Sansürün PR Çalışması: Bir Analiz

Yıllar boyunca, Internet bilgi akışını demokratikleştirmiştir. Öte yandan, paralelinde, otoriter rejimler kendi çıkarları doğrultusunda bu akışı kısmen veya tamamen sansürleyerek kısıtlamışlardır. Sansürde uygulanan kural, sistem ve kapsam ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (Nabi, Z., 2013). Sansür sistemleri ise baskıcı otoriter rejimlerle oto-sansürü ortaya çıkartmıştır. Oto-sansür, diğer bir ifadeyle kendi kendine sansür (self-censorship) bir bireyin kendini ifade etmekten alıkoymasına denilmektedir. Bu, yüzyüze konuşmalarda olduğu gibi sosyal medya sitelerinde de görülmektedir. Bu tarz alanlar üzerinde, oto-sansür eşsiz sebeplerden ortaya çıkabilmekte ya da sosyal medya üzerinden şiddetlenebilmektedir (Das, S. ve Kramer, A., 2013). Özellikle, Türkiye gibi seçici sansürden (düşük sayıda web sitesi ve konunun engellenmesi veya filtrelenmesi) 5651 sayılı kanun ile baskıcı sansüre evrilen bir ülkede, bireylerin herhangi bir düşünceyi hem yüz yüze hem de sosyal medya üzerinde özgürce ifade etmekten kaçınmaktadırlar. Diğer taraftan, sosyal medya üzerinde baskının şiddetlenmesi, kendini bu otoriter rejime ait hisseden bireylerin mevcut sansür kural, sistem ve kapsamlarından destek alarak keyfi yaptırımlarını da ortaya çıkartmaktadır.

Oto-sansürün daha da iyi anlaşılabilmesi için konuyla ilgili birkaç örnek verilmesi önemlidir. Sosyal medya sitesinde kendi gerçek kimliği –veya anonim- ile yer alan bir kullanıcı, kendini takip edenlerin veya bu topluluğun sosyal normlarına aykırı paylaşımlardan kaçınabilir veya spam yapmamak için bile peşpeşe bir şeyler paylaşmaktan kendini engelleyebilmektedir. Bir diğer örnek, Beykoz Ortaçeşme Bağüstü Camii İmamı Azmi Koç aracını sattığı kişiler tarafından dolandırılmış ve bir kafede arkadaşına “Beni dolandıran bu adamlar, hem hırsızlık hem dolandırıcılık yapıyor hem de elini kolunu sallayarak geziyor.” dedikten sonra aynı kafede bulunan iki kişi tarafından Cumhurbaşkanı’na hakaretten müftülüğe şikayet edilmiş ve sonra da meslekten ihraç edilmiştir. Son örnek, şiddetlenen baskının ne boyuta ulaştığını, bireylerin kamuya açık ortamlarda kendilerini ifade ederken neleri söylememeleri –sansürlemeleri- ve söylerlerse –sansürlemezlerse- başlarına neler gelebileceğinin bir örneğidir.

California Coastal Records Project, veritabanında California sahile ait binlerce fotoğraf barındıran ve ödüllü bir projedir. Bu fotoğraflardan bir tanesi de Barbra Streisand’a aittir. 2003 Şubat’ında Streisand, fotoğrafçı Kenneth Adelman ve çevrimiçi fotoğraf satış sitesi olan pictopia.com‘a gizliliğin ihlali gerekçesiyle 50 milyon dolarlık bir bir tazminat davası açmıştır. Davadan önce fotoğraf sadece altı kez indirilmiş, bunun ikisi ise avutkatlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Kamuya yansıyan yasal müdahale ile fotoğraf bir Internet fenomeni olmuş ve bir ayda 420.000 kez indirilmiştir. Aralık ayında ise dava kapanmıştır. Eğer, Streisand fotoğrafa bu denli ilgiyi çekmeseydi belki de fotoğraf çok daha az kişi tarafından bilinecekti. Ama onun bu hareketi ile istemeden kamuyu etkilemiş ve fotoğrafın reklamını yapmıştır. Bu, daha sonra kendi adıyla anılan paradoks olarak Streisand etkisi adıyla tarihe geçmiştir. Bununla birlikte, Streisand’ın açtığı davanın Internet ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Onun istediği, gizliliğinin ihlal edildiğini düşündüğü fotoğrafı ortadan kaldırmaktır. Öte yandan, tarihte ise çok daha önce ve aynı mantığa sahip Herostratus’un M.Ö. 356’da Artemis Tapınağı’nı yakması Streisand etkisine örnek olarak gösterilmektedir (Jansen, C., S. ve Martin, B., 2015).

