Tor Bir Öcü Mü?

Gelen yorumlardan sonra bu yazıyı yazmak şart oldu. Tor bir öcü mü, anonimlik nedir bir bakalım.

Anonimlik nedir? Anonimlik, özne setleri (anonimlik seti) içinde kimliğin saptanamaz olma durumuna denir. Bu tanım ilk olarak 2000 yılında Pfitzmann ve Hansen tarafından yapılmış ve Anonim literatürü genelinde kabul edilmiştir. Pfitzmann-Hansen için anonimlik, bir öznenin başka özneler (bir düşman, rakip, saldırgan) tarafından farkedilmeden anonim olarak işlemine devam etmesidir. Anonimliğin bu tanımı, ayrıca, düşmanların (rakiplerin, saldırganların) anonim özneler hakkında bilgi edinmeye çalışması olasılığını da ortaya çıkartmaktadır. Anonimlik düzeyi ölçülebilir. Burada çok teknik detaya girmeyeceğim ama kısaca şunun iyi kavranması gerekli; Anonimlik kişisel tehlike modellerine dayanır. Kimsiniz, kimden gizleniyorsunuz? Neden ve ne tür bir risk alıyorsunuz? Bunun cevabını verecek olan da anonim olmak isteyen öznedir. Her öznenin farklı yöntemleri, aldığı farklı riskler vardır ve kısaca herbiri eşsizdir.

Anonimliğe kısa bir giriş yaptıktan sonra konuya Tor açısından bakalım. Tor, misyon olarak devam etmekte olan ifade özgürlüğü, çevrimiçi gizlilik hakları ve sansür alanlarında,  teknoloji, müdafa, araştırma ve eğitim için küresel bir kaynak olmayı hedeflemektedir. Sizlere belirli bir düzey anonimlik sağlar, çeşitli riskler içerir (mitm, dinleme vs.) ve bunu da olabildiğince güvenli ve gereksiz işlem yükü bindirmeden yapar. Büyük medya organizasyonları tarafından (özellikle yabancı) çok farklı şekillerde, özellikle çocuk pornosu, uyuşturucu, terörizme aracı gibi tanıtılmaktadır. Tor’u duyan kişiler genellikle bunu kullananlardan, konferanslardan, kendi websitesinden öğrenmediği ve genellikle bu medya organizasyonların yaptığı haberler ve yazdığı makalelerden öğrendiği için kafalarda çok farklı bir algı oluşmaktadır. Tor, bu “kötü” şeyler için yapılmış, yasa dışılığı savunan bir araç değildir. Fakat, bilinen şudur; evet birileri Tor’u kullanarak yasa dışı aktivitelerde bulunmaktadır.

Yasa dışı aktivitelere gelelim. Kötü bireyler, kötü bireylerdir. Tor olsun veya olmasın, zaten kötü bir şeyler yapmışlardır, yapıyorlardır veya yapacaklardır. Kaldı ki Tor’un sağlayacağı anonimlikten çok daha fazla seçeneğe sahiptirler. Bunun için büyük miktarlada para harcayabilirler, farklı ülkelerdeki bilgisayarları hackleyerek kötüye kullanabilirler vs. Fakat, parası olmayan, normal bir bireyin anonimlik için, ifade özgürlüğü için, sansürü aşabilmek için çok fazla bir alternatifi yoktur. Teoride suçluların Tor kullandığı söylenebilir, fakat daha fazla ve daha iyi seçeneklere sahiptirler. Tor’un olması veya olmaması onları kötü işler yapmaya devam etmekten alıkoymayacaktır.

Şimdi bir elimizde (Suriye’de Tor ile rejime yakalanmadan ailesi ile iletişim kuran bir kız olayı var.) ifade özgürlüğü kısıtlanmış, baskıcı bir ülkede, sansürden erişilemeyen sitelerde dünyaya sesini duyurmak isteyen bir birey var. Diğer elimizde de bu kötü bireylerden biri var. Soru şu; biz bu ikisini nasıl dengeleyeceğiz? Bu iki duruma nasıl bir değer vereceğiz? Bu durumları nasıl değerlendireceğiz? Baskıcı ülkede yaşayan bireyle, kötü işler yapan bireye nasıl bir değer atayacağız? Bunların hangisinin daha önemli olduğuna nasıl karar vereceğiz? Cevabı kısaca şudur; bu seçimi yapmak kimseye düşmez. Baskıcı ülkede yaşayan kişinin elinden böyle bir seçeneği alırsanız kendini özgürce ifade edemeyecek, özgür bilgiye ulaşamayacak ve hatta öldürülebilecektir. Fakat kötü bireyin elinden Tor alınırsa, kötülük yapabilmek için farklı birçok yönteme başvuracaktır. Kaldı ki, normal bireyler, yani bizlerin Tor dışında çok fazla alternatifi yoktur.

Bununla birlikte, bir analiz için kurulan Exit Relay’e ait Tor trafiğinin %3’ünde “kötü” aktiviteye rastlanmıştır. Medyanın Tor’u nasıl öcü gibi gösterdiğine gelelim. BBC, Tor ve Silkroad ile nasıl uyuşturucu alınacağına dair bir makale yazıyor. İşin enteresan tarafı Tor geliştiricilerinin hiçbiri böyle bir şeyi savunmamasına rağmen makale Tor’un yasa dışı işler için kullanılan bir araç gibi göstermekte. Makalenin yorum kısmında ziyaretçilerden gelen “artık sayenizde öldürülmeden uyuşturucu alacağım” diyen teşekkür mesajları ile bir patlama yaşanıyor. Bu makalenin devamında gelen yeni BBC makalesinde ise uyuşturucu aldıklarını ve çok iyi olduğunu söylüyorlar. Burada amaç Tor’u bir öcü göstermenin ve yapmaya çalıştığını yıkmanın yanında daha fazla tıklama ve daha fazla gelir için makale yazmak da denilebilir.

Yazı ek olarak kısaca Tor kullanıcılarının bilmesi gereken basit bir terminolojiden bahsedeyim:

Web: The World Wide Web. Tarayıcı ile erişilebilen, Internetin parçasıdır.
Deep Web: Bilgisi hiçbir arama motoru tarafından kaydedilmemiştir. Bu bilgi veritabanlarında tutulan veya yapılan istek sonrası oluşturulan sayfaları da kapsamaktadır.
Dark Web: Web’in herkerse açık Internet tarafından kolayca erişilemeyen, erişilmek için özel araçlara ihtiyaç duyulan kısmı. Tor ağı için Hidden Service, I2P ağı için eepsites.
Herkese Açık Internet: Herkesin kullanıma açık olan, devletler ve İSS’ler tarafından filtrelenen ve sansürlenen Internet.
Özel Ağ: Belirli bir amaç için oluşuturulan bilgisayar ağı.

Son olarak sıkça yapılan yanlış önerilerden bahsedeyim. Tor tarayıcısı nasıl geliyorsa, geldiği gibi kalmalı (fingerprint ne kadar önemli kötü yollardan deneyimlemeyin). Eklenti kurmayın, bir örnek isterseniz Adblock. Reklamları engellerken Tor’un gerçek IP’yi sızdırdığı farkedilmiştir ve bu yüzden kurulması tavsiye edilmiyor. Bir diğeri Adobe Flash. Bilgisayarınızda Adobe Flash eklentisi olsa dahi Tor tarayıcısında bunu aktif etmeyin. Son olarak Java. Tor tarayıcıda gördüğünüz üzere NoScript eklentisi mevcut. Eğer güvendiğiniz bir site değilse scriptlere izin vermeyin.

Suriye’den Türkiye’ye Internet Sansürü

~Bütün diktatörler aynı yolu izler.

Suriyeli yetkililerin Internet kullanıcılarına ait trafiği monitörlemek ve filtrelemek için kullandığı Blue Coat SG-9000 proxylerinin tuttuğu 600GB’lık kullanıcı verisi 2011 yılının Ekim ayında Telecomix isimli hacktivist grup tarafından sızdırıldı. Ardından da bu verilerle ilgili akademik bir analiz yapıldı. Analizin detaylarına çok girmeden Türkiye’nin jet hızıyla onaylanan yeni Internet düzenlemesi ile çok benzer yönlerinin olduğunu farkettim. Bu benzer yöntemler Suriyelilerin sansürü aşmak için kullandığı yöntemler kadar sansür yöntemlerini de içermekte.

