Sansürün PR Çalışması: Bir Analiz

Yıllar boyunca, Internet bilgi akışını demokratikleştirmiştir. Öte yandan, paralelinde, otoriter rejimler kendi çıkarları doğrultusunda bu akışı kısmen veya tamamen sansürleyerek kısıtlamışlardır. Sansürde uygulanan kural, sistem ve kapsam ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (Nabi, Z., 2013). Sansür sistemleri ise baskıcı otoriter rejimlerle oto-sansürü ortaya çıkartmıştır. Oto-sansür, diğer bir ifadeyle kendi kendine sansür (self-censorship) bir bireyin kendini ifade etmekten alıkoymasına denilmektedir. Bu, yüzyüze konuşmalarda olduğu gibi sosyal medya sitelerinde de görülmektedir. Bu tarz alanlar üzerinde, oto-sansür eşsiz sebeplerden ortaya çıkabilmekte ya da sosyal medya üzerinden şiddetlenebilmektedir (Das, S. ve Kramer, A., 2013). Özellikle, Türkiye gibi seçici sansürden (düşük sayıda web sitesi ve konunun engellenmesi veya filtrelenmesi) 5651 sayılı kanun ile baskıcı sansüre evrilen bir ülkede, bireylerin herhangi bir düşünceyi hem yüz yüze hem de sosyal medya üzerinde özgürce ifade etmekten kaçınmaktadırlar. Diğer taraftan, sosyal medya üzerinde baskının şiddetlenmesi, kendini bu otoriter rejime ait hisseden bireylerin mevcut sansür kural, sistem ve kapsamlarından destek alarak keyfi yaptırımlarını da ortaya çıkartmaktadır.

Oto-sansürün daha da iyi anlaşılabilmesi için konuyla ilgili birkaç örnek verilmesi önemlidir. Sosyal medya sitesinde kendi gerçek kimliği –veya anonim- ile yer alan bir kullanıcı, kendini takip edenlerin veya bu topluluğun sosyal normlarına aykırı paylaşımlardan kaçınabilir veya spam yapmamak için bile peşpeşe bir şeyler paylaşmaktan kendini engelleyebilmektedir. Bir diğer örnek, Beykoz Ortaçeşme Bağüstü Camii İmamı Azmi Koç aracını sattığı kişiler tarafından dolandırılmış ve bir kafede arkadaşına “Beni dolandıran bu adamlar, hem hırsızlık hem dolandırıcılık yapıyor hem de elini kolunu sallayarak geziyor.” dedikten sonra aynı kafede bulunan iki kişi tarafından Cumhurbaşkanı’na hakaretten müftülüğe şikayet edilmiş ve sonra da meslekten ihraç edilmiştir. Son örnek, şiddetlenen baskının ne boyuta ulaştığını, bireylerin kamuya açık ortamlarda kendilerini ifade ederken neleri söylememeleri –sansürlemeleri- ve söylerlerse –sansürlemezlerse- başlarına neler gelebileceğinin bir örneğidir.

California Coastal Records Project, veritabanında California sahile ait binlerce fotoğraf barındıran ve ödüllü bir projedir. Bu fotoğraflardan bir tanesi de Barbra Streisand’a aittir. 2003 Şubat’ında Streisand, fotoğrafçı Kenneth Adelman ve çevrimiçi fotoğraf satış sitesi olan pictopia.com‘a gizliliğin ihlali gerekçesiyle 50 milyon dolarlık bir bir tazminat davası açmıştır. Davadan önce fotoğraf sadece altı kez indirilmiş, bunun ikisi ise avutkatlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Kamuya yansıyan yasal müdahale ile fotoğraf bir Internet fenomeni olmuş ve bir ayda 420.000 kez indirilmiştir. Aralık ayında ise dava kapanmıştır. Eğer, Streisand fotoğrafa bu denli ilgiyi çekmeseydi belki de fotoğraf çok daha az kişi tarafından bilinecekti. Ama onun bu hareketi ile istemeden kamuyu etkilemiş ve fotoğrafın reklamını yapmıştır. Bu, daha sonra kendi adıyla anılan paradoks olarak Streisand etkisi adıyla tarihe geçmiştir. Bununla birlikte, Streisand’ın açtığı davanın Internet ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Onun istediği, gizliliğinin ihlal edildiğini düşündüğü fotoğrafı ortadan kaldırmaktır. Öte yandan, tarihte ise çok daha önce ve aynı mantığa sahip Herostratus’un M.Ö. 356’da Artemis Tapınağı’nı yakması Streisand etkisine örnek olarak gösterilmektedir (Jansen, C., S. ve Martin, B., 2015).

Streisand etkisine ait dinamikleri daha iyi anlayabilmek için aşağıda beş önemli taktik bulunmaktadır. Bunlar:

  1. Sansürün varlığını gizlemek (sansürü sansürlemek)
  2. Sansür hedeflerini değersizleştirmek
  3. Yalan söyleyerek, başkalarını suçlayarak, tesadüfleri azaltarak sansürü tekrar yorumlamak
  4. Resmi kanalları kullanarak adaletin tecelli ettiğini göstermek
  5. Bireylerin gözünü korkutmak

Streisand etkisi, Türkiye’de de birçok sansürde gözlenmektedir. Diğer taraftan, Streisand etkisi ile Barbra Streisand’ın aksine kendi reklamını bilinçi olarak yapmaya çalışan bireyler de görülmektedir. AKP’den milletvekili aday adayı olup seçilemeyen avukat Meltem Banko, ekşi sözlük üzerinde bazı girdilere aldırdığı erişim engeli önce sözlük, daha sonrada diğer sosyal medya kanalları üzerinden kendinden bahsettirmeye başlamıştır. Kişisel eski sitesine girildiğinde aşağıdaki resimde görülen bir içerik karşılamaktadır:

mel1

Bununla birlikte, eski kişisel site olan meltembanko.com, http://www.meltembanko.av.tr adresine doğru yönlendirilememiş olmalı ki  tamamlanmamış veya düzgünce yayından kaldırılmamış sitesi hala aktiftir. Bu yüzden, her iki siteye ait iletişim bilgilerinin tutarlığı açısından aşağıda örnek olarak gösterilmiştir.

