden kıllarını dert etmiyorum.” – hali hazırda devam eden renkli arkadaşlık

“Yo, seni anlıyorum. Ben daha yüzümü tıraş etmekten nefret ediyorum, bacaklara gelene kadar…” -tıraşsız bacaklarımı fark eden erkek tanıdık

Sonra, bir gün internette şans eseri tıraşsız bir kadınla karşılaştığı için heyecanını dile getiren adam var. Eğer bunu profilinde tercihleri arasında yazsa kadınların onu “çirkin ve tuhaf” bulacağını düşünüyordu. Malesef, geniş yüzü ve gülümsemesiyle uzun saçları, kendisinin erkek kardeşime benzemesine yol açıyor ve bu da onun benim açımdan cinsel anlamda çekici olmasını topyekün imkansız kılıyordu.

Tüm bunlar beni, tıraşsız bacaklı kadınlara karşı damganın birçok kadının sandığı kadar da yaygın olmayabileceğini düşünmeye itti. Feministler arasında bile, beden kılıyla toplumsal kabul görme arasında tercih yapma zorunluluğu, istenmeyen ancak inkar edilemeyecek bir gerçek olarak görülüyor. Ama ben hiç bu sebeple reddedilmedim veya hakarete uğramadım, üstelik plajda veya şortla gezerken bile. İşin aslı, bu konuda olumsuz şeyler söyleyenler sadece diğer kadınlardı.

Bir noktada, birçok açık görüşlü insanla dolu bir foruma üyeydim, üyelerin birçoğu marjinal politik gruplardan veya devrimci alt kültürlerden insanlardı. Oldukça “her şeye eyvallah” bir atmosferdi. Kadın bakımı başlığında, en büyük yazarlardan biri – kendini eğitmiş gotik bir feminist – bana şu özel mesajı attı:

“Tıraş olmak bizim görevimiz. Biz artık hayvan değiliz, bu temel bakımın bir parçası.”

Daha geçen hafta, çocuğuyla gezen bir kadın benim bacaklarımı gördü ve bodoslama şöyle dedi:

“Orada kıl olmaması gerekir.”

İşe giderken etek giydiğim o ilkbahar gününü daima hatırlayacağım. Bacak kıllarımı losyonla düzgünleştirmiştim, çünkü hepsinin aynı yöne bakmasını tercih ediyorum. Dağınık, kirli veya bir kadının bacağında olması dışında hiçbir açıdan tuhaf gözükmüyordu. Bir kadın iş arkadaşımla oturmuş sohbet ediyorduk ki bir cümlenin ortasında, eteğine dökülen poğaça kırıntılarıyla bacaklarıma bakarak durakladı. Gözleri büyüdü ve ürkütücü bir cazibeyle bakmayı sürdürdü.

“Tıraş olmadığını hiç fark etmemiştim.” dedi nihayet.

Hazır cevaplık edecek bir hinlik gelmedi aklıma. “A… yok, tıraş olmuyorum.” dedim, tuhaf bir gülüşle. “Yani, pek takmıyorum, hem zaman kazandırıyor, yani sonuçta…”

“Oh, anladım.” dedi, sesinde aynı anda onaylama ve imrenmeyle. “Ben bunu asla yapamazdım.”

Şimdi, bir kere ben kesinlikle bedensel özerklikten yanayım. Yani bir kadın pürüzsüz takılmaktan daha çok hoşlanıyorsa, aynen öyle yapmalı. Hiçbir erkeğin pürüzsüz bacak tercih etmediğini söylemiyorum. Ama, lafları ağızlarına tıkılanlar sırf kadınlar değil – erkeklerin de başına geliyor bu. Ve benim (sınırlı) deneyimime göre, birçok erkek bizim düşünmeye yönlendirildiğimizden çok daha az umursuyor tıraş hikayesini.

İnternetteki görüşlere ve kişisel sohbetlerime dayanarak, birçok kadının tıraş olmayı toplumsal, mesleki ve özellikle de cinsel kabul görme açısından olmazsa olmaz bir adım olarak gördüklerini söyleyebilirim; ama belki de bu tam olarak gerçeği yansıtmıyordur.

***

[Bu yazı, Xojane’de 9 Kasım 2014’te “I Don’t Shave My Legs and Nobody I’ve Ever Hooked Up With Cared” başlığıyla anonim olarak yayınlandı.]

Hite Raporu: Erkek Cinselliği Anketi

Bu anketin amacı, erkeklerin kendi hayatları hakkında nasıl hissettiklerini daha iyi anlamak. Toplumumuzun erkeklerin kim oldukları ve kim olmaları gerektiği (belki de en belirgin olarak “seks” konusunda) öyle basmakalıp görüşlere dayanıyor ki, erkeklerin tek tek bireyler olarak gerçekten ne hissettiklerini bilmek zor.51ql05lJHcL
Bu anketi yanıtlaman ve böylece belki birbirimizle daha olumlu ve ilgi gösteren bir biçimde ilişkilenmemize yardımcı olman bizim için çok anlamlı.

Sonuçlar, kadın cinselliğiyle ilgili Hite Raporu‘nda olduğu gibi, birçok alıntı içeren, yanıtların kapsamlı bir tartışması olarak yayınlanacak.

Her bir soruyu yanıtlaman gerekmiyor. Sadece ilgini çekenleri yanıtla, çünkü aksi takdirde bitirecek zamanı bulamayabilirsin. Ama lütfen yanıtla !

Senden alacağımız haberleri merakla bekliyoruz. Yanıtlarını şu adrese yollayabilirsin: S.Hite, F.D.R. Station, Box 5282, New York, New York 10022, U.S.A. TEŞEKKÜRLER.

I. ZAMAN

1. Hatırlayabildiğin ilk cinsel deneyimin ne zamandı? Kaç yaşındaydın?

2. İlk kez mastürbasyon yaptığında kaç yaşındaydın? İlk orgazmında? Nasıl öğrendin – kendi başına, bir başkasından, ya da filmlerden veya kitaplardan?

3. İlk orgazmını kaç yaşındayken yaşadın? İlk boşalmanı? Boşalma yaşayacak kadar büyümeden orgazm yaşadın mı? Kendine dokunmaktan yoğun zevk aldın mı? Islak rüyalar gördün mü?

4. Ebeveynlerin sana seksi anlattı mı? Neler söylediler? Arkadaşların neler söyledi? Regli ilk ne zaman duydun?

5.  Büyüdükçe, cinsel hislerin nasıldı? Çocuklukta? İlk okulda? Orta okulda?

6. Çocukluk veya ergenlik cinselliğinin bastırılması gerektiğini düşünüyor musun? Neden? Sence neden bastırılıyor?

7. Seks hayatın yıllar içinde nasıl değişti? Yaş, seksi etkiliyor mu? Seksten aldığın keyif değişti mi? Tavırların ve etkinliklerin değişti mi?

8. Spor ve egzersiz, genel fiziksel sağlık hissin ve zevkin açısından ne kadar yer kaplıyor? Hangi spor ve egzersizleri seviyorsun? Yüzme? Futbol? Koşu? Diğer?

9. Genel bedensel mutluluğun açısından güneşlenmek, bornozla koltukta oturup oynaşmak, bir başkasının sıcak bedeninin yanında uyumak, hayvanlarına ilgi göstermek gibi etkinlikler ne kadar yer kaplıyor? Nelerden hoşlanıyorsun?

10. Genellikle “seks” adını verdiğimiz şey (genital seks) hayatında ne kadar yer kaplıyor? Mastürbasyon?

11. Kendini iyi hissetmende arkadaşlarınla konuşmak ne kadar yer kaplıyor? Arkadaşlarına hiç onları ne kadar önemsediğini söylüyor musun?

12. Ev ve/veya aile hayatı genel fiziksel mutluluk hissinde ne kadar yer kaplıyor? (Bu soru herkesi içeriyor tabii ki, sadece evli olanları değil.)

13. Çocuklara dokunmak ve onları tutmaktan hoşlanıyor musun? Onlara sokulmaktan hoşlanıyor musun? Güreşmekten? Banyo yaptırmaktan? Tutmaktan? Sallamaktan? Beslemekten?

14. Hiç anne olmayı diledin mi? Çocuk doğuramayacağını öğrendiğinde nasıl hissettin? Nasıl öğrendin? Neler hissettin bununla ilgili?

15. Babalık rolüyle ilgili ne düşünüyorsun? (baba olsan da olmasan da)

16. Çocuk ya da yetişkin, bir başka insana fiziksel olarak ilgi göstermekten hoşlanıyor musun? Bunu nasıl yapıyorsun? Onlara bebeklerle oynar gibi davranıyor musun? Sence bu eğlenceli mi? Ebeveynlerin seni başkalarını beslemeye hazırladı mı?

17. Hayatında aradığın sıcaklık ve yakınlığı buldun mu? Nerede?

18. Kendi başına daha çok zaman geçirmek ister miydin?

19. Tuvalet mahremiyeti hakkında ne hissediyorsun? Kapıyı kapatıyor musun? Bazen işeme veya dışkılama sırasında partnerinin tuvalette olmasını istediğin oluyor mu? Partnerini işerken görmekten hoşlanıyor musun? vb.

II. ERKEKSİLİK

20. Kaç yaşındasın? Nasıl bir kişisel geçmişin var – meslek, eğitim, yetiştirilme tarzı, din, ırk veya senin önemli bulduğun başka bir şey?

21. Görünümün nasıl? Kendini yakışıklı, oldukça sade, ya da çirkin buluyor musun? – yoksa bunu yorumsuz mu bırakırsın? (Lütfen bu sözcükler için bizi affet.)

22. Erkeksi olmayı nasıl tanımlarsın? Sen erkeksi misin? Ne kadar erkeksisin?

23. Erkeksi ile maço arasındaki fark nedir? Kendine maço skalasında ne kadar yüksek veya alçak bir değer addedersin?

24. Ne gibi özellikler bir erkeği erkek yapar? Yani, erkeklerde nasıl özelliklere hayranlık besliyorsun? Kendi erkeksiliğinden gurur duyuyor musun?