Blue_Coat_ProxySG9000_open

Öncelikle ProxySG 9000‘nin ne olduğunu açıklayalım. Blue Coat isimli firmanın ürettiği bu proxyler birleşik güvenlik çözümleri için üretilmiş ve kullanıcı kimliği denetimi, web filtreleme, denetleme, ssl ile şifrelenmiş trafiği görüntüleme, trafik yönetimi gibi web trafiği üzerinde tam bir kontrol olanağı sağlamakta olan araçlardır. Ayrıca, ProxySG 9000’lerin bir tanesi 15000GB kapasitelidir. Makaleye göre Suriye’de bunlardan 7 tane varmış. Ek olarak, sansür sisteminin altında yatan ve gerçek bir sansür sistemi oluşturan bu teknolojiyi de dikkate almanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Hatta, hiç ummadığımız bir yerde ProxySG 9000 bile görebiliriz.

Suriye’deki sansür sistemine kısaca bakacak olursak:

  1. Kategori tabanlı filtreleme: Blue Coat’ın proxysi ilgili URL’ye ilişkin her isteği kategorilendirmekte ve her kategori de farklı filtreleme kurallarına sahip olmaktadır.
  2. Karakter dizisi tabanlı filtreleme: Bunu basitçe şöyle ifade edeyim: A; sansürlü URL’ler B’de erişime açık URL’ler. c karakter dizisinin sıkça A’da gözükmekte olduğunu farzedelim. c karakter dizisinin A ve B’de görülme sıklıklarının da bir sayısı olsun. Eğer A’da 1’den fazla ve B’de hiç gözükmezse A’dan tüm c dizisi içeren istekleri silerek c’yi sansürlü diziler listesine ekliyor.
  3. URL tabalı filtreleme: Twitter’da bir profile erişimi engelleyeceksiniz. Bunun için gidip komple siteyi erişeme engellemek yerine o profile ait URL’ye erişimi engelliyorsunuz.
  4. Kelime tabanlı filtreleme: Çeşitli kelime grupları (haydar, mini etek, liseli gibi) üzerinden bir filtreleme. Bu alışık olduğumuz bir yöntemdir. Tahminen TİB bu yöntemle Türkiye’de 36000 küsür siteyi engelledi.
  5. IP tabanlı sansürleme: Doğrudan IP adreslerinin erişime engellenmesi. Yani kısaca ISS’lerin bu IP adreslerine gelen istekleri hiç ulaştırmaması da denilebilir.

Bu filtrelemeler sonucunda kullanıcının istekleri iki şekilde cevaplanmaktadır. Ya yapılan istek reddedilecek (erişim engellendi, access denied gibi sayfalar) ya da başka bir adrese (… sayılı kararla erişime engellenmiştir) yönlendirilmektedir.

Dikkati çekeceğim noktalardan bir diğeri de Arap Baharı yaşanırken Suriyeli yetkililer Şubat 2011’de Facebook, Twitter ve Youtube gibi sosyal ağlara erişimi engellememişlerdir. Bunun yerine bu siteler monitörlenmekte ve seçici olarak sansürlenmekteydi. Diğer bir deyişle DPI gibi yöntemlerle trafiği gerçek zamanlı olarak incelenmişlerdir. Bununla birlikte, anlık mesajlaşma uygulamaları (Skype), video paylaşım siteleri (upload.youtube.com, metacafe), anti-sansür uygulamaları içeren siteler (Tor vd.), haber ve muhalefet siteleri de seçici olarak sansürlenen trafik içerisinde yer almaktaydılar.

Suriye’deki Internet sansürü yapısını alıp Türkiye’ye uyarladığımızda, yeniden düzenlenen 5651 sayılı kanunun beraberinde getireceği sansürle çok ciddi benzer noktalar içermektedir. Birincisi, Türkiye’de bu yeni düzenleme öncesinde seçici bir sansür vardı. Kelime tabanlı olarak filtreleme uygulanmaktaydı. Diğer taraftan IP tabanlı sansürleme de yapılmıştı. Şimdi, yeni düzenleme ile URL tabanlı filtreleme geldi ve web trafiğinin gerçek zamanlı olarak incelenebileceği bir yapıya kavuşturuldu. İkincisi, bu şekilde Facebook veya Twitter gibi siteler direkt olarak erişeme engellenmeden, Türkiye’deki Internet kullanıcılarının bu sitelere olan trafikleri monitörlenebilecek ve böylelikle de kullanıcı profilleridiğer deyişle fiş dosyalarıoluşturulabilecek. Üçüncüsü, Türkiye tüm bunlara yasal bir zemin hazırlamakla beraber MİT geçmişli bir başkan ve koruma kalkanı ile TİB’i dokunulmaz yapmıştır. Son olarak da yeni MİT yasa tasarısı bu dokunulmazlığı alıp bir korku-baskı-ölüm yapısına dönüştürecektir.

Erdoğan bir zamanlar Esad için kardeşim diyordu. Daha sonra onu katil, diktatör Esed olarak anmaya başladı. Internet sansürü anlamında Türkiye’de yapılanlara baktığımızda Erdoğan Esad ile aynı yolu izlediğini kendi adıma söyleyebilirim. Çünkü, Suriye’deki Internet sansür sistemi Türkiye’nin mevcut yapısına rahatça uyarlanmaktadır. Yapılan yeni Internet düzenlemesi de ortak noktaları çok açık bir şekilde göstermektedir. Umarım bir gün Suriye’de yaşanan trajediyi Türkiye’ye de uyarlamak zorunda kalmayız.

Haklarım, Hakların, Hakları

Abdullah Gül önüne konan Internet düzenlemesini “bir iki husus vardı onlar da giderilecek” yaklaşımıyla onayladı. Bir iki husus kısmını saymazsak benim beklentim de onaylayacağı yönündeydi. Bazen insan bir şeyin olcağını bildiği halde kendini aksine inandırır. Ben bunu yapmayı çok önceden bırakmıştım.

Abdullah Gül tarafından dün onaylanan sansürcü, toptan gözetimci, fişlemeci Internet düzenlemesi muktedirin çıkarları için geriye kalan herkesin gizliliğine vurulmuş bir darbedir. Fakat, gizlilik bir insan hakkıdır. Açık toplumlar için bir gerekliliktir. Gizlilik hakkı, bizi biz yapan şeylerle çevrili, bize ait bir alana sahip olma hakkıdır. Sadece biz bu alanda kimlerin olacağını ve paylaşmak istediğimiz şeylerin kapsamını, niyetini ve zamanlamasını kontrol etmeye sahibiz. Gizlilik hakkı, insani gelişme için bir araçtır, kişinin bireysel kimliğini inşaa eder, kendini tanımasına yardımcı olur, yaratcılık ve öğrenme için gereklidir. Ayrıca, insanoğlunun otonomisini korumak anlamına da gelir.

Madde 20 – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.*

Gizlilik hakkı bizlere yapay bir ada oluşturur. Bu ada fiziksel veya sanal olsun, bizler burada bir üçüncü gözün gözetimi altında kalmadan, herhangi bir sosyal baskıya uğramadan ve yaptığımız eylemlerin sorumluluğunu üstlenmeye zorlanmadan deneyler ve hatalar yapabiliriz. Kendimize ait yalnız kalabileceğimiz bir alana sahip olamazsak kendimiz için neyin doğru veya yanlış olduğuna bağımsız bir şekilde karar veremez, gerçek anlamda otonom insanlar olamayız. Bununla birlikte, gizlilik hakkı insanların fiziksel ve akıl sağlıklarını korumalarına yardımcı olur. Çünkü, oluşturulan bu yapay adalar insanların yüzyüze gelmek istemediği kişilere sahip değildir. Kişinin oynaması gereken sosyal rollere bu adada gerek yoktur. İnsan bu alanda tamamen kendisiyle veya sadece orada olmasını istedikleriyle başbaşa kalabilir.

Madde 22 – Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.*

Madde 24 – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.*

Bir demokrasideki en hassas konulardan biri de ifade özgürlüğüdür. Bireyin kendini tanıması için ifade özgürlüğü olmazsa olmazdır, ifade özgürlüğü bir doğru arayışıdır. Öncelikle, düşünce bir kişi, olay vs. hakkında görüş sahibi olmak ve zihinsel hüküm kurmaktır. Zihinsel hüküm şunu söyler; bu süreç bireyin kendi iç dünyasındadır ve başkası tarafından bilinemez. Düşünceler ise yazıyla, sözle, resimle, fotoğrafla, video vd. ile yansıtılır. Özgürce düşünemeyen, düşüncelerine ait içeriklerin sansürlendiği bir ortamda birey bunun bir sonucu olarak kendini özgürce ifade edemez. Gizliliğin olmadığı, sansürün ve gözetlemenin olduğu bir yerde bizler daha farklı davranmaya başlar, daha resmi bir tavır takınır, dürüstlüğümüzden ödün verir ve ayıplanma, dışlanma, fişlenme vs. korkuları yüzünden kendimizi özgürce ifade edemeyiz. Ek olarak, kendimizi özgürce ifade edemediğimiz bir yerde inanç özgürlüğünden söz edilemez. Ayrıca, ifade özgürlüğünün zarar görmesi araştırma özgürlüğünü olumsuz yönde etkiler. Çünkü ifade özgürlüğünün engellenmesi açık bilgi akışını etkileyecek ve böylece planlı ve sistemli olarak toplanan veriler, yapılan analizler, yorumlar, değerlendirilmeler bundan dolayı zarar görecektir.