Streisand etkisine ait dinamikleri daha iyi anlayabilmek için aşağıda beş önemli taktik bulunmaktadır. Bunlar:

  1. Sansürün varlığını gizlemek (sansürü sansürlemek)
  2. Sansür hedeflerini değersizleştirmek
  3. Yalan söyleyerek, başkalarını suçlayarak, tesadüfleri azaltarak sansürü tekrar yorumlamak
  4. Resmi kanalları kullanarak adaletin tecelli ettiğini göstermek
  5. Bireylerin gözünü korkutmak

Streisand etkisi, Türkiye’de de birçok sansürde gözlenmektedir. Diğer taraftan, Streisand etkisi ile Barbra Streisand’ın aksine kendi reklamını bilinçi olarak yapmaya çalışan bireyler de görülmektedir. AKP’den milletvekili aday adayı olup seçilemeyen avukat Meltem Banko, ekşi sözlük üzerinde bazı girdilere aldırdığı erişim engeli önce sözlük, daha sonrada diğer sosyal medya kanalları üzerinden kendinden bahsettirmeye başlamıştır. Kişisel eski sitesine girildiğinde aşağıdaki resimde görülen bir içerik karşılamaktadır:

mel1

Bununla birlikte, eski kişisel site olan meltembanko.com, http://www.meltembanko.av.tr adresine doğru yönlendirilememiş olmalı ki  tamamlanmamış veya düzgünce yayından kaldırılmamış sitesi hala aktiftir. Bu yüzden, her iki siteye ait iletişim bilgilerinin tutarlığı açısından aşağıda örnek olarak gösterilmiştir.

mel6

meltembanko.com whois bilgileri ise:

Domain Name: MELTEMBANKO.COM
Registry Domain ID: 1719392561_DOMAIN_COM-VRSN
Registry Registrant ID: GKG-C000034113
Registrant Name: Meltem Banko
Registrant Organization: Banko Hukuk Burosu
Registrant Street: Sezenler Caddesi No:10/12 Kat: 3
Registrant Street: Sihhiye
Registrant City: Ankara
...

Bir bilişim hukuku avukatının web sitesinde yer alan ilk bilginin Internet’ten haber kaldırma olması, 5651 sayılı kanunun ne kadar büyük bir ifade özgürlüğü düşmanı olduğunun ve kişisel reklam olarak sunulabileceğinin bir göstergesidir. Diğer taraftan, 11 Haziran’da Twitter’da yer alan uyari_var ilk olarak aşağıdaki tweeti girmiştir:

20 Haziran tarihinde ise:

girerek Meltem Banko hakkında yazılanlarla ilgili yasal işlem başlatılacağına dair bir uyarıda bulunmuştur. Bu, bir uyarıdan ziyade Twitter kullanıcılarına Meltem Banko hakkında oto-sansür uygulamaları için bir baskı aracıdır. Ayrıca, Streisand etkisini daha da çok artırabilmek için mesajın daha çok kişiye ulaşabileceği ve daha çok dikkat çekebileceği Twitter, tercih edilme sebebi olarak gözükmektedir. uyari_var hesabı, parayla satın alınmış ve muhtemelen belirli bir algoritma ile otomatik mesaj gönderen bir hesap gibi durmaktadır. Gerekçesine gelince, bu hesaba ait 24 gün öncesine ait bir tweet aşağıdadır:

mel8

2 yıl öncesine ait iki tweet ise:

mel3

Görülen o ki, bu hesap bir bireysel hesaptan zaman içerisinde bir reklam hesabına dönüşmüş, daha sonra kullanıcıları oto-sansür yapmaları için baskı uygulayabileceği bir bot halini almıştır. Dahası, uyari_var hesabı seri olarak Twitter kullanıcılarına “Avukat Meltem Banko hakkında yazdığınız hukuka aykırı iletiyi silmediğiniz takdirde hakkınızda yasal işlem başlatılacaktır!” şeklinde tweet göndermektedir.

mel4

Bununla birlikte, atılan bu tweetlerin kullanıcıların hangi tweetlerine istinaden söylendiğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Hesap, Meltem Banko ile ilgili paylaşımlarda bulunanlara veya bir havuz içerisinde toplanan hesaplara belirli bir algoritma ile bunu göndermektedir. Açıkçası, tweetlerde geçen “Meltem Banko“, uyari_var hesabını bu içeriğe sahip tweet’i gönderen kişiye otomatik cevap attığı görülmektedir. Böyle bir şeyin oluşumunun ardında yatan ise; otoriter bir rejim altında paramparça edilmiş ifade özgürlüğünün, 5651 sayılı toptan sansürcü ve baskıcı yasayla beraber kendini rejime yakın veya parçası hissedenler tarafından ucuz bir PR’a –reklam aracına– dönüştürülmesidir. Bunun için de Streisand etkisi temel alınmış, ama Streisand davasının Internet’le bir ilgisinin olmadığı da unutulmuştur. Diğer taraftan, yukarıda saymış olduğum taktiklerden bireylerin gözünü korkutmak yapılanlarla doğrudan ilişkilidir. Hesabın parodi/troll hesap olup olmadığı da kesin değildir. Elbette, bu yönde olduğu iddia edilebilir fakat, neden 2000+ RT alan bir hesap 30 günde tüm eski tweetlerini silip böyle bir bot hesabına dönüşmüştür, belki de en doğru cevabı bunun sonucu verecektir. Ancak, Streisand etkisi hesabın troll veya gerçek hesap olup olmadığından etkilenmemektedir. Dolaylı veya doğrudan bir reklam aracı olarak kullanılmaktadır.