mel6

meltembanko.com whois bilgileri ise:

Domain Name: MELTEMBANKO.COM
Registry Domain ID: 1719392561_DOMAIN_COM-VRSN
Registry Registrant ID: GKG-C000034113
Registrant Name: Meltem Banko
Registrant Organization: Banko Hukuk Burosu
Registrant Street: Sezenler Caddesi No:10/12 Kat: 3
Registrant Street: Sihhiye
Registrant City: Ankara
...

Bir bilişim hukuku avukatının web sitesinde yer alan ilk bilginin Internet’ten haber kaldırma olması, 5651 sayılı kanunun ne kadar büyük bir ifade özgürlüğü düşmanı olduğunun ve kişisel reklam olarak sunulabileceğinin bir göstergesidir. Diğer taraftan, 11 Haziran’da Twitter’da yer alan uyari_var ilk olarak aşağıdaki tweeti girmiştir:

20 Haziran tarihinde ise:

girerek Meltem Banko hakkında yazılanlarla ilgili yasal işlem başlatılacağına dair bir uyarıda bulunmuştur. Bu, bir uyarıdan ziyade Twitter kullanıcılarına Meltem Banko hakkında oto-sansür uygulamaları için bir baskı aracıdır. Ayrıca, Streisand etkisini daha da çok artırabilmek için mesajın daha çok kişiye ulaşabileceği ve daha çok dikkat çekebileceği Twitter, tercih edilme sebebi olarak gözükmektedir. uyari_var hesabı, parayla satın alınmış ve muhtemelen belirli bir algoritma ile otomatik mesaj gönderen bir hesap gibi durmaktadır. Gerekçesine gelince, bu hesaba ait 24 gün öncesine ait bir tweet aşağıdadır:

mel8

2 yıl öncesine ait iki tweet ise:

mel3

Görülen o ki, bu hesap bir bireysel hesaptan zaman içerisinde bir reklam hesabına dönüşmüş, daha sonra kullanıcıları oto-sansür yapmaları için baskı uygulayabileceği bir bot halini almıştır. Dahası, uyari_var hesabı seri olarak Twitter kullanıcılarına “Avukat Meltem Banko hakkında yazdığınız hukuka aykırı iletiyi silmediğiniz takdirde hakkınızda yasal işlem başlatılacaktır!” şeklinde tweet göndermektedir.

mel4

Bununla birlikte, atılan bu tweetlerin kullanıcıların hangi tweetlerine istinaden söylendiğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Hesap, Meltem Banko ile ilgili paylaşımlarda bulunanlara veya bir havuz içerisinde toplanan hesaplara belirli bir algoritma ile bunu göndermektedir. Açıkçası, tweetlerde geçen “Meltem Banko“, uyari_var hesabını bu içeriğe sahip tweet’i gönderen kişiye otomatik cevap attığı görülmektedir. Böyle bir şeyin oluşumunun ardında yatan ise; otoriter bir rejim altında paramparça edilmiş ifade özgürlüğünün, 5651 sayılı toptan sansürcü ve baskıcı yasayla beraber kendini rejime yakın veya parçası hissedenler tarafından ucuz bir PR’a –reklam aracına– dönüştürülmesidir. Bunun için de Streisand etkisi temel alınmış, ama Streisand davasının Internet’le bir ilgisinin olmadığı da unutulmuştur. Diğer taraftan, yukarıda saymış olduğum taktiklerden bireylerin gözünü korkutmak yapılanlarla doğrudan ilişkilidir. Hesabın parodi/troll hesap olup olmadığı da kesin değildir. Elbette, bu yönde olduğu iddia edilebilir fakat, neden 2000+ RT alan bir hesap 30 günde tüm eski tweetlerini silip böyle bir bot hesabına dönüşmüştür, belki de en doğru cevabı bunun sonucu verecektir. Ancak, Streisand etkisi hesabın troll veya gerçek hesap olup olmadığından etkilenmemektedir. Dolaylı veya doğrudan bir reklam aracı olarak kullanılmaktadır.

Kötü bir sosyal medya yönetimi, ilk olarak bir hesabın geçmişe yönelik tweetlerinin silinse bile sosyal medyayı arşivleyen başka sitelerden takip edilebileceğini atlamaktır. Tıpkı, uyari_var hesabına ait olan eski tweetlerin basit bir aramayla ortaya çıkabileceği gibi. Öte yandan, bir bilişim hukuku avukatının anayasayla doğrudan çelişen (basın hürdür sansür edilemez) Internetten haber kaldırmayı bir yetenek olarak sunması, kendi adından söz ettirebilmek için basit hesapların peşinden koşabilmesi (örneğin, ekşi sözlük’te girdileri mahkeme kararı ile sildirmek), ve tüm bunları bireylerin kendilerini oto-sansüre almaları için bir baskı aracına dönüştürebilmesinin ve bireylerin gözünü korkutarak sansür yoluyla yapmasının hiçbir kabul edilebilir yanı bulunmamaktadır. Bir bilginin doğruluğu veya yanlışlığı günümüzde Internet üzerinden çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilir –bilim etiği de bunu söylerken-, ve birey kendisi hakkında ortaya atılan iftiralar için kamuoyuna duyuruda bulunabilmek veya kendi kişisel web sitesinde bu iddiaları çürütülebilmektedir. Fakat, tüm bu mantıksal yollar yerine, reklam amacıyla sansürü de kullanarak çok daha yanlış bir yol tercih edilmiştir. Meltem Banko’nun demokrasiden fersah fersah uzak ve anlamından bi’haber olduğu ortadadır. Demokrasi, fikirlerini beğenmediğin, kabul etmediğin, nefret ettiğin veya azınlıkların, zayıfların, şeytanların kendilerini en az senin kadar özgürce ifade edebilecekleri, eleştirebilecekleri –ve haber paylaşabilecekleri– bir anlayıştır.