Madde 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.*

Madde 27 – Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.*

Tüm bunların karşısında artık bazı alışkanlıklarımızı da değiştirmek zorundayız. Kapalı kaynak, bilim etiğinden yoksun, arka kapılara sahip herhangi bir yazılımın ve donanımın kullanılmasına karşı çıkmak gereklidir. Sırf alışkanlık diyerek GNU/Linux görmezden gelinmemelidir. Elbette, kullandığınız veya işiniz için gerekli olan her uygulamayı bulamayabilirsiniz. Fakat, gündelik kullanımınızda hiçbir eksiği yoktur. Hatta işiniz için benzer uygulamalara bile sahip olabilmektedir. Diğer yandan, kriptografi artık olmazsa olmazdır. Birine bir şeyler söylemek veya göndermek isteniyorsa ve bu Internetin gözetlendiği, sansürlendiği, insanların fişlendiği bir ortamda yapılıyorsa bunu şifreleyerek yapmak, anonim, otonom servisler, dijital para (btc vd.) sistemleri kullanmak ve bunları desteklemek gerekmektedir.

Ayrıca, yukarıda bahsettiğim haklarımı hiçbir hükümet, parti, şirket ya da büyük ve yüzsüz örgütlerin savunmasını istemiyorum. Benim adıma konuşmaları, haklarımı savunuyor gibi yapmaları, sanki benimle birlikte aynı mücadeleyi veriyormuş gibi görünmeleri sadece kendi çıkarları içindir. Amaçları benim gizliliğime değer vermek ve bunun için mücadele etmekten çok sahip olduğum bilgiyi elde etmek ve onu kontrol etmektir. Ben bunun bir parçası veya aracı olmak istemiyorum. Bununla birlikte, yalanın doğru, doğrunun ise yalan olduğu şu dönemde bir insan dürüstlükten asla vazgeçmemelidir. Okurken denk gelmiş veya bir yerlerden duymuşsunuzdur; bütün insanlar yalancıdır. Fakat, ben buna inanmıyorum. Tıpkı saydığım haklar gibi dürüstlük de benim için önemlidir. Bir insan dürüst olmadıktan sonra tüm bu haksızlıklara karşı nasıl bir fark yaratabilir ki? Şunu da bir kez daha yinelemek zorudayım. Empati yapmalıyız. Empati yapmayı öğrenmeliyiz. Sizi etkilemediğini düşündüğünüz durumlarda bile, sansüre, fişlemeye, gözetime vd.lerine hangi dilden, dinden, etnik kimlikten vs. maruz kalan olursa olsun bu haksızlıklara karşı mücadele etmek gerekir. Empati ve dürüstlük bunu gerektirir.

Madde 28 – Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.*

Son olarak, bunu okuyanlara da bir mesajım var. Yazıyı okurken benim ruhsal dalgalanmalarımı hissedebilirsiniz. Bunu yazıyı da nasıl algılarsanız algılayın. Bir manifesto veya sıradan bir yazı. Fakat devamlı olarak; ben, benim için, bence desem de bu yazı ancak sizlerle birlikte bir fark yaratabilir ve sadece sizlerle bir anlam kazanabilir. Sadece devamlı olarak gördüğünüz “Internet yasaklarını aşın“, “sansürden korunma rehberleri“, “şunu kullanın sansürü aşın” ile değil, sizlerin sansüre, fişlemeye, gözetime her ne ve kime yapılırsa yapılsın karşı çıkarak başa çıkabileceğinizi unutmayın. Ben böyle olduğunu düşünüyorum.

* Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Türkiye’nin Internetteki Yeni Yeri

Türkiye’nin Internetteki yeni yeri mağmadır. Yerin dibinin de dibidir. Buradan çıkartacak ve bizleri bu utançtan kurtaracak olan da ne muhalefet ne de iktidardır. Sadece bizleriz.

Yeni 5651 sayılı kanun tasarısı 5 Şubat 2014 tarihi itibariyle mecliste oylanarak kabul edildi. Bununla ilgili olarak meclisin bu yasanın görüşüldüğü andaki bir ekran görüntüsünü paylaşayım (Şevket‘e çok teşekkürler):

sansüre karşı boş koltuklarSizlerle paylaştığım bu ekran görüntüsü ile duygu sömürüsü falan yapmıyorum. Dikkat ettiyseniz kanun tasarı anlaşılmasın diyerek televizyonlara “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’da Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı” adı altında yansıtıldı. Diğer yandan, gördüğünüz boş koltuklar bir insan hakkı olan Internete, gizliliğinize, düşünce özgürlüğünüze, ifade özgürlüğünüze, inanç özgürlüğünüze, bilime, bilim etiğine, açık bilgi akışına, gelişime, ilerlemeye ve Internetten para kazananların ekmeğine (ve sayamadığım daha birçok hak ve özgürlüklere) yani iktidar destekçi olun veya olmayın sizlere ve geleceğinize vurulmuş en büyük darbedir.

Şimdi kısaca birkaç şeyi son bir kez daha netleştirelim. Sansür; her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim demektir. Bu, TDK‘nin verdiği tanımdır. Tabi ki ilerleyen süreçte bu da değiştirilmezse. Devamlı ifade edilen ve ettiğim bir diğer şey de TİB’in başına MİT geçmişi olan Ahmet Çelik’in gelmesidir. Sizlere MİT’in sitesinden bir alıntı yapayım (umarım bu cezai takibata neden olmaz inşallah dinimiz amin maşallah):

İstihbaratta gaye, doğru haber almak ve devleti bir süprizle karşı karşıya bırakmamaktır.

Bir de istihbaratın kelime anlamına bakalım. Herhangi bir Türkçe sözlüğü açıp baktığınızda kelimenin Arapça kökenli ve çoğul bir kelime olduğunu göreceksiniz. Anlamı ise “haberler” ve “haber alma” şeklinde yazmaktadır. Teknik olarak istihbarat ise imkanları ve araçları kullanarak bilgi temin etmek, bu bilgiyi işlemek, yorumlamak ve bundan bir sonuç çıkarma sürecini ifade eder. TİB yeni kanun ile bizlere ait bilgiyi (veriyi) temin etme, bu veriyi işleme, yorumlama ve bundan bir sonuç çıkarma (fişleme) sürecine yasal olarak sahip olmuştur. Ayrıca, bu gelenekten gelen bir ismi de kendini başkan yapmıştır.

Artık yeni kanun ile birlikte bunu şöyle yorumlayabiliriz: “17 Aralık 2013 tarihinde başlayan ve devletleşen AKP, AKP’leşen devlet bir yolsuzluk operasyonu süpriziyle karşı karşıya kalmış, buna benzer bir durumla tekrar karşılaşmamak, engellemek ve bundan korunmak için TİB, MİT geçmişi olan Ahmet Çelik başkanlığı ve yeni kanun ile Internette her türlü veriyi önceden denetleyecek, temin edecek, işleyecek, yorumlayacak, bundan sonuç çıkartacak ve sıkı denetim yapacak, insan haklarına aykırı bir yapıya yasal olarak kavuşmuştur.” Ayrıca, ülke tarihinin en büyük toptan gözetimci fişlemesi ile karşı karşıyayız. Bu yapı yüzünden sadece biz karşı çıkanlar kaybetmeyeceğiz. Herkes kaybedecek. Bunun ötesi berisi yoktur.

Sonucu bu sefer uzun uzun yazmayacağım. Okuyanlar artık az çok ileride neler olacağını, neler yaşayacağımızı biliyor. Bununla birlikte, yeni 5651 sayılı kanun tasarısı için yazılar yazdım ve sansürü elimden geldiğince burada anlattım. Bu yazılar kimilerine ulaştı, kimileri okuduğu halde görmezlikten gelmeye devam etti. Sansüre karşı empati yapın dedim fakat çok da ciddiye alınmadım. Hala da aynı konuda ısrar ediyorum, empati yapın. Empati yapmayı öğrenin. Bu toptan gözetimci, fişlemeci sansür yasası, –tekrar tekrar vurguluyorum– ilgili ilgisiz herkese zarar verecektir. Bunun seni, beni, onları olmaz. Lütfen bunu görün. Son olarak, ümitsizliğe kapılmayın. Sansüre karşı verilen bu mücadele hiçbir zaman bitmeyecektir.