25. Baban erkek olmakla ilgili sana ne dedi? Kadınlar hakkında ne dedi?

26. Bir erkek bugün kendini nasıl ayırt ettirir? Günümüzde ne kahramancadır?

27. Erkekler bir grup olarak bugün neyle gurur duyabilirler? Neden utanabilirler?

28. Genel olarak hayatındaki en büyük endişe veya sorun ne?

29. Başarı önemli midir? Sen başarılı mısın? Ne açıdan?

30. Mecbur kaldığında zalim olmak gerektiğine inanıyor musun?

31. Duygularını gösteremeyip kendini incinmiş veya üzgün hissettiğin oluyor mu? Kendini bir robot gibi davranmaya zorluyor musun? Hiç kendini bir robot gibi hissettiğin oldu mu?

32. Eğer biri senin davranış veya görüşlerinle ilgili bir şeyi – herhangi bir şeyi – “kız gibi” diye tariflese nasıl hissederdin?

33. Hiç kimse sana “hanım evladı” diye seslendi mi? Kimse sana “Adam ol!”manı söyledi mi? Nasıl bir ortamda söylendi? Nasıl hissettin?

34. Kadınların zarif ve duygusal olma, veya çabuk asabileşme özgürlüklerine imreniyor musun? Kendilerini destekleyecek birine sahip olabilme seçeneklerine, veya onlara para kazanmaları konusunda görünürde baskı yapılmamasına imreniyor musun?

35. Kadınlara ya da kadınların seni inciten kimi davranışlarına herhangi kuvvetli bir dargınlığın var mı?

36. Kadınlara davranışlarında veya belli bir kadına davranışında kendini suçlu hissettiren yanlar oldu mu?

37. Pornografi izliyor musun? Ne tür? Sen büyürken baban pornografi izler/okur muydu? İlk “erkek dergisi”ni nerede/ne zaman gördün?

38. Gördüğün pornografi hakkında görüşün ne? Erkeklerin ve kadınların – hem psikolojik hem de cinsel olarak – gerçekten nasıl olduklarına dair kimi temel doğruları temsil ettiğini hissediyor musun?

39. “Cinsel devrim” hakkında ne düşünüyorsun?

40. Kadınların özgürleşmesi hakkında ne düşünüyorsun? İlişkilerini nasıl etkiledi?

41. Erkeklerin kadınlara ne açıdan ihtiyacı var? Erkeklerde bulamadığın ne gibi şeyleri kadınlarda buluyorsun?

42. Arkadaşlarının çoğu erkek veya çoğu kadın mı? Neden?

III. İLİŞKİLER

43. Kadınlarla, erkeklerle, veya her ikisiyle – veya kendinle, veya belki de hiçbiriyle – seksi mi tercih ediyorsun?

44. Seksin önemli olduğunu düşünüyor musun, yoksa gereğinden fazla değer mi veriliyor? İlginç mi, yoksa olduğundan fazla mı anlam yükleniyor? Hayatta başka ne gibi şeyler daha önemli?

45. Seksin senin için manevi bir önemi var mı?

46. Aşağıdakilerden birini yanıtla:

A. Eğer evliysen, kaç yıldır evlisin? Evli olmaktan hoşlanıyor musun? İlk başta neden evlendin? Sekse etkisi nedir?

Hayatını seviyor musun? Ne anlamda? O da seninle orgazm yaşıyor mu? Hangi uyarıcıdan? Eğer mastürbasyon yapıyorsan, onun bundan haberi var mı?

Tek-eşliliğe inanıyor musun? Neden? “Evlilik dışı” cinsel deneyimlerin oldu/oluyor mu? Eğer olduysa, kaç tane ve ne kadar süre? Şu anda böyle bir deneyimin yaşamakta mısın? Bunun evliliğin üzerinde ve birey olarak senin üzerinde etkileri neler(di)? Partnerin onlardan haberdar mı(ydı)?

Eğer çocuğun varsa, nasıl çocuk sahibi olmaya kadar verdin? Baba olmak istedin mi? Eşin bir çocuğunuz olacağını ilk söylediğinde nasıl hissettin? Çocuklarını seviyor musun?

Evlenmek ve/veya çocuk sahibi olmak için bazı şeylerden feragat etmek zorunda kaldığını hissediyor musun? Evli/çocuklu olmak iş ve kariyer fırsatlarını sınırladı mı? Hayatın nasıl farklı olurdu?

B. Eğer boşandıysan, sebepler nelerdi? Bununla ilgili nasıl hissediyorsun? Ve lütfen yukarıdaki sorulardan sana uygun düşenleri de yanıtla.

C. Eğer eşcinselsen, lütfen yukarıdaki sorulardan sana uygun düşenleri yanıtla. Ayrıca: Ne süredir erkeklerle fiziksel ve duygusal ilişkiler yaşıyorsun? Eğer olduysa, kadınlarla ilişkilerinle nasıl kıyaslarsın? Duygusal olarak ve fiziksel olarak? Birden fazla erkekle ilişki içinde misin? Tek bir erkekle kalıcı olarak yaşamak istiyor musun veya yaşıyor musun?

D. Eğer “bekar”san, bekarlıktan hoşlanıyor musun? Avantajları ve dezavantajları neler? Bir gün evlenmeyi planlıyor musun? Seks hayatın nasıl?

E. Eğer hala ebeveynlerinle veya ailenle yaşıyorsan, cinsel ve flört aktivitelerinle ilgili ne gibi kurallar var? Daha çok veya daha az sınırlama ister miydin? Ebeveynlerin veya akrabaların seninle seksi gerçekçi bir biçimde konuştular mı? Seks hakkındaki bilgilerinin çoğunu nereden öğrendin? Arkadaşlardan? Öğretmenlerden? Kitaplardan? Seks dergilerinden? Ailenden? Seks hakkında doğru bilgiye ulaşmakta sorun yaşadın mı? Eğer cinsel bir ilişkin olduysa, ebeveynlerinin haberi var mı? Eğer varsa, nasıl tepki verdiler?

F. Eğer hiç bir partnerle seks yapmadıysan, nasıl bir şey olarak hayal ediyorsun? İlgini çekiyor mu, yoksa abartılıyormuş gibi mi geliyor? Ne gibi fiziksel faaliyetlerden zevk aldın şimdiye kadar?

G. Eğer biriyle birlikte yaşıyorsan, lütfen yukarıdaki sorulardan sana uyanları yanıtla. Ayrıca: Ne kadar zamandır birlikte yaşıyorsunuz? Evlenmeyi tercih eder miydin? Gelecek planların neler?

H. Eğer şu anda seksle ilgilenmiyorsan (belki mastürbasyon hariç), böyle bir yaşamı nasıl buluyorsun? Ne kadar uzun süre “bekar” kalmayı planlıyorsun? Ne zamandır böyle hissediyorsun? Bunun diğer erkekler için faydalı olabileceğini düşünüyor musun? Yalnız yaşadığında doğayla, hayvanlarla veya müzikle daha çok ilişkilenebildiğini düşünüyor musun?

47. Belki de yukarıdaki kategorilerden hiçbiri senin hayatını yansıtmıyordur. Eğer öyleyse, lütfen kendini kendi sözcüklerinle anlat.

AŞK

48. En derinden aşık olduğun zamanı anlat. Nasıl hissettin? Neler oldu?

49. Hiç, sevdiğin biriyle sorunların yüzünden uykuya dalana kadar ağladığın oldu mu? İntiharı düşündüğün? Neden?

50. Biriyle yaşadığın en mutlu şey neydi? En yakın şey? Kendini ne zaman en yalnız hissettin?

51. Arkadaşlıklarını aşk ilişkinle nasıl kıyaslarsın?

52. Birini gerçekten sevebileceğini hissediyor musun?

53. Bir başkasıyla ilişkide en derin özlemin/hasretin/isteklerin neler?

IV. ORGAZM

54. Orgazmlar senin için ne kadar önemli? Orgazm olmadan seksten keyif alabiliyor musun? Partnerin orgazm olmadan seksten keyif alabilir misin?

55. Lütfen orgazmın senin için nasıl bir his olduğunu tarif et. Oraya ulaşırken? Orgazm öncesinde? Zirve anında? Sonrasında? Hangi an en iyi hissettiriyor? En iyi anda neler hissediyorsun?

56. Ne sıklıkta, orgazmsız seks yaşıyorsun? Orgazm yaşaman için bir baskı hissettiğin oldu mu? Eğer olduysa, ne zaman?

57. Orgazm olurken bedenin nasıl tepki veriyor? Geriliyor mu? Çok hareket mi ediyor? Tamamen hareketsiz mi kalıyor? Kontrolden mi çıkıyor? Kollarına ve bacaklarına ne oluyor? Yüzüne?

58. Orgazm sırasında daima boşalıyor musun? Ne sıklıkta, boşalma olmadan orgazm veya orgazma yakın bir his yaşıyorsun? Bazen orgazm olmaksızın boşaldığın oluyor mu? Ne sıklıkta? Yoksa orgazm boşalmak mı demek? Genç bir oğlanken boşalmadan orgazm yaşadığın oldu mu?

59. Seks sırasında birden fazla orgazm yaşamaktan hoşlanıyor musun? Her seferinde boşalmaktan hoşlanıyor musun? Art arda gelen orgazmlar nasıl hissettiriyor? Hiç ereksiyonunu kaybetmeden ikinci bir orgazma devam ettiğin oldu mu?

60. Cinsel heyecan için ereksiyon gerekli midir? Hiç, ereksiyon olmaksızın kendini cinsel hissettiğin oldu mu? Ereksiyonun olmaması seni rahatsız etti mi? Partnerinin tepkisi ne oldu?

61. Yumuşak bir penisle seks yapılabilir mi? Yumuşak bir penisle sekse devam etmekten utanır mısın?

62. Her ereksiyon olduğunda heyecanlı mı oluyorsun, yoksa ereksiyonun başka sebepleri oluyor mu?

63. Uzun süreler cinsel olarak uyarılmaktan hoşlanıyor musun, yoksa görece çabuk olarak orgazma ulaşmayı mı tercih ediyorsun? Cinsel heyecanın nasıl hissettirdiğini tarif edebilir misin?

V. MASTÜRBASYON

64. Ne sıklıkta mastürbasyon yapıyorsun? Mastürbasyonla ilgili ne hissediyorsun? Keyif mi alıyorsun? Utanıyor musun? Tatmin oluyor musun? Bununla ilgili ketum musun açık mısın?

65. Mastürbasyondan zevk alıyor musun? Fiziksel olarak? Duygusal olarak? Mastürbasyonla ilgili neleri tatmin edici buluyorsun, neleri tatmin edici bulmuyorsun?