Tüm bu analizle birlikte Streisand etkisin beş taktiği de dikkate alındığında, sansürün Türkiye’deki yaygın ve iyice yerleşmiş kullanımı, bilim etiği çerçevesinde kırılacak ve demokrasiden uzak her birey de demokrasinin ne anlama geldiğini istese de istemese de öğrenecektir.

Nabi, Z. The Anatomy of Web Censorship in Pakistan, 2013.
Das, S., ve Kramer, A. Self-Censorship on Facebook, 2013.
Jansen, C., S. ve Martin, B. The Streisand effect and censorship backfire, 2015

ISENGARD – Anadolu’da Muhafazakâr Talan ve Bilanço

Gelin Türkiye’de son on yılda gerçekleşmiş çevre ve kültür katliamlarının bilançosunu birlikte çıkartalım. Bu projenin tamamlanması için maddi desteğe ihtiyaç vardır. Maddi yardımda bulunmak için lütfen buraya tıkayın.

[youtube width=”560″ height=”315″]http://www.youtube.com/watch?v=I0h5gvNnWTE[/youtube]

T.C. Anayasası’nın 169. Maddesine göre; “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. (…) Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz.” Peki on yılı aşkın süredir yürütmenin başı olanlar, anayasayı nasıl bu kadar açık ihlal edebiliyor ya da kendilerine bu yasa dışı gücü veren kalabalıklara neyi vaat ediyor?

Dış borcumuz kalmadı palavrasını bir kenara bırakırsak her yıl katlanarak artan cari açığı kapatacak en mantıklı çözümün; üretmek olduğu apaçık ortada. Gel gelelim hükümetin pompaladığı kontrolsüz üreyin propagandası dışında tükettiğimizin yarısını dahi üretecek durumda değiliz. Öyleyse çığ gibi büyüyen cari açığı kapatmanın tek bir yolu var: satacak yeni öz kaynaklar… kamu hizmeti gören, tekel nitelikli mal ve hizmet üreten en stratejik kurumları yani telekom, tüpraş, elektrik ve doğal gaz dağıtım şirketlerini bile özelleştirip piyasaya finansman sağlayarak, ekonomik krizi öteleyen AKP hükümetinin elinde kalan son sermaye ne yazık ki; ormanlarımız.

İstanbul ormanlarını doğrudan konut projelerine açmak yasal değil ancak hükümet, sabırla bekledi ve 2003-2013 yılları arasında ihale yasasını sermayedarlarına peşkeş çekebilecek şekilde tam 29 kez değiştirdi. Sonra da cebine ateşin düşmediğini sanan ve muhafazakar gururu okşanarak dünya liderliği hezeyanı yaşattığı seçmenine çılgın
projeler denen katliamları duyurdu. Seçmen mışıl mışıl uyurken bu projelerin yapılacağı araziler, inşaat ya da emlak işiyle alakasını çözemediğimiz bisküvi üreticisi, banka ya da medya uzantıları olan holdingler tarafından köylülerin elinden yok pahasına satın alındı. Bu şirketlerin de ortak noktaları akp hükümetine olan yakınlıklarıydı.

Anadolu’nun öz kaynaklarının talan edilmesine ve bu yağmanın yaşam alanlarına uzanmasına karşı koyan yani tezgahlarına çomak sokan herkesi darbeci hatta terörist ilan eden hükümetin yatırım ve kalkınma olarak sunduğu projelerin kamu yararına çıkartılmadığı gün gibi ortada… Örneğin Üçüncü Köprü ve Kuzey Otoyolunun yapılmasına sebep
gösterilen transit geçişlerin İstanbul trafiğine olan yükü yalnızca yüzde üç… Yani İstanbul’un trafik soruna getirilecek yalnızca yüzde üçlük bir iyileştirme için şehrin alt üst olmuş doğal dengesini ayakta tutan son yeşil alan katledildi. Sadece otoban yapılabilmesi için kesilen bir buçuk milyon ağacın havadaki yüz binlerce ton tozu ve karbondioksiti tuttuğunu, devasa bir alandaki yeraltı sularını toparladığını düşünürsek Kuzey Marmara Otoyolu’nun öyle çok da uzak olmayan bir gelecekte İstanbul’a çok pahalıya patlayacağını öngörmek hiç de zor değil.