Sansürde Son Gelişmeler

Hukuka aykırı kanun tasarısı, insan haklarına aykırı kurum TİB. Ne derseniz diyin. Bunun adı açık ve net biz imza attığımız insan hakları sözleşmesini tanımıyoruz demektir.

Yeni 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayın Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” tasarısı torba yasa içine konularak mecliste görüşmelerine başlandı. Fakat, gelen tepkilerden sonra oturum 4 Şubat tarihine ertelendi. Tasarının TİB’e sağladığı koruma kalkanı ve MİT kökenli başkanların atanması ile yerli NSA yapısına dönüşeceği defalarca belirtildi, yazıldı ve çizildi. Bununla birlikte, torba yasayla 5651 sayılı kanun henüz geçmemesine rağmen TİB hukuka aykırı olarak erişim engelleme ve içerik kaldırma taleplerinde bulunmaya başladı bile. Sırayla erişime engellenen siteleri ve gerekçelerine bir bakalım:

  • Vimeo

Vimeo, 8 Ocak 2014 tarihinde “müstehcenlik” gerekçesi ile erişme engellendi. Erişime engellenme asıl nedeni Başbakan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan’a ait bir videonun sitede yer almasıydı. Video, özel hayatın gizliliğini ihlal etmektedir. Fakat, bunun için Vimeo ile iletişime geçmek yerine siteye erişimin tamamen engellenmesi tercih edildi. İçerik silindikten ve Vimeo bir süre erişime engellendikten sonra karar kaldırıldı.

  • Soundcloud

Soundcloud, 16 Ocak 2014 tarihinde Sümeyye Erdoğan’ın telefon görüşmelerine ait ses kaydının yayımlanmasından sonra erişime engellendi. Bununla birlikte, yayımlanan ses kayıtlarında sadece Sümeyye Erdoğan yoktu. Ayrıca, Başbakan’a ait ses kayıtlarını da içermekteydi. Aynı Vimeo’da olduğu gibi içeriğin kaldırıması talebi yerine site tamamen erişime engellendi ve Soundcloud şu an hala engelli durumdadır.

  • Vagus.tv

Vagus.tv, 16 Ocak 2014 tarihinde “koruma tedbiri” kararı ile habersizce erişime engellendi. Habersizceden kasıt, Vagus.tv’ye herhangi bir bildirimde bulunulmadan direkt olarak engellenmesidir. Ayrıca Vagus.tv sahibi Serdar Akinan, engelleme ile ilgili bilgi almak için TİB’e giden avukatlarının hiçbir yetkileye ulaşamadıklarını ve Cumhuriyet Başsavcısı’nında böyle bir kararının olmadığını belirtti. Karar olmadığı halde TİB’in hukuka aykırı bu engeli bir yana, henüz kanun tasarısı kabul edilmeden yapmış olduğu engel için cevap vermeye tenezzül bile etmemesi ilerleyen süreçte özgür basına yapılacakların bir habercisidir. Ek olarak, hala erişime engellidir.

  • T24 ve soL Haber Portalı

T24 ve soL Haber Portalı, 1 Şubat 2014 tarihinde BTK ve TİB tarafından yayımlamış oldukları “CHP’li Oran’dan Erdoğan’a: Sabah ve ATV için satın alma talimatı verdiniz mi?“, “Sabah-ATV havuzunu Erdoğan mı doldurdu?” ve “2. dalgada adı geçen kişiler hakkındaki yakalama kararı kaldırıldı!” haberlerinin yayından kaldırılması için tebligatta bulunuldu. Bu tebligata göre; “04/05/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun“‘a dayanarak konu içeriğin çıkarılması istenmektedir. İçeriklerin hukuka aykırı bir şey içermemelerine rağmen böyle bir istekte bulunulmuş, ayrıca kaldırılmadığı takdirde Türkiye’den erişime engelleneceği de bildirilmiştir. Burada sadece özgür basına uygulanan sansür bir yana bir siyasi partiyle ilgili habere ve içeriğe de dolaylı bir sansür söz konusudur.

Yukarında bahsedilen erişim engelleri ve içerik kaldırma talepleri TİB’in Internet üzerinde hüküm verebilen ve hükümetin sansür isteklerini yerine getiren bir kurum olduğunun tıpkı bugüne kadar yaşanan süreçte olduğu gibi açık bir delilidir. Diğer yandan, TİB’in MİT kökenli bir yönetime kavuşması, yeni 5651 sayılı kanun tasarısı ile de yasal bir koruma kalkanına sahip olması radikal sansürün en büyük habercisidir demiş ve özgür basından siyasi partilere doğru bir sansür dalgasının başlayacağını öngörmüştüm. Bugün yaşananlara baktığımızda sansür işleyişinin bu ifademe tamamen uyduğunu gördüm.

Ek olarak, belirtmeden edemeyeceğim birkaç nokta var. “Daha yeni 5651 sayılı kanun çıkmadan böyle oluyor” dediğiniz anda kanun çıktıktan sonra yapılacak sansürleri bir ister istemez kabul ettiğiniz veya kanunda yazıyor yapacak bir şey yok dediğiniz anlamına da geliyor. Elbette böyle bir şeyi kimse istemez fakat bunu da görebilmek önemlidir. Ayrıca, yeni tasarı insan haklarına aykırıdır. Aykırı bir kanunun kararları da doğal olarak hukuka aykırı olacaktır. Türkiye’nin de altına imza attığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir kanun ile yapılacaklara “hukuka uygundur” demek abesle iştigaldir. Bir diğer nokta da, TİB hukuka aykırı hareket ederek 5651 sayılı kanun tasarını meşrulaştırmaya çalışmakta, yaptıkları ile kanun da desteğini alarak yeni bir yasal zemin hazırlamaktadır.

Malesef, bizleri radikal, fişlemeye dayanan, toptan gözetimci ve insan haklarına aykırı sansürlerlerin olacağı daha da kötü bir dönem beklemektedir. Yeni 5651 sayılı kanun daha çıkmadan TİB hukuka aykırı yaptırımlarda bulunarak MİT kökenli yeni yapısı ile yerli NSA olma yolunda hızlı adımlarla ilermekte, Internetin hükümet süzgeci olmaktadır. Internet güçle kutsanmış iktidarın mülkü, iktidarın bizlere dayattığı sansürcü anlayış da hukuk değildir.

Sansürün Bizi Etkileme Derecesi

Aklımdan geçenleri tam olarak ifade edebildiğimden emin değilim. Yazı da gece sansür konusunda artık farklı şeyler söylemekten bahsederken birkaç cümleden çıktı, buraya kadar geldi. Umarım okurken keyif alır (ne keyfi, dikkatinizi çeker diyelim) ve görüşlerinizi belirtirsiniz.

5651 sayılı kanun ile gelecek Internette sansür ve etkileri tartışıladursun, ben biraz daha konuyu farklı bir noktaya çekip bir eleştiri getireceğim. Bunun nedeni ise bakış açısını biraz daha farklılaştırabilmek ve daha farklı düşünebilmektir. Öncelikle, sansürün kelime anlamına (TDK) bir bakalım:

Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim.

Bizler de tanım olarak farklı bir şey beklemiyorduk. Bizleri en çok ilgilendiren kısım ve yazının temel noktasını oluşturacak şey de “hükümet-ler-ce önceden denetlenmesi işi“. Bildiğimiz üzere, hükümetleri oluşturan partiler ve her partinin de kendine has bir yoğurt yiyişi vardır. Denetim de tam bu noktada önem kazanır çünkü partiler kendi ideolojilerini ön planda tutarak bir denetim süzgeci oluşturacaktır. Fakat, bu süzgeç ne kadar farklı olursa olsun, sansür bir korkuluk gibi durmaya ve baki kalmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, sadece sansürlenen “şeyler (içerikler)” değişen hükümetlere göre farklılık göstermektedir.

Sansürün değişen hükümetlere göre gösterdiği farklılığı şöyle anlatayım; daha “muhafazakar” bir partinin iktidarlığında bir kitap “müstehcen” bulunurak sansürlenebiliyor (veya böyle bir girişimde bulunulabiliyor), televizyon yayınlarında çok çeşitli sansürler (böyle dekolte olmaz) görülebiliyor, Internet üzerinde çeşitli kelime grupları bu muhafazakarlık çerçevesinde (örneğin ateizm) filtrelenerek sansürlenebiliyor. Öte yandan, darbelerde sıkça yapılmış sansürleri (kitaptan şarkıya, çok geniş alanda) görebiliyoruz veya başka bir parti iktidar olduğunda Türkiye’de yaşayan farklı etnik gruplara, bu etnik grupların dillerine, yayınlarına veya haberlere sansür uygulanabiliyor. Bu durumla ilgili birçok örnek senaryo oluşturulabilir. Benim dikkati çekeceğim nokta bu sansürlerin bizleri nasıl, ne yönde etkilediği, bizleri etkileme derecesi ve neden baki kaldığıdır.