Kötü bir sosyal medya yönetimi, ilk olarak bir hesabın geçmişe yönelik tweetlerinin silinse bile sosyal medyayı arşivleyen başka sitelerden takip edilebileceğini atlamaktır. Tıpkı, uyari_var hesabına ait olan eski tweetlerin basit bir aramayla ortaya çıkabileceği gibi. Öte yandan, bir bilişim hukuku avukatının anayasayla doğrudan çelişen (basın hürdür sansür edilemez) Internetten haber kaldırmayı bir yetenek olarak sunması, kendi adından söz ettirebilmek için basit hesapların peşinden koşabilmesi (örneğin, ekşi sözlük’te girdileri mahkeme kararı ile sildirmek), ve tüm bunları bireylerin kendilerini oto-sansüre almaları için bir baskı aracına dönüştürebilmesinin ve bireylerin gözünü korkutarak sansür yoluyla yapmasının hiçbir kabul edilebilir yanı bulunmamaktadır. Bir bilginin doğruluğu veya yanlışlığı günümüzde Internet üzerinden çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilir –bilim etiği de bunu söylerken-, ve birey kendisi hakkında ortaya atılan iftiralar için kamuoyuna duyuruda bulunabilmek veya kendi kişisel web sitesinde bu iddiaları çürütülebilmektedir. Fakat, tüm bu mantıksal yollar yerine, reklam amacıyla sansürü de kullanarak çok daha yanlış bir yol tercih edilmiştir. Meltem Banko’nun demokrasiden fersah fersah uzak ve anlamından bi’haber olduğu ortadadır. Demokrasi, fikirlerini beğenmediğin, kabul etmediğin, nefret ettiğin veya azınlıkların, zayıfların, şeytanların kendilerini en az senin kadar özgürce ifade edebilecekleri, eleştirebilecekleri –ve haber paylaşabilecekleri– bir anlayıştır.

Tüm bu analizle birlikte Streisand etkisin beş taktiği de dikkate alındığında, sansürün Türkiye’deki yaygın ve iyice yerleşmiş kullanımı, bilim etiği çerçevesinde kırılacak ve demokrasiden uzak her birey de demokrasinin ne anlama geldiğini istese de istemese de öğrenecektir.

Nabi, Z. The Anatomy of Web Censorship in Pakistan, 2013.
Das, S., ve Kramer, A. Self-Censorship on Facebook, 2013.
Jansen, C., S. ve Martin, B. The Streisand effect and censorship backfire, 2015

TİB ve Metadata

5651 sayılı Internet düzenlemesinin etkileri ve tepkileri sürerken, Gül’ün hiç şaşırtmayan bir hamleyle onayladığı ve birkaç sorunlu şey var düzeltilecek demesi ile hükümetten yana saf tuttuğunu bir kez daha ispatlamıştı. Cumhurbaşkanı danışmanı Yusuf Müftüoğlu The Wall Street Journal‘a “Türk siyasetinin paranoyak tarzı” makalesi ile ilgili sitem dolu bir e-posta göndermiş. Bu e-postada da özellikle dikkatimi çeken Gül’ün Internet düzenlemesindeki “en tartışmalı maddelerin –global normlar ile en uygunsuz olanların– derhal değiştirileceği yönünde hükümetten güvence aldıktan sonra bu onayı vermiştir” cümlesi oldu. Ayrıca, haberin başlığı da Gül’ün Internet yasasına direndiğini söylemektedir. Peki metnin devamında Gül’ün direndiğine dair bir ibare var mı? Yok ve daha kötüsünü belirtmişler. Adı da metadata!

Öncelikle, metadata nedir değildir? Kısaca, bir veri hakkındaki verilerdir. Bunu detaylandırırsak eğer, belirli bir veri setine ya da kaynak hakkında nasıl, ne zaman ve kim tarafından oluşturulduğu hakkında tanımlayıcı bilgiler içerir. Metadata çoğunlukla Internet içeriğine bir gönderme olsa da fiziksel veya elektroknik içerikler hakkında da olabilir. Ayrıca, bir yazılım veya elle oluşturulabilirler. Biraz daha ayrıntıya girelim, bir metadata saat kaçta, nereden, hangi baz istasyonunu kullanarak kimi aradığınızı, arama yaptığınız telefonun IMEI numarasını, ne kadar süre konuştuğunuzu vb. bilgileri içerir. Bunu Internet açısından düşünecek olursak, örneğin bir e-posta gönderdiniz, e-postalarınıza nereden eriştiğiniz, ne zaman eriştiğiniz, IP adresiniz, e-postada kullandığınız adınız, alıcının adı, zaman dilimi, yazı karakter kodu, sunucu transfer bilgisi gibi detaylı bilgileri içermektedir. İşin komik tarafı şu:

Son olarak, servis sağlayıcıları internet kullanıcılarının yalnızca üst verilerini (metadata) TİB’e verecek ve bu yalnızca mahkeme emri ile yapılabilecek. Önceki şeklinde, daha detaylı bilgilerin mahkeme emri gerektirmeksizin iletilmesi isteniyordu.