Başlangıçta sadece üçüncü köprü ve üçüncü havaalanı arasında kurulacak bir otoyol inşaatı olarak duyurulan projedeki kıyımın boyutları ortaya çıkınca tam manasıyla bir rant ve talan hareketi olduğu çok net görülmeye başlandı. Öyle ki İstanbul’un kuzeyini her iki yakada bir uçtan diğerine kesen inşaat sahası, eni 500 metre ile 1500 metre arasında değişen devasa bir yarığa dönüştü. Buraya sadece yol yapılmayacağı, ihaleler ile satışa çıkartılacağı ve yandaşlara peşkeş çekileceği haberleri ise çok gecikmedi. Henüz proje başlamadan pay edilen bölgeler bir yıl boyunca özenle ve kuralsızca ağaçlardan yavaş yavaş arındırıldı. Böylece yol inşaatının hemen yanında bulunan ve orman vasfı birer birer seyreltilerek yitiren alanların fundalık ilan edilmesi dolayısıyla ranta katılması sağlanmış oldu. Bölge köylerde yaşayan çiftçi, hayvanlarının yanlışlıkla Belgrad ormanına ya da Havaalanı inşaatı sahasına girmesi durumunda beş bin liradan başlayan cezalarla karşılaşırken, seyreltilen orman sahasına girmesi ve yıkılan ağaçları kesip toplaması yani delilleri ortadan kaldırılması serbest bırakıldı. Çok daha vahimi, inşaat alanından çıkan hafriyat kıyılara yakın yerlere taşınıp yığılarak boğaz manzaralı yapay sırtlar oluşturmak için kullanıldı. Yani hafriyat ihalesini alan holding bir yandan da lüks site ve villalar yapmak için aldığı arazilerin ederini katbekat arttırmak adına bölgenin doğal yer şeklini dahi bozdu.

Ne yazık ki bu katliamlar sadece İstanbul’la sınırlı değil. Ekonomik istikrar sağlamak adına Türkiye’nin doğal ve kültürel güzellikleri yandaş gruplara pay ediliyor. Her yeni gün, çevreye etkisi felaket düzeyinde olan HES’ler, maden sahaları, taş ocakları veya vizyonsuz yöneticilerin rant kapısı olan başka felaketler ortaya çıkıyor.

Finike’de, dünya mirası olarak kabul edilen ve koruma altında olduğu için köylü bir tek dalını kırsa hapis cezası verilen sedir ağaçları, taş ocakları tarafından göz göre göre kökünden kesilerek yok edildi. AKP hükümetlerinden evvel taş ocakları için ruhsatlar çevre yasasına bağlı olarak ÇED yönetmeliğine göre veriliyordu. Ancak 2003 ve 2007 yılları arasında mevzuatta taş ocakları sahipleri lehine yapılan değişiklikler ile taş ocağı ruhsatlarının alınması kolaylaştırıldı ve mahallinde hiçbir ciddi araştırma yapılmadan çevreye vereceği zararlar göz ardı edilerek ruhsat alan taş ocakları yani hükümetin milli servetlerden pay verdiği muhafazakar sermayedar sayısı birden arttı. Bu öyle büyük bir peşkeşti ki ruhsatlar uzun süreli verilip ocakları işletenler sahanın mevcut potansiyeline bağlanmak yerine bir iki yıllık ruhsatlarla çıkan kaliteli mermeri üstünkörü toplayarak ocakları öylece terk edebilme lüksü sundu. Bölgenin kayalık zeminde kök salması için yüzlerce yıl gereken sedir ve kızılçam ormanları katledilerek açılan ocaklardan geriyeyse daha az kıymetli mermer blokları ve kayalar kaldı. Yol yapılamayacak sırtlara verilen ruhsatlarsa yalnızca katledilmesine müsade edilen sedir ve kızılçam ormanlarına değil mermer blokların yuvarlanarak yola yakın yerlere taşınmasını sağlayan tepelerdeki ormanı da yok etti. Talan ve yıkım konusunda ustalaşmış ocaklar bununla da yetinmeyip yasak olmasına rağmen geceleri dinamit kullandı. Bu dinamitler yakın çevreye 3.6 şiddetinde bir deprem etkisi yaparken seri olarak kullanılan bu yasal olmayan yöntem yalnızca evlerde tahribata sebep olmakla kalmayıp su kaynaklarının kirlenmesine ve daha kötüsü kurumasına sebep oldu. Finike’de şu an 12 tane benzer mermer ocağı var ancak bunlar, Finike ve Antalya’nın hala iyi günleri zira geçtiğimiz ay sadece antalya’da 300 tane yeni mermer ve taş ocağı için ruhsat verildi. Binlercesi de sırada. Çünkü Türkiye ekonomisinin her geçen gün çok daha fazla sıcak paraya ihtiyacı var ve pahası ne olursa olsun devlet için en kolay nakit bulma yöntemi bu tür zenginliklerin satılması… Hem de yalnızca belli bir sermaye grubuna…

Fatsa’da yaşanan çevre katliamı ağaçların kesilmesi, yeşil alanın tahribinden çok daha ötede: Siyanürle altın aranacak bu saha göründüğü gibi tarım alanları ve yerleşim yerleriyle sınır konumunda. Yani ülkenin en çok fındık ve bal yetiştirilen şehrinden çıkan mahsülün güvenilirliğini artık rahatlıkla sorgulayabilirsiniz. Peki muhafazakar olmakla övünen ve muhafaza ettiği için oy kazanan iktidar bu madende siyanürle altın arama ruhsatını yabancı bir şirkete vererek ne gibi bir kar elde edebilir? Emin olun bu denli büyük bir yatırıma kendileri girebilecek olsa bir an durup düşünmezler ancak bunun yerine daha az riskli olan madendeki yan işleri, mesela hafriyat kaldırma, lojistik ya da tedarik işlerinin küçük muhafazakar sermayedarlara büyük paralarla ihale edilmesi garantisiyle yetiniyorlar. Yapılan öyle büyük bir ihanet ki Fatsa’nın toprağına, yeraltı sularına, havasına karışan zehir ancak yüzlerce yıl sonra arınmış olacak ve bu yalnızca yabancı sermayenin milli servete konmak adına saçtığı hem de yalnızca yandaşa saçtığı paralar karşılığında olacak.