Konuyla ilgili olarak Apollinaire davasını ele alalım. Kitap mevcut iktidar tarafından müstehcen ve muahfazakar yapısına ters bulunduğu için sansürlenmek istenmektedir. Bu sansürün bizleri nasıl etkilediğine gelince; edebiyatla hiç ilişkisi olmayan bir birey bu sansürden olumsuz yönde etkilense de onun bu sansürden etkilenme derecesi edebiyatla ilişkili bir bireye kıyasla daha düşüktür. Edebiyatla ilişkili bir başka birey de hem olumsuz hem de daha yüksek derecede etkilenmektedir. Bu noktada ön plana çıkan şey –yani etkileme derecesinin önemi-, birey bir sansürden ne kadar az etkilenme derecesine sahipse o sansürü görmezden gelebilme derecesi de aynı oranda artmaktadır. Çünkü, edebiyatla ilişkisi olmayan bu birey, ilgili alanına girmediği için bu kitabın sansürlenmesiyle ilgilenmemekte veya konuya ilişkin bilgi sahibi olsa da görmezden gelmektedir.

Bir başka ve görülmesi daha net bir örneğe gelecek olursak, Türkiye birçok etnik grubun diline sansür uygulayan iktidar-lar vardır/olmuştur. Bu etnik gruba üye bireyler kendi dillerine uygulanan bu sansürden olumsuz yönde ve yüksek derecede etkilenirken, bu etnik gruba üye olmayan, bu dili konuşmayan bireyler ise düşük –hatta yok sayılacak– düzeyde etkilenmektedirler. Ayrıca, etkilenmediği için bu konuda yapılan bir sansürün ne tür boyutlarda yıkım oluşturduğunu da bilememektedir. Sansüre uğrayan etnik grup sayıca ne kadar az olursa (sayıca çok olması da görüldüğü kadarıyla görmezden gelinmeye engel olmuyor) ve görmezden gelen veya ilgilenmeyen (hatta destekleyen) kesim ne kadar kalabalık olursa sansür o kadar çok normalleştirilmekte, kalabalık kesim (çoğunluk) tarafından meşru bir şeymiş kabul edilmekte, bu etnik grup (azınlık) üzerinde böyle bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Son bir örnek de kendimden vereyim. Benim için dini bir kitabın veya dini bir Internet sitesinin sansürlenmesi çok bir şey ifade etmiyor ve benim bundan etkilenme derecem yok denecek kadar azdır. Fakat, ben bu sansür karşısında tepki göstermezsem veya görmezlikten gelirsem bu yaptığım yapılan sansürü ve ileride yapılacak sansürleri meşru kılacak bir zemin hazırlar. Ayrıca inancım, görüşüm, dilim ne olursa olsun asla kabul edilebilir bir davranış değildir. Eğer bir duruş arıyorsanız, buna empati yapabilmek diyebilirsiniz.

Yukarıda gösterdiğim örnekleri dikkate alarak sansürün baki kalmaya devam etmesinin en büyük katalizörlerinden biri –bence– sansürün bizleri etkileme derecesidir. Bizler bir sansürden ne kadar az etkileniyorsak, o konuda o kadar çok görmezden gelebiliyor, ilgilenmeyebiliyor, normalleştirebiliyor veya bana dokunmayan yılan diyerek geçiştirebiliyoruz. İşte tam da bu noktada hataların en büyüklerinden birini gerçekleştiriyoruz. Sansür her ne olursa olsun sansürdür ve kime veya neye yapılırsa yapılsın, bizleri ne kadar az etkilerse etkilesin (veya hiç etkilemesin) bunun karşısında olmak gerekir.

Sonuç olarak, beni/bizi ilgilendirmiyor, beni/bizi etkilemiyor diyerek sansürü ne kadar çok görmezden gelirsek o kadar çok normalleştirir ve meşrulaştırır, bir önceki hükümette bizi etkilemeyen –veya çok az etkileyen– bir sansür bir sonraki hükümette farklı bir formda ve bizleri daha yüksek düzeyde etkileyebilir. Ayrıca, sansüre karşı çıkmak azınlığın veya belirli kitlelerin, etnik grupların veya belirli bir konuda ortak görüş sağlamış çoğunluğun değil, herkesin yararınadır. Malesef her türlü sansüre (etkilensin veya etkilenmesin) her zaman tepki gösteren küçük bir kesim var ve artık bunun olabildiğince büyümesi gereklidir. Çok şey istediğimin farkındayım ama sansür konusunda –ve birçok konuda– zihniyetin değişmesi gereklidir. Değişmediği sürece sansür mücadelesi bir daire etrafında aynı şeyleri tekrarlayan ve farklı yönlere koşma mücadelesinden öteye geçemeyecektir.

Not: Gelen bir e-posta üzerine sıkça yapılan bir mantık hatasından bahsetmem gerekli oldu.

A- Sansür olmamalı.
B- Hayır efendim, örneğin çocuk pornosu serbest olur ve önünü alamayız. Bu asla istemeyeceğimiz bir durumdur ve herkes olumsuz etkilenir.

Buna korkuluk mantık hatası denilmektedir. A ifadesinde çocuk pornosunun gibi aşağılık bir şeyin serbest olmasından bahsetmezken B bir korkuluk yaratarak (çocuk pornosu) tartışmayı savunulması zor bir tarafa çekmektedir. Kaldı ki çocuk pornosu (pedofili) ile mücadele için sansür araçlardan biridir. Tek başına sansür bir anlam ifade etmez.

Yeni 5651 ve Sansürün İşleyişi

5651 yumuşatılarak geçmişken Internet sansürünün Türkiye’deki yumuşak yerine bir bakalım.

5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun sözde yumuşatılarak meclisten geçti. Bizleri ilerleyen süreçte neler bekliyor, Türkiye’nin sansür konusunda dünyadaki yeri nedir, 5651 sayılı kanun sonrası ne olur, dünyada sansürlenen içeriklerin dağılımı ve bizdeki yansımaları ne olur tüm bunları merak etmekteyiz. İlk olarak, Türkiye’nin dünya Internet sansürü haritasında nerede yer aldığına bir bakalım.

Internet_Censorship_World_Map_suggestedYukarıda gördüğünüz harita 2013 yılı dünya sansür haritasıdır. Haritanın kaynağı için buraya bakabilirsiniz. Ek olarak, diğer haritalar yerine renkleri için bu haritayı seçtim. Renklerin ifade ettiklerine gelirsek; radikal, oldukça, seçici, gözetim altında, düşük (ya da yok) ve veri yok şeklindedir. Haritaya Türkiye’de seçici bir sansür olduğu işlenmiştir. Bununla ilgili de hatırlarsanız çeşitli kelimelerin (haydar, mini etek, liseli vs.) filtrelendiği ve bunun üzerinden de sitelere erişimin yasaklandığını, TİB’in ise 2014 yılı itibariyle (muhtemelen bahsettikleri sistemin otomatik olarak engellediği siteler) 35702 siteyi, Türkiye’de ise toplamda 40124 sitenin engellediğini biliyoruz. Fakat, 5651 sayılı kanun ile muhtemelen 2014 yılında Türkiye’de sansür oldukça veya radikal olarak renklendirilebilir bir hale gelebilir.

sansürlenen içeriklerİkinci olarak, bizleri ilgilendiren diğer bir nokta dünyada sansürlenen içeriklerin ne olduğudur. Bu konundaki yüzdesel dağılım (birincil kaynak: opennet initiative) yukarıda görüldüğü gibidir. Yoğunluğun bloglar ve siyasi partilerde olması -bence- çok önemli bir noktadır. Özellikle 5651 sayılı kanun ile Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, ilerleyen süreçte muhalefet partilerine ve bloglara, ardından bağımsız basına doğru çok ciddi bir sansür dalgasının yayılabileceğini (bu kısmı benim öngörüm olarak alırsanız memnun olurum) söyleyebiliriz.

sansür işleyişiYeni 5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun‘un içeriğini yukarıdaki sansür işleyişi şeması üzerinden anlatalım. Devlet, yasal düzenlemelerin yanında İSS’larını direkt olarak kontrol edebilmek için tüzüğünü kendi onayladığı Erişim Sağlayıcıları Birliği adında bir birliğe üye olmaya zorlamaktadır. Bununla birlikte, bu birliğe üye olmayan servis sağlayıcıların faaliyette bulunamayacaklarını da ayrıca belirtmektedir. Böylece, erişim engelleri ve veri takibi (phorm, dpi vs.) taleplerinin bu birliğe yapılacağı, bunun bir sonucu olarak da taleplerin İSS’lere de yapılmış varsayılacağı söylenmektedir. Kısaca devlet, Erişim Sağlayıcıları Birliği ile İSS’leri direkt olarak kontrol edebileceği bir yapıya kavuşturmaktadır.