Sizin gizliliğinize ait tüm içerikler “mahkeme emri” adı altında bir şekilde TİB’e verilebilecek. Bununla birlikte, metadata çok kapsamlı ve sadece tek taraflı bilgiler içermediği için sizinle birlikte iletişime konu olan karşı tarafa ait bilgiler de verilmiş olacak. Tabi ki bizler Internet kullanmasını bilmeyen ve gizlilik konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığımız için bu açıklamayı da “evet, kesinlikle çok haklısınız” çerçevesinde değerlendiriyoruz. Üzülerek söylüyorum ki, açıklama yaptıkça daha çok batıyorlar ve şuna artık eminim, ne dediklerinin veya söylediklerinin ne anlama geldiğinden bile emin değiller.

Metadata ile ilgili meşhur bir örnek de Petraeus skandalıdır. Bu skandal, CIA yöneticisi olan general David Petraeus ile gazeteci ve Amerikan ordusu istihbaratında görevli Paula Broadwell arasındaki evlilik dışı ilişki ve konuya dahil birçok farklı kişiden oluşmaktadır. Kısaca, Paula ve David ortak bir anonim e-posta kullanarak birbirleriyle iletişim kurmaktadırlar. İkisi de e-posta göndermek yerine bu anonim e-postada yazdıklarını kaydedip okumaktalar. Paula, kamuya açık alanlardan Internete girip bu kayıtlı mesajları okur ve nerden, ne zaman okunduğuna ve oluşturulduğuna dair metadata verisi birikir. FBI’ın araştırması sonucunda da metadatalar ile Paula’nın kimliğine erişilir.  Guardian’ın metadata’ya giriş makalesinde metadata ile ne tür bilgilerin toplandığına dair detaylı bir anlatım mevcut. Buradan bazı şeyleri aktaracağım:

Kamera

  • GPS bilgileri
  • Oluşturulma ve düzenleme tarihi
  • Fotoğrafa ait içerik bilgileri
  • Kamera modeli
  • Kamera ayarları (flash, f-stop, shutter hızı vs.)
  • Fotoğraf özellikleri (boyut vs.)

Facebook

  • Ad ve soyad, doğum tarihi, yer, iş, ilgi alanları gibi biyografi bilgileri
  • Kullanıcı adı ve ID
  • Abonelikler
  • Cihaz bilgileri (telefon, bilgisayar vs.)
  • Aktiviteler, beğeniler, etkinlikler
  • Facebook etkinliğine dair zaman, saat ve saat dilimi

Twitter

  • Ad, yer, profil bilgileri ve URL
  • Hesap oluşturulma tarihi
  • Kullanıcı adı ve ID
  • Tweetlerin gönderildiği yer, zaman ve saat dilimi
  • Tweetlerin ve cevapların ID’si
  • Takipçiler, takip edilenler, favoriler
  • Tweetlerin gönderildiği uygulama

Google Arama

  • Arama sorguları
  • Aramada çıkan sonuçlar
  • Arama sonucu erişilen bağlantılar

Tarayıcı

  • Ziyaret edilen sayfalara ait bilgiler ve zamanı
  • Otomatik tamamla ile muhtemel giriş bilgileri ve kullanıcı verileri
  • IP adresi, cihaz ve donanım bilgileri, işletim sistemi ve tarayıcı bilgisi
  • Websitelerinden alınan çerez ve cache verileri

Neyse ki bizler teknolojinden anlamayan insanlarız ve bunların ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Teşekkürler TİB, teşekkürler Müftüoğlu, teşekkürler Gül! Sayenizde Internet hiç olmadığı kadar “özel hayatın ve iletişimin gizliliğine” saygılı olmamıştı. Google’dan aratıp anaysayadan bir iki şey “sallamak” isterdim sizlere ama artık yazmaktan tiksiniyorum.

Türkiye’nin Internetteki Yeni Yeri

Türkiye’nin Internetteki yeni yeri mağmadır. Yerin dibinin de dibidir. Buradan çıkartacak ve bizleri bu utançtan kurtaracak olan da ne muhalefet ne de iktidardır. Sadece bizleriz.

Yeni 5651 sayılı kanun tasarısı 5 Şubat 2014 tarihi itibariyle mecliste oylanarak kabul edildi. Bununla ilgili olarak meclisin bu yasanın görüşüldüğü andaki bir ekran görüntüsünü paylaşayım (Şevket‘e çok teşekkürler):

sansüre karşı boş koltuklarSizlerle paylaştığım bu ekran görüntüsü ile duygu sömürüsü falan yapmıyorum. Dikkat ettiyseniz kanun tasarı anlaşılmasın diyerek televizyonlara “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’da Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı” adı altında yansıtıldı. Diğer yandan, gördüğünüz boş koltuklar bir insan hakkı olan Internete, gizliliğinize, düşünce özgürlüğünüze, ifade özgürlüğünüze, inanç özgürlüğünüze, bilime, bilim etiğine, açık bilgi akışına, gelişime, ilerlemeye ve Internetten para kazananların ekmeğine (ve sayamadığım daha birçok hak ve özgürlüklere) yani iktidar destekçi olun veya olmayın sizlere ve geleceğinize vurulmuş en büyük darbedir.