66. Nasıl mastürbasyon yapıyorsun? Lütfen detaylı bir tasvir yap. Örneğin, penisini elinle tutup elini penisin üstünde mi hareket ettiriyorsun, ya da tüm bedenini mi hareket ettiriyorsun – başka bir şeye sürtünerek? Penisinin üst kısmında ve alt kısmında uyarılma önemli mi? Boşalmanın ıslaklığından rahatsız oluyor musun? Tercih ettiğin spesifik bir pozisyon var mı? Kullandığın spesifik düşünce veya fanteziler var mı?

67. Mastürbasyon sırasında orgazmını geciktirebiliyor musun? Bu, orgazmı daha çok veya daha az heyecanlı hale getiriyor mu? Hangi spesifik yöntemleri kullanıyorsun orgazmını geciktirmek için?

68. Her mastürbasyon yaptığında orgazm oluyor musun? Cinsel duygularını arttırmak için mastürbasyon yaptığında orgazm yaşamadan durduğun oldu mu? Seks öncesinde kendini uyarmak için (orgazm olmadan) mastürbasyon yaptın mı? Ne sıklıkta?

69. Hayatında mastürbasyonun önemi nedir?

VI. BEDENİN VE HİSLERİN

70. Cinsel organlarının görünümünü, tadını, kokusunu beğeniyor musun? Cinsel organlarının boyutunu ve şeklini beğeniyor musun? Yumurtalıklarının?

71. Sünnetli misin? Bundan hoşnut musun, yoksa sünnetli olmamayı mı dilerdin? Oğlunu sünnet ettirdin mi, veya ettirir misin?

72. Sünneti öğrendiğinde neler hissettin? Kendi sünnetin hakkında? Şoke mi oldun? Hoşnut? Bunu düşündüğünde cinsel organlarında fiziksel bir tepki hissediyor musun?

73. Prosedür hakkında bir şeyler hatırlıyor musun? Kaç yaşındaydın?

74. Sünnet, penisini başkalarına göstermekle ilgili tavrını etkiledi mi? Nasıl? Sünnet derisine sahip olmak/olmamak cinsel faaliyetlerini etkiliyor mu?

75. Erkekler neden sünnet edilir?

76. Partnerin cinsel organlarını beğeniyor mu? Hiç, bir partnerinin cinsel organlarınla ilgili olumsuz yorum yaptığı oldu mu? Nasıl? Sen bununla ilgili nasıl hissettin?

77. Fellatio’dan (penisinin ağız yoluyla uyarılmasından) hoşlanıyor musun? Bu şekilde orgazm olabiliyor musun; genellikle, bazen, nadiren, veya asla? Ne sıklıkta bu şekilde orgazm oluyorsun? Nasıl yapılmasından hoşlanıyorsun?

78. Ağız-anal temastan hoşlanıyor musun?

79. Partnerinin eliyle penisini uyarmasından hoşlanıyor musun? Ne sıklıkta bu şekilde orgazm oluyorsun? Partnerinin cinsel bölgende başka hangi bölgelere dokunmasından hoşlanıyorsun?

80. Başka bir insanın varlığında mastürbasyon yapmaktan hoşlanıyor musun? Partnerinin sen oradayken mastürbasyon yapmasından hoşlanıyor musun?

81. Rektal olarak penetre olmaktan hoşlanıyor musun (veya hoşlanır mıydın)? Parmakla? Penisle? Nasıl hissettiriyor? Bu şekilde orgazm oluyor musun? Anal birleşme tam olarak nasıl hissettiriyor – hem fiziksel hem duygusal olarak?

82. “Önsevişme”den hoşlanıyor musun? Senin kendin için ne tür “önsevişme” önemli? Nerene nasıl dokunulmasından hoşlanıyorsun? Öpülmesinden? Okşanmasından? Göğüslerin duyarlı mı? Kalçaların? Yumurtalıkların? Ağzın? Kulakların?

83. Partnerinden yeterince önsevişme alabiliyor musun? Partnerin sana yeterince dokunuyor ve seni yeterince okşuyor mu?

84. Bazen “gerçek seks” olmadan oynaşıyor musun? Bunu tercih ediyor musun?

85. İlk cinsel adımı kim atıyor? Diğer kişi ilk adımı atarsa kendini nasıl hissediyorsun? Hiç diğer kişinin adım atmasını istediğin ama onun bunu yapmadığı oldu mu? Partnerin asla ilk adımı atmazsa sevilmediğini hisseder misin? Veya arzulanmadığını?

86. Hiç, birine seksle ilgili yaklaşıp reddedildin mi? Nasıl hissettin? Hiç, birini reddettin mi? Neden?

87. Seksle ilgilenmediğin belirli zamanlar var mı? Bunu uygun buluyor musun? Cinsel ilginde periyodik yükselme ve alçalmalar deneyimliyor musun? Ne sıklıkta?

VII. ERKEKLERLE İLGİLİ DUYGULAR

88. En yakın erkek arkadaşını tarif et. Onunla nasıl zaman geçirmekten hoşlanıyorsun?

89. Erkeklerden oluşan bir grubun bir parçası mısın, veya böyle bir grupla sosyalleşiyor musun? Bunun nelerinden hoşlanıyorsun? Neler yapıyorsunuz? Nelerden konuşuyorsunuz?

90. Erkek arkadaşlarına değer veriyor musun? Yakın olduğun erkek arkadaşlar veya akrabalar olması önemli midir? Arkadaşlığınla ilgili neye değer veriyorsun? Hayatında onların anlamı ne?

91. Askerlik yaptın mı veya askeri bir birimde yer aldın mı? Oradaki yoldaşlıktan hoşlandın mı? Bu dönem boyunca erkeklerle herhangi bir fiziksel veya cinsel yakınlaşma deneyimin oldu mu?

92. Sporu sever misin? Ne tür sporları? Başka erkeklerle spor yapmaktan keyif alıyor musun? Bu aktiviteler sırasında erkeklerle yakınlaşmaktan hoşlanıyor musun?

93. Lise veya üniversitedeyken, en iyi arkadaşın var mıydı? Onunla ilgili hislerin nelerdi?

94. Babanla yakın mısın/mıydın? Ne açıdan? O nasıl biri? Onun hakkında ne düşünüyorsun?

95. Hayatında en yakın olduğun erkeği tarif et. Ne şekilde yakınsınız/yakındınız? Birlikte zaman geçiriyor musunuz/muydunuz? Senin için neden değerli? Ondan neden hoşlanıyorsun?

95A. Eğer bir erkekle fiziksel veya cinsel deneyim yaşamadıysan, bundan hoşlanır mıydın?

ERKEKLERLE SEKS

96. İlk gay deneyimini yaşadığında kaç yaşındaydın?

97. Bir erkekle ilk fiziksel temasın neydi? Babanla? Bir akrabanla?

98. Erkeklerle seks, kadınlarla olduğundan ne açılardan farklı? (eğer kadınlarla seks yaptıysan, veya nasıl olacağına dair düşüncelerine dayanarak)

99. Erkeklerle seks hakkında neler favorin? Homoseksüelliği başka erkeklere önerir misin? Avantajları neler? Dezavantajları?

100. Anal birleşmeden hoşlanıyor musun? Tam olarak nasıl hissettiriyor – hem fiziksel hem duygusal olarak? Bu şekilde orgazm oluyor musun?

101. Bir erkeğe fellatio yapmaktan hoşlanıyor musun? Menisini yutuyor musun? Bundan hoşlanıyor musun?

102. Sadece birlikte uzanıp öpüşerek ve birbirinize sürtünerek orgazm olabiliyor musun?

103. Aşık mısın? İstikrarlı bir ilişkide misin? Hayatında kaç erkekle cinsel ilişkin oldu? Tek-eşlilikten hoşlanıyor musun?

104. Gaylerin “önlerine gelenle yatmaları” bir mit mi, gerçek mi? Duygusal yakınlığı mı, gelir geçer seksi mi, ikisini birden mi tercih edersin?

105. Bir kadına aşık olabilir misin (yeniden)? Neden?

106. İş yerindeki insanlar gay olduğunu biliyorlar mı? Ebeveynlerin?

107. Gay meseleleri konusunda açık bir duruş alıyor musun? Gay özgürleşmesi için çalışıyor musun? Yoksa düzlerin dünyasında gay olma macerasını, gizli, elit bir topluma üye olmanın zevkini mi tercih edersin?

VIII. KADINLARLA İLGİLİ DUYGULAR

108. Yakın kadın arkadaşların var mı? Yakın olduğun bir kız kardeşin?

109. Annene yakın mısın/mıydın? Ne açıdan? O nasıl biri? Onun hakkında ne düşünüyorsun?

110. Kadınlarla ilgili genel olarak nelere hayranlık duyuyorsun? Neleri sevmiyorsun? Kadınlar topluma ne katkı yapıyorlar?

111. Kadınların özgürleşmesi hakkında ne düşünüyorsun?

112. Şu anda bir kadınla bir ilişkide misin? O nasıl biri? Ondan neden hoşlanıyorsun?

KADINLARLA SEKS

113. Hiç, bir kadın seninle seksi ve cinsel hislerini ciddiyetle ve açıkça konuştu mu? Sen, sordun mu?

114. Klitorisi ilk ne zaman öğrendin? Başka erkeklerden mi duydun? Kadınlardan? Kitaplardan?

115. Klitorisi uyarmaktan hoşlanıyor musun? Neden? İlk ne zaman yaptın? Partnerin orgazm yaşadı mı? Nasıl hissettin? Klitorisi uyarmakla ilgili kendini rahat hissediyor musun?

116. Klitorisi ne şekillerde uyarıyorsun? Lütfen nasıl yaptığını tarif et. Klitorisi elinle veya parmağınla nasıl uyardığını tasvir et. Bunu orgazm için mi yapıyorsun?

117. Partnerin orgazm olmak için mastürbasyon yapıyor mu? Nasıl yapıyor? Eğer bilmiyorsan, onun seninle bu bilgiyi paylaşmasını ister miydin?

118. İlk kez ne zaman çoğu kadının sırf birleşme (koitus) yoluyla orgazm olmadıklarını duydun/fark ettin? İlk tepkin ne oldu?

119. Bir kadınla cunnilingus’tan hoşlanıyor musun? Cunnilingus’un en çok neyinden hoşlanıyorsun, en çok neyinden hoşlanmıyorsun? Partnerine karşı duygularına bağlı mı?