İnsanın lanet edip gemileri yakması ve ekonomik ya da sosyal felaket kopacaksa kopsun diye isyan etmemesi için bir sebep yok gibi görünüyor ancak bu tür bir kriz ortamından etkilenmeyecek tek kesim de ne yazık ki muhafazakar görünüp muhafaza ettiği izlenimiyle siyasi ve sonradan da ekonomik statü kazananlar olacak. Çünkü son on yılda gerçekleşen talan astronomik seviyelerde… Olası bir kriz senaryosunda, bankalar kredilerin tümünü geri çağırıp borçlarını zamanında ödeyen müşterileri bile mağdur edebiliyorken yandaşlara pay edilen ihalelerdeki sözleşmeler tamamen muhafazakar sermayedarları koruyor ve kolluyor. Dev holdingler halihazırda kendilerine verilen bedelleri projenin ortasında yetersiz bulup ek bütçe talep ederken, hükümet bu külfeti halkın sırtına yüklemekte bir beis görmüyor. Yani devletin halktan kazıyarak topladıkları, yandaş sermayenin servetine dönüşüyor.

Bu belgeselde yalnızca çevre ve doğa kıyımına değil aynı zamanda kültür katliamlarına da yer vereceğiz. Ecdat ecdat diye kendini yırtanların sermaye büyütmek çabası ya da tamamen cahillikten işledikleri kültür suçlarının da ifşa edilmesi gereken yolsuzluklar olduğunu düşünüyoruz. İshak Paşa Sarayı’na yapılan saçma sapan restorasyonun vizyonsuzluktan ya da bilgisizlikten yapıldığına inanmak istesek de maliyetinin üç buçuk milyon lira olarak belirlenmesi ister istemez bir rant arayışına itiyor mantıklı düşünebilen herkesi… Zira bu maliyetle koca sarayın üzerini pimapenle kapatmak pek akıl karı görünmüyor. Yapımı 17. Yüzyıla dek uzanan ve dünyadaki ilk kalorifer sisteminin kurulduğu bina olan İshak Paşa Sarayı’nın bugünkü hali, İslam medeniyetinin öncü, yenilikçi ve incelikli bir karakterdeyken, tarih boyunca siyasi iktidarların malzemesi olup nasıl yozlaştığına dair çok net bir sonuç gibi duruyor. Her an alt katlarında bir banka şubesi ya da bim belirecekmiş gibi duran saray ne yazık ki ihtişamını yitirmekle kalmamış, yurtdışı kaynaklı mimarlık ve restorasyon dergilerinde alay konusu haline gelmiş durumda. Muhafazakar kitleleri gücendirmek istemeyiz ancak islamiyetin başına gelmiş felaketlerin neredeyse tümünü yine müslümanların kendileri yapmış. Tıpkı bu eşsiz sarayı bir restorasyon faciasına çevirmemiz yahut çeviren çapsızlara yetki vermemiz gibi.

Vahimdir ki kültür felaketlerimiz, çevre felaketlerimizden aşağı kalmıyor. Beyazıt”taki yangın kulesi de nasibini bir hayli almış. 1749 yılında yapılan kulede asılı olan çeşit çeşit antenin bir kısmı tevcihli baz istasyonu… Şehrin siluetinde yer edinmiş yapının zirvesine vakti zamanında Vedat Demircioğlu’nu anmak için kızıl bayrak çekilmiş ancak dönemin provokatif gazeteleri bu bayrağın Beyazıt Camii’ne asıldığı yönünde yalan haberler yapınca 69 Kanlı Pazar’ı için faşist motivasyonu olmuştu. Kızıl bayrağa duyulan alerji tarihi yapılara iliştirilen baz istasyonlarına duyulmuyor hatta sempatik bulunuyor olmalı ki artık bu tip çift yönlü antenleri minarelerde de bol bol görüyoruz.

Diyanet İşleri Başkanlığı, aralarında Kültür ve Turizm, Ekonomi, Kalkınma, Çevre ve Şehircilik, Dış İşleri, Sağlık ve Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlıklarının bulunduğu yedi bakanlığın tekil bütçelerinden ve Kalkınma+Ekonomi+ Çevre ve Şehircilik Bakanlıklarının bütçelerinin toplamından fazla bir bütçeye sahip. Bu akıl dışı paya rağmen camiler, vakıflar bu görüntü ve manevi kirliliğe sebep olan baz istasyonlarını minarelere astırıyorsa, ya diyanetin bütçesinden ödenek alamıyorlar ya da açgözlülükten kudurmuş durumdalar. İki ihtimal de minareleri “süngü” yapıp yola çıkanların yalnızca din bezirganı olduğuna dair kesin sonuçlar ortaya koyuyor.

Anadolu’nun yaşadığı bu talan ve haramiliğin bilançosunu daha net gözler önüne sermek için tamamı hava çekimlerinden oluşan ve 30a yakın ili kapsayan bir belgesel çekmek istiyoruz. Pahalı bir teknik olan havadan görüntüleme yöntemi maliyetli olmasına rağmen etkisi çok daha çarpıcı ve akıllarda iz bırakan kareler yakalamak konusunda gayet başarılı… Finike’deki katliamları görüntüleyip facebookta paylaşan taş ocakları il mücadele platformu sözcüsü Ali Ulvi Büyüknohutçu’ya taş ocaklarını işleten şirketlerin açtığı 100 bin liralık maddi tazminat davası gibi hukuki yaptırımları henüz hesaba katmamış olsak da bütçeyi olabildiğince kısarak hesapladık. Bu kısa başlangıç için dahi üç kez jandarma tarafından gözaltına alındığımızı da düşünürsek proje devam ederken avukat arkadaşların ayrı bir desteğine de ihtiyacımız olabilir. Yalnızca maddi destek vererek değil bu projeyi paylaşarak, sosyal mecrada dillendirerek de filmin yapımcılığından sorumlu sayılabilirsiniz. Daha çok insana ulaşabilmemiz, kısa da olsa bu başlangıçtaki görüntülerden halkı haberdar edebilmemiz için bol bol paylaşım yapmak en etkili destek olacaktır. Zorba iktidara gönül vermiş seçmeni tatlı rüyasından edebilmemiz, en azından bu akıl tutulmasını tarihe not düşebilmemiz için bağışlarınızı bekliyoruz. Desteklerinizle ortaya çıkacak bu kolektif hafıza ürünü proje tamamlandığı zaman internetten ücretsiz olarak seyredilebilecek ve devamında gelecek benzer çalışmalar için kapı aralayacaksınız. Sokaktan siyasete uzanan mücadelenin en etkili olabileceği alandayız ve organize olursak Anadolu’nun çığlığını kulaklarını tıkamış sakinlerine duyurabiliriz. Sosyal medyada dağınık fotoğraflar, iletiler, videolar halinde denk geldiğimiz kıyım zincirini derli toplu ve çok daha net gözler önüne serecek bu belgesel; bir cenneti nasıl kaybettik ya da kaybın eşiğinden nasıl geri döndürdük noktasında bir kilometre taşı olacaktır.