Şimdi kısaca birkaç şeyi son bir kez daha netleştirelim. Sansür; her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim demektir. Bu, TDK‘nin verdiği tanımdır. Tabi ki ilerleyen süreçte bu da değiştirilmezse. Devamlı ifade edilen ve ettiğim bir diğer şey de TİB’in başına MİT geçmişi olan Ahmet Çelik’in gelmesidir. Sizlere MİT’in sitesinden bir alıntı yapayım (umarım bu cezai takibata neden olmaz inşallah dinimiz amin maşallah):

İstihbaratta gaye, doğru haber almak ve devleti bir süprizle karşı karşıya bırakmamaktır.

Bir de istihbaratın kelime anlamına bakalım. Herhangi bir Türkçe sözlüğü açıp baktığınızda kelimenin Arapça kökenli ve çoğul bir kelime olduğunu göreceksiniz. Anlamı ise “haberler” ve “haber alma” şeklinde yazmaktadır. Teknik olarak istihbarat ise imkanları ve araçları kullanarak bilgi temin etmek, bu bilgiyi işlemek, yorumlamak ve bundan bir sonuç çıkarma sürecini ifade eder. TİB yeni kanun ile bizlere ait bilgiyi (veriyi) temin etme, bu veriyi işleme, yorumlama ve bundan bir sonuç çıkarma (fişleme) sürecine yasal olarak sahip olmuştur. Ayrıca, bu gelenekten gelen bir ismi de kendini başkan yapmıştır.

Artık yeni kanun ile birlikte bunu şöyle yorumlayabiliriz: “17 Aralık 2013 tarihinde başlayan ve devletleşen AKP, AKP’leşen devlet bir yolsuzluk operasyonu süpriziyle karşı karşıya kalmış, buna benzer bir durumla tekrar karşılaşmamak, engellemek ve bundan korunmak için TİB, MİT geçmişi olan Ahmet Çelik başkanlığı ve yeni kanun ile Internette her türlü veriyi önceden denetleyecek, temin edecek, işleyecek, yorumlayacak, bundan sonuç çıkartacak ve sıkı denetim yapacak, insan haklarına aykırı bir yapıya yasal olarak kavuşmuştur.” Ayrıca, ülke tarihinin en büyük toptan gözetimci fişlemesi ile karşı karşıyayız. Bu yapı yüzünden sadece biz karşı çıkanlar kaybetmeyeceğiz. Herkes kaybedecek. Bunun ötesi berisi yoktur.

Sonucu bu sefer uzun uzun yazmayacağım. Okuyanlar artık az çok ileride neler olacağını, neler yaşayacağımızı biliyor. Bununla birlikte, yeni 5651 sayılı kanun tasarısı için yazılar yazdım ve sansürü elimden geldiğince burada anlattım. Bu yazılar kimilerine ulaştı, kimileri okuduğu halde görmezlikten gelmeye devam etti. Sansüre karşı empati yapın dedim fakat çok da ciddiye alınmadım. Hala da aynı konuda ısrar ediyorum, empati yapın. Empati yapmayı öğrenin. Bu toptan gözetimci, fişlemeci sansür yasası, –tekrar tekrar vurguluyorum– ilgili ilgisiz herkese zarar verecektir. Bunun seni, beni, onları olmaz. Lütfen bunu görün. Son olarak, ümitsizliğe kapılmayın. Sansüre karşı verilen bu mücadele hiçbir zaman bitmeyecektir.

Sansürde Son Gelişmeler

Hukuka aykırı kanun tasarısı, insan haklarına aykırı kurum TİB. Ne derseniz diyin. Bunun adı açık ve net biz imza attığımız insan hakları sözleşmesini tanımıyoruz demektir.

Yeni 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayın Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” tasarısı torba yasa içine konularak mecliste görüşmelerine başlandı. Fakat, gelen tepkilerden sonra oturum 4 Şubat tarihine ertelendi. Tasarının TİB’e sağladığı koruma kalkanı ve MİT kökenli başkanların atanması ile yerli NSA yapısına dönüşeceği defalarca belirtildi, yazıldı ve çizildi. Bununla birlikte, torba yasayla 5651 sayılı kanun henüz geçmemesine rağmen TİB hukuka aykırı olarak erişim engelleme ve içerik kaldırma taleplerinde bulunmaya başladı bile. Sırayla erişime engellenen siteleri ve gerekçelerine bir bakalım:

  • Vimeo

Vimeo, 8 Ocak 2014 tarihinde “müstehcenlik” gerekçesi ile erişme engellendi. Erişime engellenme asıl nedeni Başbakan’ın kardeşi Mustafa Erdoğan’a ait bir videonun sitede yer almasıydı. Video, özel hayatın gizliliğini ihlal etmektedir. Fakat, bunun için Vimeo ile iletişime geçmek yerine siteye erişimin tamamen engellenmesi tercih edildi. İçerik silindikten ve Vimeo bir süre erişime engellendikten sonra karar kaldırıldı.