120. Partnerini uyararak cinsel anlamda heyecanlanıyor musun? Onun orgazmından zevk alıyor musun? Fiziksel olarak? Duygusal olarak? Partnerine dokunma, onu hissetme ve öpmenin en çok hangi yanlarından keyif alıyorsun? En az?

121. Kadına nasıl orgazm yaşatıyorsun? Kadının koitustan orgazm olmasını tercih ediyor musun?

IX. CİNSEL BİRLEŞME

122. Cinsel birleşmeden (penis/vajina) hoşlanıyor musun? Fiziksel olarak? Duygusal olarak? Ne sıklıkta cinsel birleşme yaşıyorsun?

123. Hangi pozisyon seni en çok tatmin ediyor? Partnerin bu pozisyondan memnun mu? O hangi pozisyonu seviyor? Sen o pozisyondan memnun musun?

124. Cinsel birleşmeden neden hoşlanıyorsun?

125. Cinsel birleşme sırasında hiç fiziksel rahatsızlık yaşadın mı? Sonrasında? Cinsel birleşme sırasında canının sıkıldığı oluyor mu?

126. Seks başladıktan sonra, cinsel birleşmenin yaşanacağını varsayıyor musun? Her seks yaptığında seksin cinsel birleşme içereceğini varsayıyor musun?

127. Bazı cinsel karşılaşmalarda cinsel birleşmeyi başka aktivitelerle değiştirmek ister miydin? Ne sıklıkta? Yoksa seksi daima cinsel birleşme olarak mı tanımlıyorsun?

128. Partnerin seninle sevişirken daima mı, genellikle mi, bazen mi, nadiren mi orgazm oluyor veya asla olmuyor mu? Cinsel birleşme sırasında? Başka aktiviteler sırasında? Ne gibi aktiviteler?

129. Partnerin orgazm olduğunda bunu hep fark edebiliyor musun? Nasıl fark ediyorsun? Hiç şüphede kaldığın oldu mu? Şüphede kalınca soruyor musun? Sorarsan ve o da “evet” derse, ona inanıyor musun? Bu konuyu konuşuyor musunuz?

130. Klitoral uyarılmadansa cinsel birleşme (koitus) ile orgazma ulaşan bir kadınla sevişmeyi tercih eder miydin? Seks yaptığın kadın(lar) genellikle ne zaman orgazm oluyor(lar)?

131. Bir kadın senin yanında kendini uyararak orgazm ulaşırsa nasıl hissedersin? Cinsel birleşme sırasında? Vibratör kullanırsa nasıl hissedersin?

132. Eğer kadın cinsel birleşme sırasında orgazm olmazsa “performans”ınla, tekniğinle veya duyarlığınla ilgili bir sorun olduğunu hisseder misin? “Gerçek bir erkek” gibi olamadığını, ya da en azından işi doğru yapamadığını?

133. Bir kadının seninle sevişirken orgazm olmasının senin açından bir önemi var mı? Bir kadının orgazm olmak için ne gibi uyaranlara ihtiyaç duyduğunu bulmaya çalışıyor musun?

134. Genellikle ilk kim orgazma ulaşıyor? Sen mi, partnerin mi? Hangi aktivite sırasında? Ne zaman istersen o zaman orgazma ulaşıyor musun? Eğer yanıtın hayırsa, neden?

135. Şimdiye kadar hiç bir kadının orgazm olması veya cinsel birleşme için hazır olması uzun sürdüğü için kaygılandığı ya da senden özür dilediği oldu mu?

136. Partnerin hiçbir şekilde orgazm olmuyorsa kendini nasıl hissedersin?

137. Ne zaman doruğa ulaşacağını kontrol edebiliyor musun? Ereksiyonunu kaybetmeden ne kadar süre kendini tutabiliyorsun? Ereksiyonunu kaybetmek seni rahatsız ediyor mu?

138. Yumuşak bir penisle sevişmek seni utandırır mı (yani ereksiyon olmazsan)? Cinsel birleşme yaşayamıyorsan fiziksel yakınlığı ve diğer aktiviteleri de durdurur musun?

139. Hiç cinsel birleşme sırasında “fazla erken” boşaldın ya da orgazm oldun mu? Ne kadar bir süreden bahsediyoruz? Bu boşalma/orgazm senin için tatmin edici miydi? Ne zaman oldu? Neden? Bu senin canını sıkıyor mu?

140. Orgazm olmadan cinsel birleşmeyi daha uzun tutmak için özel bir yöntem kullanıyor musun? Uzun süre penetrasyon penisinin duyarlılığını veya hissini köreltiyor mu?

141. Bir erkek ne zaman boşalmalıdır? Bu konuda kadına danışılmalı mıdır? Seksin bittiğine kim karar verir?

142. Seksin hangi aktivitelerden oluştuğunu kontrol ediyor musun? Sen zaman geldiğini ve ne şekilde orgazma ulaştığını kontrol ediyor musun?

143. Bazen istemene rağmen ereksiyona sahip olmakta zorluk yaşadığın oluyor mu? Ne zaman? Neden? Ne sıklıkta oluyor? Böyle zamanlarda ne yapıyorsun?

144. Başka erkeklerle seks hakkında konuşuyor musun? Neler konuşuyorsunuz? Senin veya başka erkeklerin kadınlarla yaşadığınız maceralarla böbürlendiğiniz veya onları abarttığını oluyor mu? Pratik bilgi paylaşıyor musunuz? Güvensizlik duyguları?

145. Kadınların geleneksel olarak erkekler kadar seks istemeyişlerinin sebepleri nelerdir? Kadınlar en çok ne tür seks isterler?

X. DOĞUM KONTROLÜ

146. Hangi doğum kontrolü (kontraseptik) yöntemlerini kullanıyorsun? Hangi yöntemin kullanacağına kim karar veriyor? Sen hangisini tercih ediyorsun?

147. Doğum kontrol haplarının olası yan etkilerinin farkında mısın?

148. Herhangi bir kontrol yöntemiyle fiziksel bir rahatsızlık hissettiğin oldu mu? Prezervatifle? Diafragmayla? Rahim içi araçlarla? Köpükle? Hiç, orgazmı ertelemek için prezervatif kullandın mı?

149. Cinsel birleşme öncesinde doğum kontrolü konuşmak konusunda kendini sorumlu hissediyor musun? Bir kadınla cinsel bir ilişki yaşıyorsan, onu hamile kalmaktan koruyor musun? Eğer hamile kalırsa kim sorumludur? Bir kadına cinsel birleşme öncesinde bir doğum kontrol yöntemi kullanıp kullanmadığını soruyor musun?

150. Birini hamile bırakmaktan korkuyor musun? Cinsel ilişkilerinde hamilelik olasılığı sorunlara yol açıyor mu?

151. Hiç, bir İstenmeyen hamilelik olayında taraf oldun mu? Konuyla ilgili ne yaptın?

152. Kürtajı savunuyor musun? Hiç, bir kadını hamile bıraktığın ve bunun sonucunda kadının kürtaj yaptırdığı oldu mu? Hiç, bir kadına güvenli bir kürtaj sağlamakla uğraştın mı? Masrafları karşıladın mı? Onunla gittin mi? Sonuç nasıldı?

153. Vazektomi (meni kanalı / kısırlaştırma ameliyatı) geçirdin mi? (Çocuğun var mı?) Vazektomi cinsel faaliyetlerini nasıl etkiledi? Partnerlerin bununla ilgili ne düşünüyor? Hiç geri aldırmayı hayal ettin mi? Başka erkeklere önerir misin?

154. Vazektominin neleri kapsadığını biliyor musun? Bu ameliyatı geçirmek ister miydin, ve hangi koşullar altında?

155. Hiç, bir doğuma tanıklık ettin mi?

XI. ŞİDDET

156. Şiddetli seksle ilgileniyor musun? Şiddet, cinsel ilişkilerinin bir parçası mıydı? Ne tür? Nasıl hissettin?

157. Fiziksel bir mücadele, dövüş veya kavganın seni heyecanlandırdığı oldu mu – bir kadınla veya bir erkekle? Lütfen tarif et.

158. İsteyerek sevgiline vurduğun veya onu incittiğin oldu mu? Neden? Bunun ilişkinize etkisi ne oldu? Yaptığında kendini hissettin mi?

159. Bondaj/bağlamak ile ilgileniyor musun? Şaplak atmakla? Neden? Nasıl hissediyorsun?

160. Birini kendi arzularına zorlamak eğlenceli mi?

161. Ayakları öpmeyi cinsel buluyor musun? Çiş banyosunu?

162. Çok genç biriyle cinsel bir ilişki yaşar mısın veya yaşadın mı? Bununla ilgili kendini nasıl hissettin?

163. Tecavüzü nasıl tanımlarsın? Senin için rahatsız edici mi? Nasıl? Nasıl değil? Rıza ile tecavüz arasındaki çizgiyi nereden çizersin?

164. Hiç, bir kadına tecavüz ettin mi? Etmediysen, hiç bir kadına tecavüz etmek istedin mi? Neden?

165. Hiç, bir kadını, o istemiyor gibi görünmesine rağmen seninle sevişmeye zorladın mı? Bunu nasıl yaptın? Bir sınırın var mıydı? Başardın mı? Seksten keyif aldın mı?

166. Sekste partnerini zorlamak eğlenceli mi? Cinsel aktiviteler sırasında genellikle partnerini kontrol eder misin? Cinsel ilişkiyi kendi istediğin yöne nasıl yönlendirirsin? Durumun kontrolünü elinde tutmak kolay mı?

167. Yaşadığın sekste bir iktidar ilişkisi varsa, bu iktidar kimdedir – sen de mi partnerinde mi?

168. Seks politik midir?

ANKETİ YANITLADIĞIN İÇİN TEŞEKKÜRLER !

1. Bu anketi neden yanıtladın?

2. Hite Raporu’nu okudun mu?

3. Diğer erkeklerin bu anketi yanıtlarken senin kadar dürüst olacaklarını düşünüyor musun? Sen ne kadar dürüsttün?

4. Lütfen yukarıda değinilmeyen ama eklemek istediğin bir şey varsa belirt.

5. Hayatınla mutlu musun, veya hayatını değiştirmek istiyor musun?

***

Kaynak: The Hite Report on Male Sexuality; Shere Hite; Alfred A.Knopf, New York, 1981 ; 1129 pages

Anketin İngilizce orijinali şurada.