Ayrıca, yapılan erişim engelleri ve veri takibi için yasal bir koruma kalkanı da mevcuttur. Bu koruma kalkanına göre; “TİB Başkanlığı personelinin, yaptıkları görevin niteliğinden doğan veya görevin yerine getirilmesi sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı haklarında ceza soruşturması açılmasına TİB Başkanı için ilgili Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, diğer personel için ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı’nın izni aranacak.” Bunu yukarıdaki veri takibi araçları ile ilişkilendirirsek sonucun ne kadar vahim bir boyutta olduğu çok net görebiliriz. Yani devlet, veri takibi için İSS’leri kontrol altında tuttuğu bir yapı içinde olmaya ve bu takipler sonucu doğabilecek suçların soruşturulması için de kendinden izin almaya zorluyor. Kısaca, beni bana şikayet edin demektedir.

Bir diğer nokta, yer sağlayıcıların (hosting firmaları) yasal düzenleme ile trafik kayıtlarını saklama süresi en az 6 ay en fazla 2 yıl olacak şekildedir. 5651 sayılı kanun TİB (MİT kökenli Ahmet Çelik) başkanına sansür için doğrudan yetki vererek -sözde- kanuna aykırı (örneğin, kişilik hakları bahanesi ile) fakat herhangi bir içeriğe erişim 4 saat içinde engellenebilecek (24 saat içinde mahke karar verecek) ve yer sağlayıcı kendisine bildirilen içeriği derhal çıkartmak zorunda kalacaktır. Gayri hukuki talepler ise tam bu noktada devreye girmektedir. Kendisiyle ilgili yapılan eleştiriden memnun olmayan bir “bakan” içerik hukuka uygun olsa bile (örneğin, özel hayatı bahane ederek) erişimi engelleyebilme yolu açılmış olacaktır. Burada sadece bakanla sınırlamamak gerekir. İktidar, kendisini eleştiren tüm içeriklere ve bu içeriklerin birçoğu hukuka uygun olsa bile (örneğin, özel hayatı tekrar bahane ederek), erişime engelleyebilecektir. Diğer yandan, kayıt bilgilerinin nerede tutulduğu bu noktada çok önemli değildir. Kayıtların uzun süre tutulması ve istendiği takdirde (hukuka uygun olsa bile) devlete verilecek olması asıl problemdir. Fakat, Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan, “kayıtlar devlette tutulmayacakdiyerek insanları yanlış yönlendirmektedir. Kendisine tabi yaptığı sağlayıcılar, istendiği takdirde tüm kayıtları vermek mecburiyetindedir.

Devlet, içerik kaldırma ve kullanıcıya ait veri taleplerini içerik sağlayıcılarından istemekteydi. Fakat, bununla ilgili olarak her zaman istediği sonucu alamamakta bazen de reddedilmekteydi. Artık, içerik kaldırma ya da veri talebi ile uğraşmak yerine IP ve URL bazlı engelleme getirerek, kuracağı birlik üzerinden İSS’lerin hizmetlere erişimi engellemesini sağlayacaktır. Bu şu demek oluyor; örneğin, Twitter’ın (https://twitter.com) tamamen erişime engellenmesi yerine Twitter kullanıcılarından herhangi birinin (https://twitter.com/songuncelleme) içeriğinin erişime engellenmesi veya tamamen erişime engellenen bir sitenin DNS (VPN veya proxy hariç) değiştirilse bile erişilememesidir. Böylece, devlet yapmış olduğu erişim engeli ya da veri isteği taleplerinde reddedilse bile içeriğe ya da tamamen yer sağlayıcıya erişimi engelleyebilecektir.

Yukarıda anlattıklarımı en basit şekliyle bir kolunu şemaya uygun olarak kısaca tekrar anlatayım. Devlet, yasal bir düzenleme ile İSS’leri oluşturacağı birliğe üye yapmaya mecbur ederek İSS’lerin direkt kontrolünü sağlar. Böylece veri takibi ve erişim engelini de kendine yani tekele yükler. Bu da içeriğin kaldırılmasından engellenmesine, veri takibinden kullanıcının Internetteki hareketlerinin izlenmesine kadar çok geniş çaplı bir alanı kapsar. Tüm bunları toparlayacak olursam, devlet kendi denetiminde ve üyeliği zorunlu tuttuğu bir birlik kurarak Internet’te veri takibi ve erişim engelinin gayri hukuki yolunu açmış, ayrıca bunu yasal bir düzenleme ile yapmıştır. Bununla birlikte, Türkiye’de zaten radikal bir sansür mevcuttur. Bu konuda bir örnek (çoğaltılabilir elbette) göstermem gerekirse, hiç düşünmeden Guillaume Apollinaire Davası diyebilirim. 5651 sayılı kanun ile oluşturulacak yeni birlik ve işleyiş de Internette “seçici” olan sansürü “radikal” sansüre çevirecektir.

Şimdi soruyorum, sizce sansür haritasında 2014 yılı sonu için Türkiye’nin yeni rengi (benim ifademi bunun dışında tutarak) ne olacaktır?

Ekleme (17.01.2014): Bugün t24’te ‘Emniyet ve yargıdaki görevden almaların merkez üssü TİB’ başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde TİB’e MİT kökenli Ahmet Çelik’in atanmasından sonra cemaate yakın kamu görevlilerinin listelerine yönelik çalışma başlatıldığı ve teknik takiplerin TİB’in “ana dinleme sistemi” araclığı ile kontrol edildiği söyleniyor. Yazıyla tamamen tutarlı olması açısından önemli bir haberdir.

Ekleme (17.01.2014): Yeni bir haber daha. ‘Dinlemenin merkezi’ TİB’de tüm daire başkanları görevden alındı başklı bu haberde de 5 TİB daire başkanın görevden alındığı ve yerlerine MİT kökenli isimlerin geleceği söylenmiş. Türkiye’yi artık radikal olarak boyayabiliriz.

Ekleme (24.01.2014): Vimeo erişime engellendi.

Ekleme (24.01.2014): Soundcloud erişime engellendi.

Ekleme (27.01.2014): Vagus.tv erişime engelledi. (Özgür basın)

Ekleme (31.01.2014): Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, T24‘e CHP’nin soru önergesi haberini yayından kaldırması için tebligat yolladı. Haberin ayrıntıları burada. Özgür basın demiştim değil mi? Buna dolaylı yoldan siyasi partiye ait haber ve içeriği de ekleyebiliriz.

Fişlemeyi Normalleştirmek

Özellikle iktidarın devamlı ihbar edin çıkışları, son bulacağını söyledikleri fişmele ile doğrudan çelişmektedir. Epey deneysel bir yazı oldu. Bir eleştiri yazısı olarak yorumlarınızı beklerim.

Gezi sürecinden bildiğimiz üzere insanlar Gezi’ye destek vermek amacıyla geceleri ülkenin birçok ilinde “tencere tava” çalmaya başlamıştı. Çok geçmeden Erdoğan; “Komşuyu rahatsız etmek suçtur. Ben değil yasalar söylüyor. Müracaatınızı yapacaksınız, yargıya bildireceksiniz.” diyerek tencere tava çalanların ihbar edilmesini istemişti. Ardından, bu konuyla ilişkin olarak “Sırdaş Polis İhbar Noktası” projesinden bahsetmişti:

Mahalle aralarına yerleştirilecek bu sistem sayesinde, bir suç işlendiğinde, insanlar ‘kimliğim tespit edilir mi?’ endişesi yaşamayacak. Bu sistem ile ister yazılı olarak, isterse de sesli olarak bu kutulara ihbarda bulunabilecek. Bu kutulara yapılan ihbarlar ise kesinlikle gizli kalacak. Projenin kısa bir zaman diliminde başlatılması hedefleniyor.

Görüldüğü üzere yazılı veya sesli olarak mahalle aralarına yerleştirilmiş bu sisteme insanlar kimlikleri gizli kalacak şekilde ihbarlarda bulunabilecekler. Ek olarak, bu proje sayesinde “polise olan ihbarların artırılması ve ihbar sisteminin işlevlik kazanması” amaçlanmakta olduğu söylenmiştir. Bir süre sonra, gündem değiştirme gücünü iyice kaybeden Erdoğan’ın kızlı-erkekli öğrenci evleri çıkışı olmuştu. “Üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyor… Vali Bey’e bunun talimatını verdik. Bunun bir şekilde denetimi yapılacak.” demişti. Bu söyleminden sonra epey tepki çekmiş, kızlı-erkekli öğrenci evlerinin ihbarı başlamış, kendilerini ihaber edenler olmuş ve ihbar sonucunda da bir kişi hayatını kaybetmişti. Görüldüğü üzere her iki söylemin de ortak yönleri; neyin suç olduğunun bir kişi tarafından belirlenmesi ve  “ihbar.”