  • Soundcloud

Soundcloud, 16 Ocak 2014 tarihinde Sümeyye Erdoğan’ın telefon görüşmelerine ait ses kaydının yayımlanmasından sonra erişime engellendi. Bununla birlikte, yayımlanan ses kayıtlarında sadece Sümeyye Erdoğan yoktu. Ayrıca, Başbakan’a ait ses kayıtlarını da içermekteydi. Aynı Vimeo’da olduğu gibi içeriğin kaldırıması talebi yerine site tamamen erişime engellendi ve Soundcloud şu an hala engelli durumdadır.

  • Vagus.tv

Vagus.tv, 16 Ocak 2014 tarihinde “koruma tedbiri” kararı ile habersizce erişime engellendi. Habersizceden kasıt, Vagus.tv’ye herhangi bir bildirimde bulunulmadan direkt olarak engellenmesidir. Ayrıca Vagus.tv sahibi Serdar Akinan, engelleme ile ilgili bilgi almak için TİB’e giden avukatlarının hiçbir yetkileye ulaşamadıklarını ve Cumhuriyet Başsavcısı’nında böyle bir kararının olmadığını belirtti. Karar olmadığı halde TİB’in hukuka aykırı bu engeli bir yana, henüz kanun tasarısı kabul edilmeden yapmış olduğu engel için cevap vermeye tenezzül bile etmemesi ilerleyen süreçte özgür basına yapılacakların bir habercisidir. Ek olarak, hala erişime engellidir.

  • T24 ve soL Haber Portalı

T24 ve soL Haber Portalı, 1 Şubat 2014 tarihinde BTK ve TİB tarafından yayımlamış oldukları “CHP’li Oran’dan Erdoğan’a: Sabah ve ATV için satın alma talimatı verdiniz mi?“, “Sabah-ATV havuzunu Erdoğan mı doldurdu?” ve “2. dalgada adı geçen kişiler hakkındaki yakalama kararı kaldırıldı!” haberlerinin yayından kaldırılması için tebligatta bulunuldu. Bu tebligata göre; “04/05/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun“‘a dayanarak konu içeriğin çıkarılması istenmektedir. İçeriklerin hukuka aykırı bir şey içermemelerine rağmen böyle bir istekte bulunulmuş, ayrıca kaldırılmadığı takdirde Türkiye’den erişime engelleneceği de bildirilmiştir. Burada sadece özgür basına uygulanan sansür bir yana bir siyasi partiyle ilgili habere ve içeriğe de dolaylı bir sansür söz konusudur.

Yukarında bahsedilen erişim engelleri ve içerik kaldırma talepleri TİB’in Internet üzerinde hüküm verebilen ve hükümetin sansür isteklerini yerine getiren bir kurum olduğunun tıpkı bugüne kadar yaşanan süreçte olduğu gibi açık bir delilidir. Diğer yandan, TİB’in MİT kökenli bir yönetime kavuşması, yeni 5651 sayılı kanun tasarısı ile de yasal bir koruma kalkanına sahip olması radikal sansürün en büyük habercisidir demiş ve özgür basından siyasi partilere doğru bir sansür dalgasının başlayacağını öngörmüştüm. Bugün yaşananlara baktığımızda sansür işleyişinin bu ifademe tamamen uyduğunu gördüm.

Ek olarak, belirtmeden edemeyeceğim birkaç nokta var. “Daha yeni 5651 sayılı kanun çıkmadan böyle oluyor” dediğiniz anda kanun çıktıktan sonra yapılacak sansürleri bir ister istemez kabul ettiğiniz veya kanunda yazıyor yapacak bir şey yok dediğiniz anlamına da geliyor. Elbette böyle bir şeyi kimse istemez fakat bunu da görebilmek önemlidir. Ayrıca, yeni tasarı insan haklarına aykırıdır. Aykırı bir kanunun kararları da doğal olarak hukuka aykırı olacaktır. Türkiye’nin de altına imza attığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bir kanun ile yapılacaklara “hukuka uygundur” demek abesle iştigaldir. Bir diğer nokta da, TİB hukuka aykırı hareket ederek 5651 sayılı kanun tasarını meşrulaştırmaya çalışmakta, yaptıkları ile kanun da desteğini alarak yeni bir yasal zemin hazırlamaktadır.

Malesef, bizleri radikal, fişlemeye dayanan, toptan gözetimci ve insan haklarına aykırı sansürlerlerin olacağı daha da kötü bir dönem beklemektedir. Yeni 5651 sayılı kanun daha çıkmadan TİB hukuka aykırı yaptırımlarda bulunarak MİT kökenli yeni yapısı ile yerli NSA olma yolunda hızlı adımlarla ilermekte, Internetin hükümet süzgeci olmaktadır. Internet güçle kutsanmış iktidarın mülkü, iktidarın bizlere dayattığı sansürcü anlayış da hukuk değildir.