Gelin bir film çekelim ve bu öylesine bir film olmasın, birilerini epey huzursuz etsin; dileyelim ki bir zamanlar yeşil ve latif olan Anadolu’nun intikamına kapı aralasın…

Tails

Tails, açılımı The Amnesic Incognito Live System olan açık kaynak ve özgür yazılım işletim sistemidir. Tails açılımındaki kavramların neler olduğunu da kısaca bir incelemek sistemin neyi ifade ettiğini anlayabilmek açısından önemlidir. Kısaca:

amnesia: forgetfulness; loss of long-term memory.
Türkçesi hafıza kaybıdır. Tails’ta vurgulanmak istenen ise uzun dönemli bir hafıza kaybı olduğudur. Yani, kullandığınız bilgisayarlarda herhangi bir iz bırakmamasıdır.

incognito: (of a person) having one's true identity concealed.
Türkçesi kim olduğunu belli etmeyendir. Tails’ta vurgulanmak istenen ise bir kişinin gerçek kimliğinin gizlenmesidir. Yani, anonimlik.

Diğer bir ifadeyle Tails, canlı bir işletim sistemi olup bireyin gizliliğini ve anonimliğini, bunu aşmak isteyen saldırganlardan korumayı hedefler. Interneti herhangi bir sansüre takılmadan, gittiğiniz her yerde ve her bilgisayarda ve arkasında iz bırakmadan kullanmanızı sağlar.

Tails, tam bir işletim sistemi olup, DVD, USB, ve SD kartlara kurulabilen, bilgisayarlardaki işletim sisteminden bağımsız olarak kullanılması için tasarlanmıştır. Tails, özgür yazılımdır ve Debian GNU/Linux tabanlıdır.

Tails’ın daha iyi anlaşılabilmesi için çevrimiçi anonimliğin ve sansürlerden kurtulmanın neden önemli olduğunu tekrar ifade etmek gerekmektedir. Öncelikle, birey neden anonimliğe ihtiyaç duyar? Türkiye gibi devam etmekte olan baskıcı bir sistem içerisinde kendini özgürce ifade edecek bir alan bulunmamaktadır. Bunun nedeni baskı kelimesinin anlamında yatmaktadır. Çünkü, baskı muhalefetin kökünü kazımayı amaçlar ve bu yolda da kendine her şeyi mübah görecek sistematik bir şeydir. Siyasi ve psikolojik araçları kullanır ve kitleleri ifade özgürlüğünün dışına iter. Diğer taraftan, birey anaysal hakkı olan gizliliğinin bu baskı altında eridiğini ve kendisini birey yapan şeylerle çevrili yapay bir ada oluşturan gizliliğinin ortadan kalktığını görecektir. Bu yüzden de kendisini özgürce ifade edebilmek için anonimliği tercih edecektir. Ayrıca, baskı araçlardan bir tanesi de sansürdür. Sansür, her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim anlamına gelmektedir. Baskı için denetim her hükûmetin en sık başvurduğu yollardan biridir. Kendi çıkarları dışında kalan veya kendini eleştiren ve muhalefet eden her şeyin ifade özgürlüğünün dışına itilmesi için denetler ve sansürler.

Tails gibi işletim sistemleri ise içerdiği anonimlik araçları ile bireylerin kendilerini baskıcı yapılarda hiçbir sansür engeline takılmadan özgürce ifade edebilmelerine olanak sağlamaktadır. Tails’ın en önemli anonimlik aracı Tor’dur.

  • Tails’ın içerdiği tüm yazılımlar Internete Tor üzerinden bağlanır.
  • Eğer, bir uygulama Internete doğrudan bağlanmaya kalkarsa, bağlantı güvenlik sebebiyle otomatik olarak engellenir.

Tor (eski adıyla onion router), ilk olarak Amerikan Donanması ile beraber, devlet içi iletişimleri korumak için geliştirilmiştir. Günümüzde ise herkesin kullanabildiği (aktivist, ordu, gazeteci, kanun uygulayıcı vs.), sanal tünellerden oluşan, kişi ve grupların Internet üzerindeki gizliliklerini ve güvenliklerini sağlayan, geliştiren açık kaynak ve özgür yazlım olan bir anonimlik ağıdır.

Tor kullanarak:

  • Yerinizi belli etmeden anonim olarak çevrimiçi olabilirsiniz.
  • Sansürlenen içereklere herhangi bir engele takılmadan erişebilirsiniz.
  • Tor ağını engelleyen yapılardan köprü (bridge) kullanarak korunabilirsiniz.