Striptizci Olarak Çalışmak Nasıl Erkeklere Sempatiyle Yaklaşmamı Sağladı – Katherine Frank

Katherine Frank striptiz yaptı, müşterileriyle röportaj yaptı ve sonra erkek arzularıyla ilgili tez yazdı.

stripclub

Antropolog Katherine Frank altı yılını striptiz yaparak ve düzenli müşterilerinden 30 tanesiyle gerçekleştirdiği röportajlara dayanan “G-String’ler ve Sempati: Striptiz Kulübü Müdavimleri ve Erkek Arzuları” (G-Strings and Sympathy: Strip Club Regulars and Male Desire) başlıklı kitabı için çalışarak geçirdi. Kendi doktora tezinden uyarladığı bu kitap, platformdaki çıplak kadınla onun jartiyerine para sıkıştırmak için tekrar tekrar gelen adam arasındaki ilişkiyi inceleyen, akademik olmakla beraber erişilebilir bir araştırma.

Frank, kalça sallama ve çalkalama hareketleriyle post-turistin özdüşünümsel doğası hakkında eşit rahatlıkla konuşabiliyor. Ve onun deneyimi, akıl-beden ayrışmasını sandığınızdan daha az yansıtıyor. Kulüplerden birinde Baudrillard’a Kaside adını verdiği bir set yaratmış. Gerçekliğin – pardon “gerçeklik”in – temsillerinden veya taklitlerinden ayırt edilemez hale geldiğini savunan filozofu çağrıştıran şarkılar eşliğinde üzerindekileri parça parça çıkarıyor: Matrix’ten bir parça, White Zombie’den bir parça. (Akademiye dönmüş olmasa ona Hole’un “Doll Parts” şarkısını Baudrillardian çağrışımlarıyla listeye eklemesini önerecektim: “I fake it so real I am beyond fake.” / Öyle iyi taklit ediyorum ki taklidin ötesindeyim.)

Kendisinin Laurelton adını verdiği ve striptiz kulübü hayranlarının Mekke’si kabul edilen bir güneydoğu kentinde çeşitli kulüplerde çalıştı Frank. Devasa, lüks ve çoğunlukla beyaz Diamond Dolls’da 200-300 civarı “kız” sahnelerde dans ediyor ve bireysel müşterilere 10$ karşılığında masa dansı sunarak kalabalığın arasında dolaşıyor. Üst katta müşteriler için saati 100-500$ arası olup ve dansçılara 200$ olan özel odalar bulunuyor. Ünlüler sıklıkla doğrudan üst kata çıkıyorlar ve buralarda yaşanan orjilerle ilgili söylentiler almış başını gidiyor – Frank’ın dediğine göre ne bu söylentiler doğru ne de kimse onları bastırıyor. Ayrıca Tina’s Revue’de de çalıştı Frank: daha küçük, daha ucuz, farklı renkten insanların geldiği ve hayali etkinliklerin uyuşturucu ticareti ve fuhuş olduğu bir kulüp. Her iki kulüpte de erkekler dansçılardan onlarla oturup konuşmalarını isteyebilirler ve de sıklıkla istiyorlar.

Frank’ın sağlam argümanlarından biri, “turistik bakış”ın “erkek bakışları”na kıyasla striptiz kulübü deneyimi açısından daha alakalı olduğu. Striptiz barı ne iş ne de ev; burada erkekler savurganlıklarıyla veya hırpani bir alt sınıfın gözüpek kaşifleri olarak tatile çıkıyorlar – hiçbir risk almadan hem de. Ayrıca, erkeklerin dansçılarla etkileşimlerinde sahicilik takıntılı olduklarını fark etmiş (“oradaki herif kendini kandırıyor, hatun benden gerçekten hoşlanıyor”). Dansçılar, “gerçeklik” arayışındaki müşterilerinden sahte gerçek isimler ve sahte ev telefon numaraları (kendini arkadaş sayan müdavimlerin cep telefonları) vererek istifade ediyorlar. “Kalabalık Yatak Odası: Evlilik, Tek Eşlilik ve Fantezi” (The Crowded Bedroom: Marriage, Monogamy, and Fantasy) başlıklı büyüleyici bölümde Frank, striptiz barlarının erkeklerin sevgilileri veya eşleriyle mahremiyet geliştirme kabiliyetini körelttiği iddiasına karşı çıkıyor ve aslında striptiz kulübü akınlarının röportaj yaptığı birçok kişinin evliliğini ayakta tuttuğunu iddia ediyor. Frank, Salon’la Virginia’daki evinden bir röportaj gerçekleştirdi.

***

gstrings

Striptizcilerin erkeklerden nefret ettiklerine dair duyduklarımın aksine kitabın acayip anlayışlı. Erkeklerle ilgili hislerin kulüplerde çalıştığın altı yıl boyunca nasıl değişti?

Bence çok daha anlayışlı hale geldim. Üniversitede okurken pornografi karşıtı bir feministtim. Andrea Dworkin ve Catharine MacKinnon’u okumuştum ve iyi noktalara parmak bastıklarını düşünüyordum. Ama striptiz kulüplerindeki erkeklerle konuştukça onların da cinsiyetçi kültürden zarar gördüklerini fark ettim. Kendilerini itici buluyorlar, eşlerinin ve sevgililerinin onların arzularını asla kabul etmeyeceklerini düşünüyorlar ve seksle ilgili her şeyi bilmeleri beklendiği için asla kimseye akıl danışamıyorlardı. Bu erkekler, bir yandan geleneksel erkeksi davranışları bir yandan da daha çok duygusallığı isteyen kadınların çelişkili talepleri arasında bocalıyorlardı. Ayrıca kadınların güzel bulunmak ama nesneleştirilmemek arzularıyla kafaları karışmıştı.

Bunların yanında, ayrıca erkeklerin hala birçok ayrıcalığa sahip olduklarını ve bunu fark etmeleri gerektiğini gördüm. Kulübe gitmenin onlarda bıraktığı leke, bir sonraki işinin peşinde koşan ve son iki yıldır ne yaptığını kimseye söyleyemeyen striptizcinin yaşadıklarının yanında bir hiç kalır. Dansçılar, diğer az yetenek gerektiren mesleklerde çalışan kadınlara kıyasla bol para kazanıyorlar, ama kariyerleri çok kısa: Otuzlu yaşlarının ortasından sonra bir kadın bu işi çok da sürdüremez.

Erkek, “kalbini kaptırdığı” bu kadına para verdiğini, o yüzden o kadının belli bir iktidarı düşünebilir, ama bu yine de erkek için eğlence masrafından ibaret. Bazen bir erkek tek bir dansçıyla 500 dolar harcar: Ben kira, gıda ve faturalardan sonra böyle bir para arttırmayı hayal bile edemiyorum.

Nasıl striptizci oldun?

24 yaşındayken yüksek lisans masraflarımı karşılamak için likör promosyonu işinde çalışmaya başladım. Bud Girls’ü gördün mü hiç? Öyleydik biz de: Daracık elbiselerimiz vardı, ekip halinde bardan bara gider ve shot’lar satardık. Striptiz barlarında da promosyonlar yaptık; buralarda striptizciler ve likör modelleriyle beden imgesi ve belirlenmesi üzerine konuştum; sonra da okulda bunu çalışmaya karar verdim. Bir antropolog olarak, etnografiyle ilgileniyordum – ayrık bir pozisyondan değil, çalıştığım alanın bir parçası olarak yazmak istiyordum – böylece lüks bir kulüpte dansçı olarak çalışmaya başladım. Hemen fark ettim ki kadınlar bunu para için yapıyorlardı, böylece ben de sorularımı müşterilere çevirdim.

Üzerine yapışacak damga konusunda endişelendin mi?

Riskli bir projeydi. Diğer akademikler bana “Dansçı olarak çalıştıktan iş bulabilecek misin?” gibi şeyler söylüyorlardı. Ama bence zamanlama doğruydu; birkaç kişi saklandığı yerden çıkmıştı ama kesinlikle şimdiki gibi değildi.

O zamandan beri fildişi kuleler seks işçileri tarafından top ateşine tutuluyor?

Şimdi kesinlikle daha çok kabul görüyor. Ben yüksek lisans yaparken “Orospular ve Diğer Feministler” (“Whores and Other Feminists”) diye bir kitap çıktı; yazarların birçoğu yüksek lisans öğrencileri ve diğer kamu aydınlarıydı ve seks endüstrisinde çalışmışlardı. 90’ların sonlarına doğru hala bu proje beni bir yargılama ve damgalamaya maruz bırakacağa benziyordu. [Frank şu anda Madison’da Wisconsin Üniversitesi’nin sosyoloji bölümüne bağlı Sosyal Bilim Araştırmaları Konseyi’nde cinsellik araştırmacısı olarak çalışıyor ve başka okullarda da dersler vermiş.]

Striptiz yapmak beden imgeni nasıl etkiledi?

Dans etmek gerçekten çok olumlu bir deneyimdi. Erkeklerin ne tür bedenleri güzel veya seksi buldukları konusunda kadınların sandığından çok daha çeşitli bir algıları olduğunu öğrendim. Üst kademe kulüplerin, alt kademe kulüplere göre çeşitliliği daha azdı. Ama lüks kulüplerde bile Cosmo’da ya da Maxim’de göreceğinizden çok daha fazla boyut ve şekil çeşitliliği bulabilirdiniz. Ben erkekleri çok dar bir güzellik algısına sahip olmakla damgalamıştım ama aslında çok daha geniş bir zevk skalasına sahiptiler.

Gerçekten mi? Ben striptiz kulübüne gittiğimde istisnasız tüm dansçılar kusursuzdu.

Ah keşke bir siyah ışık beni gittiğim her yerde takip etse ! O ışıklar sizi hep bronz tenli gösterir, derinizi de hep kusursuz gösterir, kasık kıllarınızı tıraş ederken oluşan kızarıklıkları ve selülitlerinizi saklar.

Soyunma odasında bu insanların gerçekte nasıl göründüğünü görürsünüz. Ama evet, bazı parametreler var: Genç olmak önemli, ve mesela kısa saçlı kızlar bahşiş alabilmek için peruk takmaları gerektiğini hemencecik fark ediyorlar.

Ne kadar para kazanıyordun?