Yeni 5651 ve Sansürün İşleyişi

5651 yumuşatılarak geçmişken Internet sansürünün Türkiye’deki yumuşak yerine bir bakalım.

5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun sözde yumuşatılarak meclisten geçti. Bizleri ilerleyen süreçte neler bekliyor, Türkiye’nin sansür konusunda dünyadaki yeri nedir, 5651 sayılı kanun sonrası ne olur, dünyada sansürlenen içeriklerin dağılımı ve bizdeki yansımaları ne olur tüm bunları merak etmekteyiz. İlk olarak, Türkiye’nin dünya Internet sansürü haritasında nerede yer aldığına bir bakalım.

Internet_Censorship_World_Map_suggestedYukarıda gördüğünüz harita 2013 yılı dünya sansür haritasıdır. Haritanın kaynağı için buraya bakabilirsiniz. Ek olarak, diğer haritalar yerine renkleri için bu haritayı seçtim. Renklerin ifade ettiklerine gelirsek; radikal, oldukça, seçici, gözetim altında, düşük (ya da yok) ve veri yok şeklindedir. Haritaya Türkiye’de seçici bir sansür olduğu işlenmiştir. Bununla ilgili de hatırlarsanız çeşitli kelimelerin (haydar, mini etek, liseli vs.) filtrelendiği ve bunun üzerinden de sitelere erişimin yasaklandığını, TİB’in ise 2014 yılı itibariyle (muhtemelen bahsettikleri sistemin otomatik olarak engellediği siteler) 35702 siteyi, Türkiye’de ise toplamda 40124 sitenin engellediğini biliyoruz. Fakat, 5651 sayılı kanun ile muhtemelen 2014 yılında Türkiye’de sansür oldukça veya radikal olarak renklendirilebilir bir hale gelebilir.

sansürlenen içeriklerİkinci olarak, bizleri ilgilendiren diğer bir nokta dünyada sansürlenen içeriklerin ne olduğudur. Bu konundaki yüzdesel dağılım (birincil kaynak: opennet initiative) yukarıda görüldüğü gibidir. Yoğunluğun bloglar ve siyasi partilerde olması -bence- çok önemli bir noktadır. Özellikle 5651 sayılı kanun ile Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, ilerleyen süreçte muhalefet partilerine ve bloglara, ardından bağımsız basına doğru çok ciddi bir sansür dalgasının yayılabileceğini (bu kısmı benim öngörüm olarak alırsanız memnun olurum) söyleyebiliriz.

sansür işleyişiYeni 5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun‘un içeriğini yukarıdaki sansür işleyişi şeması üzerinden anlatalım. Devlet, yasal düzenlemelerin yanında İSS’larını direkt olarak kontrol edebilmek için tüzüğünü kendi onayladığı Erişim Sağlayıcıları Birliği adında bir birliğe üye olmaya zorlamaktadır. Bununla birlikte, bu birliğe üye olmayan servis sağlayıcıların faaliyette bulunamayacaklarını da ayrıca belirtmektedir. Böylece, erişim engelleri ve veri takibi (phorm, dpi vs.) taleplerinin bu birliğe yapılacağı, bunun bir sonucu olarak da taleplerin İSS’lere de yapılmış varsayılacağı söylenmektedir. Kısaca devlet, Erişim Sağlayıcıları Birliği ile İSS’leri direkt olarak kontrol edebileceği bir yapıya kavuşturmaktadır.

Ayrıca, yapılan erişim engelleri ve veri takibi için yasal bir koruma kalkanı da mevcuttur. Bu koruma kalkanına göre; “TİB Başkanlığı personelinin, yaptıkları görevin niteliğinden doğan veya görevin yerine getirilmesi sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı haklarında ceza soruşturması açılmasına TİB Başkanı için ilgili Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, diğer personel için ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı’nın izni aranacak.” Bunu yukarıdaki veri takibi araçları ile ilişkilendirirsek sonucun ne kadar vahim bir boyutta olduğu çok net görebiliriz. Yani devlet, veri takibi için İSS’leri kontrol altında tuttuğu bir yapı içinde olmaya ve bu takipler sonucu doğabilecek suçların soruşturulması için de kendinden izin almaya zorluyor. Kısaca, beni bana şikayet edin demektedir.