Bu sefer çok yakın bir tarihte, 6 Aralık 2013’te “Trafikte Yeni Dönem! Herkes Polis Olabilecek” başlıklı yeni bir haber yayımlandı. Ayrıca, bu haber tv programlarında da gösterildi. Haberde geçen bölümden bir altıntı yapayım:

Tasarı Meclis’ten geçerse elinde kameralı cep telefonu bulunan herkes trafik casusluğu yapabilecek. Vatandaş aşırı hız, kırmızı ışık ihlali, emniyet kemeri, yasak park, araç kullanırken cep telefonu ile konuşma, hatalı sollama, araçtan sigara izmariti, çöp atma gibi eylemleri ya fotoğraflayarak tespit edecek ya da videoya çekecek.

Alıntıdan da görüldüğü üzere insanlar ellerindeki cep telefonları ile isterlerse trafik casusluğu yapabilecekler. Yani tekrar aynı bahaneyle, yasalara aykırı bir durumun ihbar edilmesi istenmektedir. Bununla birlikte, “casusluk” kelimesi “Sırdaş Polis İhbar Noktası” projesi ile -bence- doğrudan ilişkilidir. Çünkü, her ikisinin de ortak noktası kimlik gizliliğidir (e-posta ile ihbar bu konuda biçilmiş kaftan). Şimdi bir ayrım yapalım. Mobese, devletin kendi eliyle koyduğu bir gözetleme sistemidir. Haberlerde insanlara “evlilik teklif eden çiftler, enteresan kazalar, mobese kameralarına takılan ilginç görüntüler vs.” şeklinde gösterilmekte, asıl çalışma amacı gizlenerek ve normalleştirilerek anlatılmaktadır. Öte yandan, bahsedilen ihbarlar bir sivil muhbirlik olup, ayrıca yasal bir dayanağı olmadan, farklı veya karşıt görüşlerde olanları devletin fişleyemediği noktada fişlenmesine yardımcı olmaktır.

İlk olarak, elinde kameralı cep telefonu olan herkesin trafik casusluğu yapmasını (kurallara uymayan sürücüler için bile) kabul edilemez buluyorum. Trafikteki kural ihlallerinin çözümü “ihbar” sisteminden geçmemektir. Ayrıca, bununla  fişleminin ilerleyen süreç içerisinde daha normal bir algı yaratacağına inanmaktayım. Bunu şundan dolayı söylüyorum; ilk iki ihbar isteğinde neyin suç olduğu bir kışı tarafından belirlenirken bu sefer de yasalara aykırı durumlar bahane edilerek bir ihbar sistemi kurulmaktadır. Çünkü, hem tencere-tava hem de kızlı-erkekli ihbarların toplumun belirli bir kesimi tarafından (iktidar gibi düşünmeyenler diyelim ya da siz ne derseniz) “fişleme” olarak algılanmasına rağmen “kurallara, trafiğe vs. yardımcı olmak” adıyla fotoğraf çekilmesinin ve bununla ihbarda bulunulması gözden kaçırılmaktadır. Tıpkı Mobese haberleri ile yaratılmaya çalışılan algı gibi bu tarz ihbarların da asıl resmin üzerini örttüğünü düşünüyorum. Bu resim de fişlemenin ve devletin fişleme mekanizmasına yardımcı (gönüllü, sivil muhbirlik) olmanın ta kendisidir.

Son olarak, iktidar söz vermesine rağmen fişlemeyi son vermemektedir. Askine, fişlemeyi normalleştirmekte ve bunun için de elinden geleni yapmaktadır. Fişlemenin zeminini hazırlayan ve normalleştiren bu tarz haberler ve ihbarların altında yatanlar iyi görülmelidir. Bugün için makul gelebilecek bir ihbar/ihbarlar ilerleyen süreçte fişleyen bir toplum mekanizmasına dönüşebilir/dönüştürebilir.

Bilim Etiği, 5651 ve Sansür

Amacım bilimsel araştırmalarda gerçeğe uymayan yanıltmalara yönelik sorunların ve bu konularda uyulması gereken etik kurallarının saptanmasından ziyade, Internet sansürünün genel anlamıyla bilim etiğini nasıl ve hangi yönde etkilediğini tartışmaktır.

İlk önce kavramları kısaca açıklayarak ilerleyeceğim. Araştırma, araştırmacıların doğru bilgiye ulaşmak için yaptığı eylemlerden oluşan bir süreci ifade eder. Bunu hepimiz hayatımızın birçok alanında gerçekleştirmekteyiz. Ayrıca, Internet günümüzde araştırma eylememizin en büyük halkasıdır. Bununla birlikte, araştırmacılar alanlarında “özgürce“, planlı ve sistemli olarak veri toplar, analiz yapar, yorumlar, değerlendirilmesi ve geliştirilmesi için başkalarının da incelemesine ve kullanmasına izin verir. Buna, araştırmacılıkta bilim etiği denir.

Araştırmacılıkta bilim etiğine en uygun örneklerden biri GNU/Linux’tur. GNU/Linux’u herkes ücretsiz olarak indirebilir ve kullanabilir. Fakat, GNU/Linux ile Windows arasındaki en önemli fark, ticari yazılım modelinden ziyade GNU/Linux’un “açıklığıdır“. Bilim etiğinde de söylediğim gibi nasıl ki veriler incelenmesi, kullanılması ve geliştirilmesi için başkalarının da kullanmasına ve geliştirmesine sunuluyorsa, aynı şekilde GNU/Linux da sunulmaktadır.  Ayrıca, açık kayak modelin bilim adamları tarafından seçilmesinin nedeni sadece etik değil, bilimsel bilgiye ulaşmanın en başarılı yolu olmasıdır (Himanen, 2005: 77-162).

17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu ile başlayan yeni süreçten sonra bilgiye açık erişim için Internet en yoğun kullanılan, bilginin incelenmesi, kullanılması, değerlendirilmesi ve yeniden paylaşılması için en etkin ortamdı. Bunu sadece yolsuzluk operasyonu ile sınırlandırmıyorum. Fakat, AKP Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu, “5651SayılıKanun’nda değişiklik teklifimiz toplumsal ihtiyaçlar&özgürlükler dengesi hassasiyetleGÖZETİLEREKhazırlandı” tweet’i ile 5651 S. Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun değişikliği talebinde bulmaktadır. Değişiklik son olarak torba kanun tasarısı içine de taşındı. Bu tasarının zamanlaması ise Internet’in açık bilgi akışındaki rolü açısından çok önemlidir.

Tasarının içeriği, Internet sansürünün kapsamını daha da çok artırmaya, daha keskin ve sert kurallarla Internet’teki ifade özgürlüğünü kısıtlamaya yöneliktir. Şunu iyi anlamak lazım; Internet özgürlüğü ifade özgürlüğünün koruyucusudur. Çünkü, araştırmacılık bulguların ifade edilmesini ve özgürce paylaşılmasını da gerektirir. Eğer siz, kendinizi özgürce ifade edemiyorsanız araştırma özgürlüğüne de sahip olamazsınız. Bu, doğrudan açık bilgi akışını etkiler. Açık bilgi akışında bahsettiğim verilerin analizi, değerlendirilmesi, başkalarına sunulması, geliştirilmesi ve yeniden sunulması döngüsü etkilenecek, döngü içerisindeki aşamaların bir kısmı ya da tamamı sansürden dolayı etkilenmiş/engellenmiş olacaktır.

Internet özgürlüğü, ifade özgürlüğü, açık bilgi akışı, bilim etiği gibi haklar ve süreçler girifttir. Sizin bunlardan herhangi birine uygulayacağınız sansür diğerlerini de doğrudan ve olumsuz yönde etkilemektedir. Günümüzde en etkin araştırma yöntemi Internet’te kaynak taramasıdır. Ayrıca, içeriklere rahat ve sansürsüz erişimden, test ve bulguların Internet’te paylaşılmasından ve tartışılmasından geçer. Açık bilgi akışının, şeffaf, sansürsüz ve herkesin erişimine izin vermediği durumlarda bilimin ve toplumun ilerlemesi söz konusu dahi olamaz.