Tails, özel olarak tasarlanmış olup kullanıldığı bilgisayarın harddiskini ve varsa takas (swap) alanlarını kullanmamak üzere çalışmaktadır. Tails’ın bir bilgisayar üzerinde kullandığı tek şey bellek (ram)’dir. Bilgisayarı kapattığınızda ise Tails otomatik olarak bellekteki tüm verileri geri getirilemeyecek şekilde siler ve arkasında herhangi bir iz bırakmaz. Bu yüzden, yazının başında bahsedilen “amnesic” kavramı Tails kavramlarından bir tanesidir. Fakat, Tails sihirli bir araç değildir ve çevrimiçi anonimlik gibi çok karmaşık problemler için %100 bir çözüm sunamaz. Bunun çeşitli sebepleri vardır:

  • Tor çıkış nodu ile bağlanmak istediğiniz websitesi arasındaki iletişim dinlenebilir. Bunun için HTTPS-Everywhere kullanmak veya HTTP sitelerine giriş yapmamak gerekmektedir.
  • Internet servis sağlayıları Tor kullandığını görmektedir. Bunun için köprü tercih edilebilir.
  • Bir MitM (man-in-the-middle) saldırısı kurbanı olunabilir.
  • Hem Tor ağına giden hem de Tor ağından çıkan trafiği görebilmek için tasarlanmış sistemlerde her yapılan görülebilir. İSS’nin de böyle bir çalışması olabilir.
  • Tails, belgelerini otomatik olarak şifrelemez.
  • Tails, belgelerin metadatalarını otomatik olarak silmez.
  • Tails, genel bir gözetim mekanizmasından korumaz. Örneğin, bağlanılan ağdaki tüm bilgisayarlar izleniyorsa bu bir koruma sağlamayacaktır.
  • Tails, kötü ve basit parolalarınızı güvenli hale getirmez.

Son bir kez daha belirtmek gerekirse, anonimlik ve güvenlik sadece bir araca bırakmak bireyi saldırganlardan korumayacaktır. Bu tarz araçları kullanırken ne amaçla kullandığının bilincinde olmak gerekmektedir. Çünkü, günümüz Interneti çoklu sekmelerden, her adımı şifrelenmiş ve anonimleştirilmiş yollardan akmamaktadır. Böyle bir yapı içerisinde tamamen anonim kalabilmek mümkün değildir.

Tails’i iki şekilde elde edilebilir.

  1. Doğrudan indirmek için buraya tıklayın.
  2. Torrent üzerinden indirmek için buraya tıklayın.

İmaj dosyasını çektikten sonraki en önemli adım imaj dosyasını doğrulamak olacaktır. Bu neden önemli? Eğer, bir MitM saldırısı varsa ve birey kaynak yerine aradaki saldırgandan dosyayı çektiyse, bu dosya değiştirilmiş olabilir ve kullandığında anonimlik tamamen tehlike altında olacaktır.

İlk olarak imaj dosyasının SHA256 çıktısına bakılmalıdır:
339c8712768c831e59c4b1523002b83ccb98a4fe62f6a221fee3a15e779ca65d

GNU/Linux
kame $ sha256sum tails-i386-1.4.iso

Windows
Raymond’s MD5 & SHA Checksum Utility uygulamasını indirin ve kurun. Browse diyerek tails-i386-1.4.iso dosyasını açıp yukarıdaki SHA256 çıktısı ile karşılaştırabilirsiniz.
windows-checksum-utility

İndirmiş olunan Tails imajının en önemli doğrulama adımı olan Tails imzasının kullanılmasıdır. Bütün Tails imajları Tails’e ait OpenPGP imzası ile imzalanmıştır. İmzayı indirmek için lütfen buraya tıklayın. İmza ile doğrulamak ise:

GNU/Linux
kame $ gpg --keyid-format long --verify tails-i386-1.4.iso.sig tails-i386-1.4.iso

gpg: Signature made Sun 08 Feb 2015 08:17:03 PM UTC
gpg: using RSA key 3C83DCB52F699C56
gpg: Good signature from "Tails developers (offline long-term identity key) " [unknown]
Primary key fingerprint: A490 D0F4 D311 A415 3E2B B7CA DBB8 02B2 58AC D84F
Subkey fingerprint: BA2C 222F 44AC 00ED 9899 3893 98FE C6BC 752A 3DB6

Eğer herhangi bir hata alınırsa, imajı silinmeli ve tekrar indirilmelidir.

Windows

  1. Öncelikle Gpg4win uygulamasını indirin ve kurun.
  2. Daha sonra Tails signin anahtarını indirin ve Gpg4win’e aktarın.
  3. Son olarak, indirmiş olduğunuz Tails imzası ve Tails imajını doğrulayın.

Doğrulama işlemini başarıyla tamamlandıysa artık imajı yazdırmaya geçilebilir. DVD, USB bellek veya SD kartlardan bir tanesini seçilebilir. DVD, hem ucuz hem de ele geçirilse bile virüs bulaşmayacağı ve üzerine tekrar bir şey yazılamayacağı için güvenli bir seçenektir. Fakat, hem taşınması hem de her bilgisayarda DVD sürücüsü bulunmayabileceği için bireyin insiyatifine kalmıştır. USB bellek ve SD kartlar ise taşınma ve kullanım kolaylığı açısından iyi bir esneklik sunabilmektedir fakat, saldırgan fiziksel olarak USB belleğe veya SD karta erişebilir ve içeriğini manipüle (virüs) edebilir.