Bir diğer nokta, yer sağlayıcıların (hosting firmaları) yasal düzenleme ile trafik kayıtlarını saklama süresi en az 6 ay en fazla 2 yıl olacak şekildedir. 5651 sayılı kanun TİB (MİT kökenli Ahmet Çelik) başkanına sansür için doğrudan yetki vererek -sözde- kanuna aykırı (örneğin, kişilik hakları bahanesi ile) fakat herhangi bir içeriğe erişim 4 saat içinde engellenebilecek (24 saat içinde mahke karar verecek) ve yer sağlayıcı kendisine bildirilen içeriği derhal çıkartmak zorunda kalacaktır. Gayri hukuki talepler ise tam bu noktada devreye girmektedir. Kendisiyle ilgili yapılan eleştiriden memnun olmayan bir “bakan” içerik hukuka uygun olsa bile (örneğin, özel hayatı bahane ederek) erişimi engelleyebilme yolu açılmış olacaktır. Burada sadece bakanla sınırlamamak gerekir. İktidar, kendisini eleştiren tüm içeriklere ve bu içeriklerin birçoğu hukuka uygun olsa bile (örneğin, özel hayatı tekrar bahane ederek), erişime engelleyebilecektir. Diğer yandan, kayıt bilgilerinin nerede tutulduğu bu noktada çok önemli değildir. Kayıtların uzun süre tutulması ve istendiği takdirde (hukuka uygun olsa bile) devlete verilecek olması asıl problemdir. Fakat, Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan, “kayıtlar devlette tutulmayacakdiyerek insanları yanlış yönlendirmektedir. Kendisine tabi yaptığı sağlayıcılar, istendiği takdirde tüm kayıtları vermek mecburiyetindedir.

Devlet, içerik kaldırma ve kullanıcıya ait veri taleplerini içerik sağlayıcılarından istemekteydi. Fakat, bununla ilgili olarak her zaman istediği sonucu alamamakta bazen de reddedilmekteydi. Artık, içerik kaldırma ya da veri talebi ile uğraşmak yerine IP ve URL bazlı engelleme getirerek, kuracağı birlik üzerinden İSS’lerin hizmetlere erişimi engellemesini sağlayacaktır. Bu şu demek oluyor; örneğin, Twitter’ın (https://twitter.com) tamamen erişime engellenmesi yerine Twitter kullanıcılarından herhangi birinin (https://twitter.com/songuncelleme) içeriğinin erişime engellenmesi veya tamamen erişime engellenen bir sitenin DNS (VPN veya proxy hariç) değiştirilse bile erişilememesidir. Böylece, devlet yapmış olduğu erişim engeli ya da veri isteği taleplerinde reddedilse bile içeriğe ya da tamamen yer sağlayıcıya erişimi engelleyebilecektir.

Yukarıda anlattıklarımı en basit şekliyle bir kolunu şemaya uygun olarak kısaca tekrar anlatayım. Devlet, yasal bir düzenleme ile İSS’leri oluşturacağı birliğe üye yapmaya mecbur ederek İSS’lerin direkt kontrolünü sağlar. Böylece veri takibi ve erişim engelini de kendine yani tekele yükler. Bu da içeriğin kaldırılmasından engellenmesine, veri takibinden kullanıcının Internetteki hareketlerinin izlenmesine kadar çok geniş çaplı bir alanı kapsar. Tüm bunları toparlayacak olursam, devlet kendi denetiminde ve üyeliği zorunlu tuttuğu bir birlik kurarak Internet’te veri takibi ve erişim engelinin gayri hukuki yolunu açmış, ayrıca bunu yasal bir düzenleme ile yapmıştır. Bununla birlikte, Türkiye’de zaten radikal bir sansür mevcuttur. Bu konuda bir örnek (çoğaltılabilir elbette) göstermem gerekirse, hiç düşünmeden Guillaume Apollinaire Davası diyebilirim. 5651 sayılı kanun ile oluşturulacak yeni birlik ve işleyiş de Internette “seçici” olan sansürü “radikal” sansüre çevirecektir.

Şimdi soruyorum, sizce sansür haritasında 2014 yılı sonu için Türkiye’nin yeni rengi (benim ifademi bunun dışında tutarak) ne olacaktır?

Ekleme (17.01.2014): Bugün t24’te ‘Emniyet ve yargıdaki görevden almaların merkez üssü TİB’ başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde TİB’e MİT kökenli Ahmet Çelik’in atanmasından sonra cemaate yakın kamu görevlilerinin listelerine yönelik çalışma başlatıldığı ve teknik takiplerin TİB’in “ana dinleme sistemi” araclığı ile kontrol edildiği söyleniyor. Yazıyla tamamen tutarlı olması açısından önemli bir haberdir.

Ekleme (17.01.2014): Yeni bir haber daha. ‘Dinlemenin merkezi’ TİB’de tüm daire başkanları görevden alındı başklı bu haberde de 5 TİB daire başkanın görevden alındığı ve yerlerine MİT kökenli isimlerin geleceği söylenmiş. Türkiye’yi artık radikal olarak boyayabiliriz.

Ekleme (24.01.2014): Vimeo erişime engellendi.

Ekleme (24.01.2014): Soundcloud erişime engellendi.

Ekleme (27.01.2014): Vagus.tv erişime engelledi. (Özgür basın)

Ekleme (31.01.2014): Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, T24‘e CHP’nin soru önergesi haberini yayından kaldırması için tebligat yolladı. Haberin ayrıntıları burada. Özgür basın demiştim değil mi? Buna dolaylı yoldan siyasi partiye ait haber ve içeriği de ekleyebiliriz.