Bir gecede 1.000 dolardan fazla kazanıyordum ve 3.000’den fazla kazanan dansçılar biliyorum, ama bu sayılar ortalamanın çok üstünde. Çalıştığın kulüp işlekleştikçe dans pahalanır ve sen de daha çok kazanırsın. Ama ben hiç haftada dört geceden daha fazla çalışamadım çünkü fiziksel olarak gerçekten çok zor. Yüksek topuklularlasın, gecenin geç bir saati, ortalık duman altı. Gerçekten bir işçi-sınıfı mesleği, ağır emek var. Üstünde ketçap lekeleriyle dolu bir tişört yerine şık elbiseler var, tamam, ama yine de bedenini çok zor bir iş için kullanıyorsun.

Erkekler hiç seni ürkütecek şeyler yaptılar mı?

Grup içindeki erkekler yalnız olduklarından farklılar. Grup içindeki erkekler daha çok konuşuyor, kadınların bedenlerini daha kaba saba şekilde kıyaslıyor, eşlerinin ve sevgililerinin bedenleri hakkında daha eleştirel oluyor. Cumartesi geceleri çalışmayı sevmiyordum – bekarlar partisi geceleri. İlk başladığımda hep grup halinde gelirler sanmıştım, sonradan işin büyük kısmının yalnız başına gelmiş bir erkekle oturup sohbet etmek olduğunu öğrenince gerçekten rahatladım.

Kitabının ilk bölümünde erkek bakışı için öz bir tanım yapıyorsun: “Katı toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu bizimki gibi toplumlarda … ‘bakmak’ bir baskılamaya ve görünürlük bir istibdat formuna dönüşüyor. Bakış, içselleştirildiğinde, disipline edici bir kuvvete dönüşüyor.” Sonra hızlıca bu tanımı reddediyorsun, ama striptiz kulübü deneyiminde bunun merkezi bir rolü yok mu?

Evet erkekler bakıyorlar ve kadınlara bakılıyor, ve bu deneyimin önemli bir parçası, ama ortada bakmakla ilgili tek ilişkilenme bu değil. Erkekler ayrıca birbirlerine bakıyorlar, birbirlerinin ne kadar harcadıklarına bakıyorlar. Kadınlar birbirlerine bakıyorlar; kadınlar erkeklere bakıyorlar, kimin daha müsrif olduğunu çıkarmaya çalışıyorlar. Erkeğin baktığı ve her ne arıyorsa onu gördüğü varsayılıyor, ama dansçılar bedenlerini gösterip öznelliklerini saklayabileceklerini fark ediyorlar.

Bağlam işin büyük bir bölümü. Diyelim ki sokakta yürüyorsun ve biri “Vay, kıça bak” diye bağırıyor, hiç beklemediğin için bir anda kendini açıkta hissedebilirsin. Ama eğer kendini para karşılığı açıyorsan, bu, bağlama dahildir artık. Striptiz kulübünde çıplaklık kostümdür. Özgünlük arayışındaki kimi müşterilerin talebi de tam bununla ilgili – onlar bu son kostümü de çıkarmanı istiyorlar.

Galiba senin görevin erkek bakışını ve turistik bakışı oynamaktı. Sınıfsal farklılıklardan yararlandın mı? Daha alt kademe kulüplerdeki erkekler için daha yırtık pırtık giyinirken, ensesi kalınlar için ışıltılı kıyafetler seçmek gibi mesela.

Kulüpler – para babalarının kulüplerinden mahalle barlarına veya genelev semti mekanlarına kadar – öyle katmanlılar ki erkekler nereye gideceklerine tam da bu farklılıklar onlar için ne anlama geliyorsa ona bakarak karar veriyorlar. Erkekler her bir kulüpteki kadınların nasıl olduklarına dair öyle peşin hükümlerle gelmişlerdi ki ben hiçbir kontrolüm olmadığını hissettim. Ensesi kalınların kulübünde bisikletli fıstık kılığında çıksan erkekler yine “Ne hoş, bu güzel kız bisikletli fıstık taklidi yapıyor.” Ya da mesela çok zayıf bir kız düşün: Üst kademe kulüpte “Bak, bir balerin.” derler; aynı kıza alt kademe bir kulüpte “Kesin eroin bağımlısı.” derler.

Haberler, güncel olaylar, politika ya da borsadaki gelişmeler hakkında konuşabilmek ve bunlarla ilgilenmek bazı müşterilerin ilgisini çekebilir. Nasıl giyineceğini, nasıl süsleneceğini, nasıl makyaj yapacağını falan bilmek, eğer istedikleri oysa bir orta-sınıf kızıyla takılma fantezilerine yardımcı olur.

“Görünüm”ünü çok değiştirdin mi?

Öyle çok hareket alanımız yoktu. Üst kademe kulüplerde menajer sen sahneye çıkmadan önce ful beden kontrolü yapar. Tüm tırnaklar ojeli olacak, üç aksesuarın olacak – uzun sabahlık iki sayılır ama kısa bir kıyafette mesela fular ve eldivenlere ihtiyacın var. Öyle külçe gibi botlar olmaz, ince topuklu ayakkabı olacak. Derli toplu bir görünüm istiyorlar.

Kasık kıllarıyla ilgili kurallar nasıl?

Bir kent yasası alt kısımlarda tamamen tıraşlı olamayacağını belirtiyordu. Sanırım sebebi, sübyancılık fetişini tetiklemesi. Eğer yeterince kılın yoksa menajer “Kurşun kalemle biraz ekle” derdi. Bazı dansçılar hiç tıraş etmezdi çünkü o da bir fetiş: hiç tıraşsız bir dansçıyı bir gece idare edecek kadar bundan hoşlanan erkek bulunurdu.

Erkekler senin teşhirci olduğun ya da “iyi kız” olduğun gibi fantezileri tercih ediyorlar mıydı? Bu gibi şeyler senin için zor muydu? Hiç, bir erkek seni bir fanteziye zorladı mı?

Her iki yanıtı da severlerdi – işin sırrı, hangi müşterinin hangi yanıtı tercih ettiğini kestirmekti. Gerçi mesela araştırma yaparken, araştırma projesinin bir parçası olarak dans ettiğim konusunda açık konuşuyordum ve bundan tahrik olan müşteriler de vardı gayet.

Röportaj yaptıkların hepsi müşterin miydi? Rolleri değiştirip onları incelemek nasıl bir histi?

Evet, röportaj yaptığım tüm erkeklerle kulüpte çalışırken tanıştım. Dansçı olup müşterileri incelemekten kesinlikle keyif aldım, çünkü sonuçta dansçıları herkes konuşuyor – insanlar diyor ki “Gidip de böyle bir işe giren bir kadının ne sorunları var acaba?” Neden tüm ilgi dansçılara odaklı? Neden böyle bir eğlence anlayışını finanse eden erkeklerle kimse ilgilenmiyor? Araştırmacı dansçılık fikrini seviyorum.

Ve bunca müşterimle konuştuğum için de çok şanslıyım. Söyleşiler beni daha iyi bir dansçı yaptı, işimde yani onları memnun etmekte daha iyi yaptı. Durmadan düşünürdüm, “Bu herifler ne istiyorlar, niye burdalar?” diye. Hayatlarını, işlerini falan gerçekten merak ediyordum; ticaretin nasıl gerçekleştiğini, satışın nasıl yaşandığını gözlerimle görmeliydim. Defter önümde bir köşeye otursam aklıma hayalime gelmeyecek şeyler öğrendim. Ayrıca genel olarak cinselliği de daha iyi anlamamı sağladığını düşünüyorum.

Bunu biraz açabilir misin?

Striptiz kulüplerinde çalışmak benim için, fantezilerin çok bireysel olmakla beraber yaygın kültürel biçimlerde nasıl deneyimlendiklerini sahneledi. Ayrıca bunun nasıl gerçekleştiğini düşünmeme yol açtı. Özellikle de, fantezinin nasıl diğer toplumsal konumlanmalardan ne kadar etkilendiğini, örneğin sosyal sınıftan nasıl etkilendiğini düşünmeme yol açtı. Kitabı yazdığımdan beri birçok erkekten tonla eposta alıyorum. Bana “Olamaz, ben de diğer erkekler gibiyim. Kitabındaki tüm o lafları aynen ben de söyledim.” diyorlar.

Öznelerinin hemen hepsi evliydi ve büyük kısmı eşlerine aşık olduklarını ve evli kalmak istediklerini söylediler. Bunu kulüplere bu kadar sık gitmeleriyle nasıl bağdaştırıyorlar?

Eşlerine aşık olduklarını ve evli kalmak istediklerini söyleyen erkekler için kulüplerde yaşananlar onları heyecanlandıracak kadar saldırgan ve gerçekçi olmakla beraber sonuçta hepsi fantezi. “Kalabalık Yatak Odası” bölümünde gerçek mahremiyet olayının tam olarak ne olduğunu sorgulamak istedim. Ne demek ki yani bu? Birçok çift birbirinden bir şeyler saklıyor – günlük olumsuz düşüncelerden başka insanlarla yaşadıkları ciddi cinsel veya duygusal çapraşıklıklara kadar. Şu anki araştırma projem tam da buna derinlemesine bakmayı amaçlıyor – gizlilik, mahremiyet, cinsel münhasırlık ve evlilik arasındaki ilişkiye.

Erkeklerin striptiz kulübüne gittiklerini “… eşim öğrenirse çok incinir.” deyip yine de gitmeye devam etmeleriyle ilgili bir model yakaladın. Bunu, nesne ilişkileri psikoanalisti Otto Kernberg’in, saldırganlığın evliliğin bileşik bir parçası olduğu ve çiftlerin bunu reddetmektense ilişkilerini buna uydurmaları gerektiği teorisiyle açıklıyorsun. Bu teori hakkında ve neden buna katıldığın hakkında bir şeyler söyleyebilir misin?

Teoriye tamamen katıldığımı söyleyemem; ama ilişkilerin önceki nesne ilişkilerini [özellikle de ebeveynlerle olanları] içerdiği, yeniden ürettiği ve sadece olumlu hislerden ibaret olmadıkları konusundaki başlangıç fikrinin dikkatli bir değerlendirmeyi hak ettiğini düşünüyorum. Bence birçoğumuz kendi ilişkilerimizi gözden geçirebiliriz ve bize sözde en yakın olan kişiye karşı kötü davrandığımız zamanları tanıyabiliriz. Asıl soru bu düşmanlığın nereden geldiği ve bununla ilgili ne yapabileceğimiz. Kernberg ve diğer nesne ilişkileri psikoanalistlerinde beni çeken, bu düşmanlığa, karşı konulamaz biçimde ortaya çıkan ama birbirine arzuyla bağlı iki kişinin ilişkisini yok etmek zorunda olmayan bir şey olarak bakmaları.