GNU/Linux
USB belleğini takın ve bağlandıysa (mount) lütfen bağlantıyı kaldırın (umount). Kurulum yapacağınız bağlantı noktası çok önemli olduğu için dikkat edin yoksa kazara harddiskinizi silebilirsiniz. /dev/sd[x] USB belleğinizin bağlandığı yolu göstermektedir. Nümerik bir şey olmayacaktır; /dev/sdc1 gibi. Root olun ve:

root $ dd bs=4M if=tails-i386-1.4.iso of=/dev/sdx && sync

Bu işlem biraz vakit alacaktır. Başarıyla tamamlandığına dair çıktı ise aşağıdaki gibi olacaktır:

231+1 records in
231+1 records out
970584064 bytes transferred in 207.309208 secs (4681818 bytes/sec)

Windows
Windows’ta USB belleğe yazdırmak için Tails’ın yönergelerine buradan bakabilirsiniz.

Artık Tails kuruldu ve kullanıma hazır. Tek yapılması gereken, takılı olduğu bilgisayarı USB bellekten başlatmaktır. Bunun için taktığınız bilgisayarları yeniden başlatıp, açılış ekranında BIOS’a girerek USB belleği seçebilirsiniz.

Tails’ı USB bellekten başlattığımızda ilk olarak aşağıdaki ekran gelecektir. Enter’a basak devam edebilirsiniz. Eğer, basmazsanız 3 saniye içerisinde kendisi işletim sistemini başlatacaktır.
boot-menu-with-options

Başlatma bittiğinde karşınızda aşağıdaki karşılama ekran gelecektir. Bu karşılama ekranında alt satırda dil, ülke ve klavye seçeneklerini Türkçe olarak (veya hangi dilde kullanmak isterseniz) ayarlayabilirsiniz.
tails-greeter-welcome-to-tails

More options kutucuğunda lütfen Yes‘i seçin ve Login tuşuna basın.
3

Yukarıda gördüğünüz ekranda ilk olarak kendinize bir parola belirleyebilirsiniz. Güvenlik için parola kullanmamanızı tavsiye ederim. Yönetici hakları ile önemli ayarları istemeden değiştirebilirsiniz. Bir altta gördüğünüz Windows camouflage ise masaüstünün Windows 8’e benzemesini sağlayacaktır. Bu da kamuya açık ortamlarda dikkat çekmeden Tails kullanmanızı sağlar. Diğer seçenekleri varsayılan şekliyle olduğu gibi bırakabilirsiniz.

Screenshot from 2015-06-06 17:30:29

Internet bağlantınız Tor ağı üzerinden akmaya hazır olduğunda sağ üst köşede çıkan uyarıdaki gibi bir uyarı alacaksınız. Artık güvenli bir şekilde Tails üzerinden Internete girebiliriz. Windows tuşuna bastığınızda başlat menüsü açılacaktır. Bu menü:

5

şeklindedir. Dikkat ettiğiniz üzere hem Tor Browser hem de Unsafe Web Browser mevcuttur. Unsafe Web Browser, Tor ağını kullanmadan, doğrudan Internet bağlantınızı kullanarak websitelerine girmenizi sağlar. Bu ayrımı unutmamanız yararınıza olacaktır. Tor Browser’ı açtığınızda:

Screenshot from 2015-06-06 16:12:19

herhangi bir sansüre takılmadan, anonim olarak websitelerini görünteyebilirsiniz. Tails, Libre Office, Gimp ve Inkscape gibi grafik uygulamaları, Audacity ve Traverso gibi ses kayıt ve düzenleme uygulamaları, anlık mesaj uygulaması Pidgin‘i (OTR ayarlı), e-posta için Claws Mail‘ı, bir başka anonim ağ olan I2P‘yi, kablosuz ağlar için Aircrack-ng uygulaması, LUKS gibi disk şifreleme uygulaması ve birçok başka uygulamayı da içermektedir.

Tails üzerinden herhangi bir bulut üzerine veya herhangi bir yere dosya yüklemesi/göndermesi yapacaksanız, dosyaların Tor browser klasörü içerisinde yer alması gerekmektedir. Diğer türlü Tails dosyaların gönderilmesini engelleyecektir. Dosya gönderirken dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da metadatalarının temizlenmesidir. Metadatalar dosyalarla ilgili eşsiz veriler saklar ve bu veriler dosyanın nerede, ne zaman, kimin tarafından oluşturulduğuna dair önemli bilgiler tutabilir. Bu bilgileri Tails’ta yer alan MAT uygulaması ile silebilirsiniz.

Screenshot from 2015-06-06 16:30:17

Add ile metadalarını silmek istediğiniz dosyaları ekleyebilir be Scourge ile silebilirsiniz.

Tails kullanırken dikkat etmeniz birkaç nokta aşağıdadır:

  • Tails kullanırken gerçek kimliğinize ait hesaplara (Facebook, Gmail gibi) giriş yapmamayı tercih edin.
  • Claws Mail, Internete Tor ağı üzerinden bağlanacağı için Gmail gibi hesaplar girişi engelleyebilir ve size şifre sıfırlama gibi mesajlar gönderebilir. Gmail, Hotmail, Yahoo gibi hesaplar yerine Tor ağı dostu e-posta servisleri tercih edilmelidir.
  • Kesinlikle Flash kurulmamalıdır.
  • Adblock gibi eklentiler reklamları engellerken IP bilgisi sızdırabilir.
  • Javascript kurulmamalı ve aktif edilmemelidir.

Tails kurulum ve kullanım olarak gayet kolay bir canlı işletim sistemidir. Öte yandan, bu yazı Tails’ın içerdiği tüm uygulamalara ait detaylar içeren bir yazı değildir. Birey, Tails’ı kendi bilgisayarında deneyerek içerdiği uygulamaların neler olduğunu çok kolay bir şekilde keşfedebilir. İlerleyen süreç içerisinde de bu uygulamalara ait detayları bu yazıda bulabilirsiniz.

Son olarak, Tails, Tor, VPN, Proxy vd. sizlere %100 anonimlik sağlamayacaktır. Bunun bilincinde olmak en az bir anonimlik aracını kullanmayı bilmek kadar önemlidir.