Mini bir kafirlik öyküsü – Gülşah Ökmen

Yıllar geçtikçe şekillenen bu düşüncelerimle birlikte cahil korkularımdan, kadın olarak var olmanın suçluluğundan ve ikinci sınıf insan muamelesinden kurtuldum. Yaşamımın ve vücudumun söz hakkının ellerimde olduğunun bilincinde, inançlı bir insana oranla çok daha mutlu ve özgüvenliyim.

 

Benim hikayem bundan yaklaşık 4 sene öncesine, yani 2007 – 2008 eğitim ve öğretim yılına, benim için ortaokul 6. sınıfa tekabül ediyor.

Okulun yeni açılan laboratuvarında Fen Bilgisi dersleri işlemeye başlamıştık. Fen Bilgisi öğretmenimiz 30’lu yaşlarda, dini inançları kuvvetli bir kadındı ve normal hayatında tesettürlü gezdiği için okula da perukla gelip giderdi. Yine rutin bir Fen Bilgisi dersinde öğretmen masasının altındaki çerçeveli bir afiş dikkatimi çekti ve ders bittikten sonra öğretmenimin yanına gidip “Buraya bir şey düşmüş hocam.” dedim. O da gayet keskin bir tavırla “Haa onu eski laboratuvar eşyalarının arasında bulmuşlar, kafanız karışmasın diye bu tür şeyleri duvara asmak istemiyorum.” dedi. Masanın altından afişi alıp incelemeye başladığımda “Götür de çöpe at onu.” diyerek laboratuvardan çıktı. Afişte tahmin edeceğimiz üzere ayrıntılı bir Yaşam Ağacı (Evrim Ağacı) çizimi vardı. O güne kadar bu konu hakkında pek bilgim olmamasına rağmen öğretmenimin tamamen dini inançlarından ötürü bu afişten rahatsız olduğunu az çok anlamıştım. Eve geldiğimde internette hummalı bir araştırmaya girişerek ortalama 4-5 saat boyunca evrim ve doğal seçilim ile ilgili belli başlı yazılı ve görsel kaynakları inceledim ve bugüne kadar hiçbir şüphe duymadan inandığım, her şeyi yoktan var eden yaratıcı gücü ilk o gün sorgulamaya başladım.

“Evreni ve insanları allah yaratmadıysa nasıl var oldular?” sorusuna akıllı tasarımın aksine kanıtlar barındıran ve insancıl (evrensel) bir yanıt veren evrim, her geçen gün daha fazla merakımı cezbedip, aklıma yatmaya başlıyordu. Bunun yanı sıra öğretmenime bu konu ile ilgili sorduğum sorulardan sürekli kaçamak ve kendinden fazlasıyla emin cevaplar alıyor olmak içimdeki şüpheyi iyice alevlendirdi. Zamanla birlikte bu şüphelerin saçma sapan dini korkularımdan (cin, peri vs.) sıyrılmama yardım ettiğini fark ettiğimde daha huzurlu uykular uyumaya, daha emin adımlar atmaya başladım. Ayrıca kendimi bildim bileli rahatsız olduğum, tanrının yalnızca kadınlara örtünmeyi emretmesi ve sürekli erkeklerin gerisinde bırakması durumunu daha geniş çapta sorgulamaya başladığımda, tanrının ve tüm din ve inanç sistemlerinin ataerkil bir toplumun hastalıklı hayalleri olduğu sonucuna varmam çok da zor olmadı.

Yıllar geçtikçe şekillenen bu düşüncelerimle birlikte cahil korkularımdan, kadın olarak var olmanın suçluluğundan ve ikinci sınıf insan muamelesinden kurtuldum. Yaşamımın ve vücudumun söz hakkının ellerimde olduğunun bilincinde, inançlı bir insana oranla çok daha mutlu ve özgüvenliyim.

Ayrıca yazının başında verdiğim tarihlere dikkat ederseniz şu an 16 yaşındayım. Merakımın ve sorgulama yetimin desteği ile birlikte oldukça genç bir yaşta olmama rağmen yaklaşık iki buçuk – üç senedir ateistim.




*  Ateist yarışmamızın kazananlarından Gülşah’ın yazısını sizlerle paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyoruz, siz de kendi hikayenizi bu yazının altında yorum olarak paylaşmaktan çekinmeyin.
**  Resim: Darwin’in 1837 yılı Temmuz’unda defterine çizdiği ve başına “I think” notu düştüğü evrim ağacı.



2 comments

  1. “Eski laboratuvar eşyalarından” birini görmek bile ne kadar büyük bir aydınlanma yaşatabiliyormuş demek ki..Üzülerek görüyoruz ki o diyagramlar çoktan çöpe atıldı, belki de geri dönüşüme uğrayıp “kutlu doğum” haftalarında afiş olarak karşımıza çıkıyordur.Ben de lisede bir şekilde evrim nedir dur bi bakayım demiştim. Tam hatırlamıyorum ama belki de kütüphanedeki Ali Demirsoy’un Kalıtım ve Evrim adlı kitabını görmüştüm. Biraz bakmıştım, eve götürüp uzun uzun inceleyeyim dediğimde kütüphaneden sorumlu tarih hocası bu tür kitapların dışarı çıkmasına izin verilmediğini söylemişti. Burası bir fen lisesiydi!Sanırım orada anladım ki, bu işte bir iş var. Zamanının Bilim ve Ütopya’sı sağolsun.

    • B.A on October 18, 2011 at 8:57 am
    • Reply

    Tanrı tanımamazlık bir seçim değildir,şüphesiz ki içgüdüdür.Ben 17 yaşında tamamen tarafsız bir şekilde büyütülmüş bir ailenin çocuğuyum.Daha küçük yaşlardAn bilimselliğe olan merakım,her bilgiden Sonra kanıtInı arama isteğim beni ateist olmaya yÖnlendirdi.Ve ben hiç bir zaman ateist olduğumu saklamadım çünkü bana göre doğru olan buydu eğer ben bundan çekiyorsam kendi aklıma vefasızlık etmiş olmaz mıyım ? Küçük yaşlardan yadırganmaya başladım.Sınıfımdaki hipnotize edilmiş beyinlerden çıkan,dinin temelini oluşturan ödül ceza sisteminin bireyde bir yankısı olan cehenneme gideceksin,acı çekeceksin uyarılarını hiç dikkate almadım Aslında sorun burda ben ailemden hiç bir dini dogmayı öğrenmedim ve sağlıklı düşünerek hakikatı buldum.Ama çoğu aile için tam tersi bir durum söz konusu.Saltanat Sistemi Gibi babadan oğula geçen dini inanç bireyin ilerki yaşlarında inançlarını sorgulamaya başladığı anda,tutarsızlıklArı çözmeye başladığı anda önüne çıkan en büyük engel oluYor.Kendisi de farkında olmuyor tabi.Ruhunun derinlikleRine kadar işlemiş dini dogmalardan sıyrılıp bir türlü sağlıklı düşünemiyor.Ben bunU yapabiliyorum.Dinle ilgili hiç bir soru işareti olmadı kafamdA sanırım bunun daha küçük yaşlardan farKına vardıgım inatçı bir deneyci olmamında etkisi var tabi.Hatırlıyorum da 4.sınıfta biyoloji dersinde konu anlatımı bittikten sonra öğretmene ” Hocam biz bunları neden doğru bilgi olarAk kAbul edelim ? ” şeklinde soru yöneltmem buna kanıt OlarAk gösterilebilir.

Leave a Reply

Your email address will not be published.