Böyle bodoslama sormaktan nefret ediyorum ama sen kendi eşinin düzenli olarak striptiz kulübüne gittiğini öğrensen nasıl hissedersin?

Dürüst olmak gerekirse, hiç de hoşuma gitmez! Benim açımdan olayın önemli bir kısmı para – benim bu tarz eğlenceye ayrılacak param yok, ve eğer onun varsa, bunun adilce paylaşılmasını isterim. Belki eğer benim de öyle üç beş dolar harcayabileceğim bir yer olsa… ama maalesef henüz kadınların ateşli erkeklere para ödeyip egolarını tatmin edebilecekleri yerler yok. Tabii gelecekte bizi neyin beklediğini bilemeyiz.kate

[Bu söyleşi, 12 Haziran 2003’te “G-Strings and Ph.D.s” başlığıyla Salon’da yayınlandı. Çeviride, yakın zamanda AlterNet’te yayınlanan “How Working As a Stripper Made Me Have More Sympathy for Men” kopyayı kullandım.]

Ee, Şimdi Biz Sevişiyor Muyuz Yani? Nedir Olay? – Greta Christina

İlk sevişmeye başladığım zamanlarda, seviştiğim insanları sayardım. Kaç kişi olduğunun çetelesini tutmak isterdim. Hayatımda kaç kişiyle seks yaptığımı bilmek bir çeşit gurur (ya da kimlik, her neyse) kaynağıydı. Böylece, zihnimde Len bir numaradaydı. Chris ikinciydi, ismini hatırlayamadığım o zayıf bsevenerbat küçük heavy-metalci barbiturat bağımlısı üçüncüydü, Alan dördüncüydü, falan filan. Öyle bir noktaya geldi ki, yeni biriyle seks yapmaya başladığımda, siki amıma girdiğinde (o zamanlar sadece erkeklerle seks yapıyordum), aklımdan geçen düşünce “Bebeğim, sikini içimde hissetmek çok iyi.”, “Yahu ben bu tipsizle ne yapıyorum?” veya “Öf, sıkıldım. Televizyonda ne var acaba?” değildi, aklımdan geçen şey “Yedi!” idi.

Bunu yapmanın birkaç enteresan sonucu oldu. Sayılarda bir düzen arardım. Her dördüncü sevgilinin yatakta çok iyi çıktığına dair bir teorim vardıfour ve bu fenomenin kozmik önemine kafa yorardım. Bazen, nasıl bir insan olduğumu, kaç kişiyle seks yaptığıma göre belirlemeye çalışırdım. 18 yaşıma kadar, on farklı insanla seks yapmıştım; bu beni normal mi, baskılanmış mı, şırfıntının teki mi, özgür ruhlu bir bohem mi yapıyordu? Kendi sayılarımı kimseyle kıyasladığımdan da değil ha, hiç kıyaslamadım. Bu benim kendi olayımdı, kendi zihnimin mahreminde oynadığım bir oyundu.

Sonra sayılar büyümeye başladı – sayılar yapar böyle şeyler genelde – ve takip etmek zorlaştı. Geçen seferkinin On Yedi olduğunu hatırlardım, yani bu On Sekiz olmalıydı, ama sonra sayımı doğru yapıp yapmadığıma dair kuşku düşbig_numberserdi içime. Gece öylece yatakta uzanıp kendi kendime “Hımm. Brad vardı. Sonra o doğumgünümdeki adam vardı. Hah, David vardı, sonra… ay yok, dur, üniversitedeki ilk haftamda partide birlikte sarhoş olduğum o adamı atladım… Yani şimdi… Yedi… sekiz… dokuz…” Böyle böyle, gecenin ikisinde nihayet doğru sayıya ulaşırdım. Ama hep de aklımın bir köşesinde birini atladığımı, bedenimin içine davet ettiğimi kendime dahi unutturmaya çalıştırdığım bir pisliği es geçtiğimi söyleyen dırdırcı bir kuşku kalırdı. Her ne kadar o kılıksız pis herifi unutmak istesem de, doğru sayıya ulaşmayı daha çok istiyordum.

Gerçi sonradan işler daha da zorlaştı. Neyin seks sayılıp neyin sayılmadığını sorgulamaya başladım. Mesela Gene’le olanlar: Erkek arkadaşım David’e beni aldattığı için çok öfkelenmiştim. Benim için, büyük bir krizdi. Gene’le ben de arkadaştık, Gene haftalardır bana olta atıyordu ve ben de pek onunbackrub umudunu kırmıyordum. İşte, o gece ona gittim, David hakkında sızlanmak için. Tabii çok anlayışlıydı, bana bir masaj yaptı, konuştuk, birbirimize dokunduk, dertleştik, sarıldık, sonra öpüşmeye başladık, sonra daha da sokulduk birbirimize, sonra birbirimizi okşamaya başladık, işte biliyorsunuz nasıl olur, sonrasında her şey karıştı, yatağın üstünde birbirimizi elleyerek, sürtünerek, kavrayarak, öperek, iterek, bastırarak, sıkıştırarak yuvarlanmaya başladık. Ama hiç içime girmedi. İstedi aslında, ben de istedim, ama erkek arkadaşıma sadık kalmakla ilgili bir hissim vardı, böylece ha bire “Hayır, yapma.”, “Evet, çok iyi hissediyorum.”, “Dur, o kadar ileri gitme.”, “Evet, evet, devam et.”,”Hayır, bu kadar yeter.” deyip durdum. Kıyafetlerimizi bile çıkarmadık. Yine de, amma geceydi. Ciddi söylüyorum, en iyilerden biriydi. Ama uzun yıllar bunu seks yaptıklarım sayımına dahil etmedim. İçime girmemişti, sayılmazdı.martyr

Aylar yıllar sonra yine bir gece listeyi toparlamaya çalışırken aklıma geldi: Gene niye sayılmaz? İçime girmedi diye mi? Yoksa David’le ilgili ahlaki sınırlarımı koruyabilmem, yani sabırlı, sadık, aldatılmış, mağdur kız arkadaş statümü koruyabilmem için mi? Yani, Gene sayıldığında bu yaralanmışlık ve üstünlük hislerini kaybedeceğim için mi?

Yıllar sonra Gene’le sikiştim ve müthiş rahatladım. En sonunda onun da bir numarası oldu ve bu seferkinden kesin emindim.

Sonra kadınlarla seks yapmaya başladım. Aman yarabbi, sistemde ne büyük delikler açtı bu durum. Listemi hep, seksi penis-vajina birleşmesi üzerinden tanımlayarak yapmıştım. Bildiğin sikişmek yani. Çok da kolay bir ayrım, düz bir ikili sistem. İçine girdi mi, girmedi mi? Evet ya da hayır? Sıfır ya da bir? Açık ya da kapalı? Tamam, bayağı rastgele bir tanım bu; ama alışılageldik olanı bu, eski ve saygın bir gelenek var arkasında. Hem zaten erkekleri becerirken bunu sorgulamak için pek öyle bir sebebim de yoktu.hitachi

Ama kadınlarla… yani, öncelikle ortada penis yok, yani sistem daha baştan çöküyor. Dahası, kadınların seks yapabilecekleri öyle çok yol var ki: dokunmak, yalamak, yakın danslar, parmaklamak, yumruğunu kullanmak – yapay penis veya vibratör veya sebzeler veya o anda evde her ne varsa onunla, veya insan bedeninden başka hiçbir şey kullanmadan. Tabii ki tüm bunlar kadınla erkek arasındaki seks için de geçerli. Ama kadınlar arasında olunca, hiçbir yöntem asırlık bir geleneğe sahip değil ki saymakta kullanalım. Birbirimizi siktiğimiz durumda bile ortada bir çük yok, objektif konuşmak gerekirse de, Aslolan-Bu-İşte-Şimdi-Sevişiyoruz hissine kapılmıyorsun ve onun dışında olup bitenlerin hepsini önsevişme/arkasevişme diye de görmüyorsun. Böylece, kadınlarla seks yapmaya başladığımda, ikili sistem yerini daha kapsayıcı bir tanıma bırakmak durumunda kaldı.

Tabii bunun anlamı da, önceden yaptığım listenin hepten çöpe gitmesi. Listeyi korumak için geçmişe dönüp tüm olayları baştan inşa etmem, yiyiştiğionem, aşağı bölgelere gittiğim, elbiselerimiz üstümüzdeyken düzüştüğüm ve dokunmalı-hissetmeli oyunlar oynadığım tüm o insanları listeye koymam gerekiyordu. Hatta Bir Numara’nın yeri bile şaibeli hale geldi, oysa şimdiye en emin olduğum şey oydu. Bu arada artık listeye merakımı yitirdim zaten. Listeyi baştan oluşturmanın yüzü astarından pahalıya gelecekti. Ama kilit soru ortadaydı hala: Tam olarak ne biriyle seks yapmak sayılır?

Bunu bilmek benim için önemliydi. Demem o ki, neyin seks olarak kayda geçtiğini bilmek lazım, çünkü biriyle seks yaptığında o kişiyle ilişkin değişir. Değil mi? Değil mi? Seksin kendisinin her şeyi öyle kökten değiştirdiği için değil. Ama seks yaptığınızı bilmek, bir cinsel bağlantının bilincinde olmak, bir insanın yanında kibar sohbetler yaparken “Ben bu insanla seviştim.” diye düşünmek, işte bunlar hep bir şeyleri değiştirir. Ya da, ben öyle düşünüyordum. Ve question_markeğer bir arkadaşla seks yapmak ilişkinizi değiştirebilir veya karıştırabilirse, seks yapıp yapmadığınıza emin olamadığın zaman işlerin nasıl da sarpa saracağını düşünün.