Sonuç olarak ısrarla vurguladığım şey; Internet muktedirin keyfiyetine, kendi çıkarlarına ve kendisini kormaya yönelik  bir süzgeçten geçirilemez. Internet özgürlüğü ve erişimi bir insan hakkıdır. Bu hak, birçok hakla girift haldedir ve birçok hakkın koruyucusudur.  21. yüzyılın toplumsal sorunları daha çok artmış ve daha karmaşık bir hal almıştır. Her alanda yaşanan yozlaşmalara çözüm olarak etik kavramı ortaya çıkmıştır. Bilim etiğinin kendi iç sorunları dışında bir de Internet özgürlüğüne vurulacak darbe ile uğraşmak zorunda kalması, bilimsel gelişimi yavaşlatır ve hatta durdurabilir. Bu, her toplum için kabul edilemez bir durumdur.

* Himanen, Pekka. (2005). Hacker etiği. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

* Korsan Parti Bildirisi

* Higgs Bozonu’nun Keşfinde GNU/Linux ve Özgür Yazılımlar Kritik Bir Rol Oynadı (Murat’a teşekkürler!)

Girift Haklar

Gizlilik hakkı birçok hakla girift haldedir. Bu hakkı ihlal etmek ya da birilerinin çıkarları için kullanmak veya sadece muktedire hizmet etmesi diğer hakların da doğrudan etkileneceği anlamına gelir. Bir inceleme yazısı olarak eleştirilerinizi bekler.

Girift: Birbirinin içine girip karışmış, girişik, çapraşık.

Önce gizlilik hakkının bize ne ifade etmesi gerektiğine bir bakalım ve kısaca tanımlayalım:

Gizlilik hakkı, bizi biz yapan şeylerin tümünü içeren, örneğin bedenimiz, evimiz, mülkiyetimiz, düşüncelerimiz, duygularımız, gizlerimiz ve kimliğimiz gibi, bizi çevreleyen bir alana sahip olma hakkıdır. Gizlilik hakkı, bizlere, bu alandaki parçalara kimlerin erişip erişemeyeceğini, ve açığa çıkarmak istediğimiz parçaların kapsamını, niyetini ve zamanlamasını kontrol etme yeteneği verir.

Tanımda da görüldüğü üzere gizlilik bizi biz yapan değerlerin tümünü içeren bir yapıya sahiptir. Gizlilik açık toplumlar için bir gerekliliktir. Gizlilik, gizli kapaklı işler yapmak ya da “saklanmak” değildir.  En önemli noktası ise kişi eğer kimliğini açıklamak istiyorsa “kendi” açıklar, açıklayacağı kişileri ve zamanını kendi seçer. Genelden özele doğru gideceksek eğer gizlilik hakkından özel hayata doğru bir yol izlemek daha uygun gözükmekte. Fakat, aynı yöntemle özel hayattan gizliliğe doğru da alternatif bir yol izlenebilir. Seçimini ilk söylediğim yol üzerinden yapacağım.

Açık toplum, devletin şeffaf, bürokrasiden uzak, toleranslı olduğu, sırrını halkından gizlemediği, otoriterlik karşıtı bir yapıyı ifade eder. Açık toplum için o toplumda ifade özgürlüğünün olması şarttır. İfade özgürlüğü bireyin düşüncelerini açıklamasıdır. Düşünce ise bir kişi, olay vs. hakkında görüş sahibi olmak, zihinsel hüküm kurmak, değerlendirmek ve yorumda bulunmaktır. Bunu ise yazıyla, sözle, resimle, fotoğrafla, video vs. ile yansıtmasıdır. Zihinsel hüküm şunu söyler; bu süreç bireyin kendi iç dünyasındadır, başkası tarafından bilinemez. Birey özgür olarak düşünemiyorsa, kendini özgürce ifade edemez. Ayrıca, düşüncenin oluşabilmesi için birey kaynaklara özgürce ulaşabilmeli, erişmek istediği bilgileri özgürce seçebilmelidir.

Şimdi gizlilik hakkının ihlal edildiğini düşünün. Örneğin, iletişim sürecinde herhangi bir mekanizma tarafından (dinleme vd. yollarla) kişisel kimliğiniz ve mesaj içeriğiniz ifşa edildi. İletişim süreci içerisinde kendinizi özgürce ifade ettiğinizi düşünmekteydiniz. Yazılı veya sözlü, nasıl olduğunun çok bir önemi yok. Sonuçta, gizliliğinizle birlikte iletişim özgürlüğünüz ihlal ve ifşa edildi. Böylece ifade özgürlüğünüz darbe yemiş oldu. Bu ihlalden dolayı artık kendinizi rahatça ifade edemeyecek, düşüncelerinizi “kimliğim ifşa edilirse” korkusu yüzünden açıklayamayacak, daha farklı davranacak, dürüstlüğünüzden ödün vermeye başlayacaksınız.

Gizlilik ihlali = İletişim gizliliği ihlali -> Düşünce özgürlüğü ihlali -> İfade özgürlüğü ihlali

Dijital bir çağda yaşıyoruz. Kendimizi en çok ifade ettiğimiz yerlerden biri Internet. Yazılı, sözlü, görsel, işitsel, her türlü ifade şeklini rahatça yapabilmekteyiz. Sadece biz değil, basından, partilere aklınıza gelebilecek herkes, her oluşum kendini Internet’te ifade etmekte. Internet’te yapılacak herhangi bir sansür doğrudan ifade özürlüğünü kısıtlar. Çünkü, Internet özgürlüğü ifade özgürlüğünün koruyucusudur. Eğer herhangi bir sitede kendini ifade edenlerin kimlikleri ifşa edilirse, site sansürlenir olmadı içerikler kaldırılmaya zorlanırsa, ifade özgürlüğünü de sansürlemiş olur zıt düşünceleri ortadan kaldırılmış olur. Devletin buradaki rolü kendi koyduğu normlara uygun düşmemeyi güvence altına almaktır, engellemek değil. Devlet eğer bir sınırlama yapacaksa uluslararası sözleşmelerle çizilmiş meşru sınırları dikkate almalı. Kısaca bir örnek verirsem, müslüman iktidar  için ateist içerikler sansürlenemez.

Gizlilik ihlali = Internet sansürü -> Düşünce özgürlüğü ihlali -> İfade özgürlüğü ihlali

Birey ev, aile ve özel hayatında gizlilik hakkına sahiptir. Bunun nasıl ifşa edildiğinin -bence- bir önemi yok. Seks kasedi, bireyin özel hayatına dair ses kayıtları, görseller vs. Bunu sadece ahlaksızlık ya da  “sevişiyorlarsa bizi ilgilendirmez” diye kestirip atmak büyük resmi görmemizi engeller. Özel hayatı ifşa olan (sadece özel hayat değil elbette) birey kendini ister istemez bireysel-sansüre alır. Sadece hareketlerini değil düşüncelerini de sansürler. Düşüncelerini sansürleyen birey, ifade özgürlüğünü de kısıtlar. Görebildiğiniz üzere bir gizlilik ihlali yapıldığı zaman diğer hakların nasıl etkilendiği çorap söküğü gibi gelmekte.

Gizlilik ihlali = Özel hayatın ifşası -> Bireysel-sansür -> Düşünce özgürlüğü sansürü -> İfade özgürlüğü sansürü

Bireyin nereye gittiğinin ve nasıl gittiğinin fişlendiğini THY’nın kendisiyle uçanları MIT ile fişlediklerinden öğrenmiştir. Birey, seyahat özgürlüğüne sahiptir. Anayasal bir hak olarak birey yaşadığı ülke içinde özgürce dolaşabilir ya da oturma izni alabilir. Bireyin nereye ne zaman gittiğini sadece kullandığı şirket bilmelidir. Bunun ifşa edilmesi ya da üçücü şahıslarla paylaşılması dahi düşünülemez.

Gizlilik ihlali = Seyahat özgürlüğü ihlali (ifşası, paylaşılması)

Örnekler çoğaltılabilir, hak ve özgürlükler kapsamında daha da ilerlenebilir. Görüldüğü üzere bu hakların hepsi girifttir. Birini ihlal ettiğiniz zaman ya bu süreç içerisinde ya da sonrasında diğer hakları da ihlal etmiş oluyorsunuz. O yüzden sürekli vurguladığım şey şu; bir hakkın eksik, kusurlu, muktedirin çıkarlarını korumaya yönelik ya da kontrolü altında olması diğer hakların da bundan etkileneceği ve eksik, kusurlu veya doğrudan muktedirin çıkarlarını koruyacağı ya da kontrolü altında kalabileceğidir. İhlal edilen sadece sizin hakkınız değil, herkesin hakkıdır.

Birinin düşüncelerine katılın veya katılmayın ama onun bunları özgürce söylebilmesi için çaba sarfetmeniz ve bunun için çalışmanız gerekmektedir.