Sorun şu ki, farklı farklı cinsel şeyler yaptıkça Seks ve Seks-Değil arasındaki çizgi gittikçe kıpırdak ve belirsiz hale geldi. Cinsel deneyimime yeni şeyler kattıkça, bu çizgiyi ortadan kesen ve dikkatimi cezbeden şeyler beliriyordu. Sırf “seks” diye belirlediğim alanın genişlemesi değil bu. Çizginin kendisi şişti, açıldı, kocaman bir gri bölge haline geldi. Bir sınırdan ziyade, askersizleştirilmiş bölgeye benzemeye başladı.dividing_line

Orada yaşamak da pek tuhaf. Kötü demiyorum bak, tuhaf sadece. Jonglörlük yapmak, saat onarmak, piyano çalmak gibi – tam konsantrasyonla farkındalık ve dikkat isteyen herhangi bir şey gibi – hissettiriyor. Kavramsal ahenksizlik gibi, ama keyif de veriyor. Çok çetin ve gerçekçi bir kabustan uyanmaya benziyor. O ana kadar bildiğin her şeyin yanlış olduğunu fark ettiğindeki gibi bir his, harika bir duygu tabii, çünkü acı veren aptalca bir şey ve senin de hakikaten canına okuyor.

Ama benim için bir soruda yaşamak bir yanıt arayışına yol açıyor. Omuz silkip ellerimi kaldırıp “Keşke bilseydim” deyip geçemiyorum. Bilinmez hudutları keşfe çıkmalıyım, hiçbir gizli hazine getirmeyecek olsam bile. Böylece, eksik ya da geçici de olsa, illa ki seksin ne olup ne olmadığıyla ilgili bir tanım bulmam lazım.

Ne zaman cinsel hissettiğimi biliyorum. Amım ıslak olduğunda, göğüs uçlarım sertleştiğinde, avuçlarım terlediğinde, beynim sislendiğinde, tenim yanmaya başladığında ve süper-duyarlı hale geldiğinde, kalçalarım kasıldığında, kalp atışlarım hızlandığında, orgazm olduğumda (işte asıl ifşa eden bu) vb. cinsel hissediyorum. Ama biriyleyken cinsel hissetmek o kişiyle seks yapmakla aynı şey değil. Eyvah eyvah, eğer her çekici bulduğum ve bana karşılık veren kişiyle seks yaptığımı söylesem, şimdikinden de çok şaşkaloza dönerdim. Biriyle ciorgasmnsel olmak bile onunla seks yapmak anlamına gelmiyor. Çok fazla insanla dans ettim, flört ettim, (her nasıl inanmak istersek) seksi tahrik-etme-amaçlı masajlar kabul ettim.

Bazı arkadaşlarım, tam yaptığın anda onun seks olduğunu düşünüyorsan o yaptığının seks olduğunu söylüyorlar. Ilginç bir fikir. Kesinlikle, revizyonist bir dönek haline gelmeden cinsel tarihimi ve tanımlarımı tutarlı bir biçimde yeniden inşa etmeme yardımcı oldu. Ama sonuçta soruyu es geçiyoruz. Seksin ben ne düşünüyorsam o olduğunu söylemek iyi hoş, ama peki ben ne olduğunu düşünüyorum? Ya, tam yaparken, yaptığımın seks olup olmadığını merak ediyorduysam?

Belki de seks, biriyle bilinçli, rızalı, karşılıklı kabule dayalı cinsel haz paylaşımı arayışıdır. Kötü bir tanım değil. Eğer birbirinizi tahrik ediyorsanız ve bunu dillendiriyorsanız ve buna devam ediyorsanız, o zaman o sekstir. Genital temas ve orgazmın ötesinde birçok cinsel davranışı da içermeye müsait geniş bir tanım; her cinsel farkındalık ve tahrik olma olayını içermeyecek kadar ayırt edici de; üstelik benim elzem bulduğum öğeleri de içeriyor: kabul, rıza, karşılıklılık ve cinsel haz arayışı. Peki ama, ya biri seks rıza gösteriyor ama gerçekten de keyif almıyorsa? Birçok insan (ben de dahil) tatmin edici bulmadıkları veya gerçekten de istemedikleri cinsel ilişkiler yaşıyor ve gerçekten de iradesi dışında zorlanma durumu yoksa birçoğumuz bunu yine de seks olarak sınıflarız.

Belki de eğer ikiniz de (ya da hepiniz de) onun seks olduğunu düşündüğünüz sürece sekstir, eğlenip eğlenmediğiniz önemli değil. Bu, rıza gösterilen ama arzulanmayan ve keyif alınmayan seks meselesini çözüyor.two_brains Malesef, yine soruyu es geçiyoruz, üstelik bu sefer durum daha da vahim: Şimdi, farklı insanların neyin seks olduğuyla ilgili bulanık, üzerine kafa yorulmamış fikirlerini birbirine bulayıp örtüştükleri bölgeyi bulmak gerek. Çok karışık iş.

Peki ya seksi bilinçli, rıza gösterilen, karşılıklı kabule dayalı, katılanlardan en az birinin cinsel haz arayışı olarak tanımlasak? Bu daha iyi. Tüm kilit öğeleri sahip, üstelik kişilerden birinin cinsel haz dışında bir sebeple yapıyor olması durumunu da içeriyor – statü, güvence, para, sevdikleri birinin tatmini ve keyfi vb. İyi de, ya ikiniz de keyif almıyorsanız ve diğerinin istediğini sandığınız için yapıyorsanız ne olacak? Uff.bad_sex

Burada biraz sorun yaşıyorum. Geleneksel yedeğimiz – seks eşittir cinsel birleşme – bile burada çuvallıyor; tecavüzü içeriyor ve ben bunu kabul etmeyi kesin olarak reddediyorum. Bana sorarsanız, eğer ortada rıza yoksa, seks meks yoktur. Ama tüm bu kördüğümde başımı ağrıtan tek hususun bu olduğunu hissediyorum. Konu üzerine ne kadar kafa yorarsam o kadar çok soru geliyor aklıma. Bir karşılaşmada cinsellik ne zaman başlar? Eğer bir etkileşim cinsel olmayan bir şekilde başlayıp sonradan sekse dönüşmüşse, tüm hepsine seks mi demeliyiz? Peki ya uykuda olan biriyle seks yapmak? Bir kişinin seks yaptığı ama diğerinin yapmadığı bir durum düşünebilir miyiz? Görünen o ki, her ne tanım uydurursam uydurayım, tanım üzerinde soru işaretleri uyandıracak gerçek-yaşam deneyimleri düşünebiliyorum.

Örneğin: Birkaç yıl önce, bir kadınlara-özel seks partisine katıldım (ev sahipliği yaptım demek daha doğru). Oradaki diğer on iki kadın içinden sadece birkaçıyla cidden fiziksel olarak edepsizleştim. Diğerlerini öptüm, sarıldım, açık seçik konuşmalar yaptım, yahut sadece gülümsedim, ya da onlar cidden fiziksel olarak edepsizleşirken onları seyrettim.sex_parties Yalnız ben olsam, muhtemelen oradaki birçok kadınla seks yapmadığımı söylerdim. Ama deneyimin bütünü (ki acayip ateşli, tatlı, uçarı ve çok özeldi) hepimiz tarafından üretilmişti ve her ne kadar sadece birkaçının altına indiysem de oradaki tüm kadınlarla cinsellik yaşadığımı hissettim. Şimdi o partiden bir kadınla karşılaştığımda kendime hep sorarım: Biz seks yaptık mı?

Örneğin: İlk kez sadomazoşizmi denerken, çok ateşli bir kadınla birlikte oldum. Ne yapacağımızı, neyin yapılıp neyin yapılmamasını istediğimizi falan konuşuyorduk öncesinde. Ve bana, seks yapmak isteyip istemediğinden emin olmadığını söyledi. Şimdi, benim kuvvetli bir biçimde cinsel etkinlik olarak tariflediğim çeşit çeşit oyunlar ve eğlenceleri açık açık planlamaktaydık – şaplak atma, bağlama, itaat.flogger Ancak, onun zihninde, “seks” doğrudan genital temas demekti ve bunu illa ki de benimle yapmak istemiyordu. Onunla birlikte olmak olağanüstü erotik, heyecanlandırıcı, uyarıcı ve neredeyse dayanılmayacak derecede tatmin edici bir deneyim oldu. Ama tüm geceyi, birbirimizin genital bölgelerine hiç dokunmadan geçirdik. Ve tanımlarımızın bu kadar farklı oluşu beni yine meraka gark etti: Seks miydi yaptığımız?

Örneğin: Birkaç ay boyunca bir dikiz şovunda çıplak dansçı olarak çalıştım. Hiç dikiz şovuna gitmediyseniz, işler şöyle yürüyor: Müşteri minnacık köhne siyah bir kutunun içine giriyor (telefon kulübesi gibi bir şey), çeyreklikler atıyor, metal bir plaka kalkıyor ve müşteri bir pencereden çıplak kadınların dansını seyrediyor. lusty_ladyBir keresinde, bir adam kulübelerden birine girdi ve beni seyrederek masturbasyon yapmaya başladı. Ben de, ona doğru gidip çömeldim ve karşısında masturbasyon yapmaya başladım. Birbirimize sırıttık, birbirimizi seyrettik, masturbasyon yaptık, ikimiz de enfes bir zaman geçirdik. (Masturbasyon yapmam için birinin bana para ödediğine inanamıyordum. Zor iş, ama birinin yapması gerek…) Sonra o gitti, ben de kendi kendime sordum: Biz şimdi seks mi yapmış olduk?

Demem o ki, tanıdığım biri olsa, o cam ve çeyreklikler olmasa, kafamda en küçük bir soru işareti olmazdı. Yarım metre mesafede oturup biriyle karşılıklı olarak masturbasyon yapmak? Evet, gayet de seks derim buna ben. Ama bu farklıydı, çünkü o bir yabancıydı, çünkü cam vardı, çünkü çeyreklik atıyordu. Seks miydi?

Hala bir yanıtım yok.

Not: Bu muhtemelen benim en çok bilinen, en etkili olan ve en yaygın okunan yazım. Birçok yerde yeniden basıldı (Ms. Magazine’de onların onaylamadığı seks türlerine referansların kesildiği bir biçilmiş versiyon da dahil), ve birçok üniversite düzeyinde derste okutuluyor. Cidden. Bir keresinde kendimi Google’ladım ve bir üniversitenin online vize sınavında bu metinle karşılaştım. Belki de yazar olarak en çok gururlandığım andır.

erotic_impulse

***

[Greta Christina’nın bu yazısı ilk olarak The Erotic Impulse‘ta (ed. David Steinberg, Tarcher Press, 1992) yayınlandı.  Çeviride “Are We Having Sex Now or What?” metnini esas aldım.]greta