Tag Archives: internet

Sansürün PR Çalışması: Bir Analiz

Yıllar boyunca, Internet bilgi akışını demokratikleştirmiştir. Öte yandan, paralelinde, otoriter rejimler kendi çıkarları doğrultusunda bu akışı kısmen veya tamamen sansürleyerek kısıtlamışlardır. Sansürde uygulanan kural, sistem ve kapsam ülkeden ülkeye farklılık göstermektedir (Nabi, Z., 2013). Sansür sistemleri ise baskıcı otoriter rejimlerle oto-sansürü ortaya çıkartmıştır. Oto-sansür, diğer bir ifadeyle kendi kendine sansür (self-censorship) bir bireyin kendini ifade etmekten alıkoymasına denilmektedir. Bu, yüzyüze konuşmalarda olduğu gibi sosyal medya sitelerinde de görülmektedir. Bu tarz alanlar üzerinde, oto-sansür eşsiz sebeplerden ortaya çıkabilmekte ya da sosyal medya üzerinden şiddetlenebilmektedir (Das, S. ve Kramer, A., 2013). Özellikle, Türkiye gibi seçici sansürden (düşük sayıda web sitesi ve konunun engellenmesi veya filtrelenmesi) 5651 sayılı kanun ile baskıcı sansüre evrilen bir ülkede, bireylerin herhangi bir düşünceyi hem yüz yüze hem de sosyal medya üzerinde özgürce ifade etmekten kaçınmaktadırlar. Diğer taraftan, sosyal medya üzerinde baskının şiddetlenmesi, kendini bu otoriter rejime ait hisseden bireylerin mevcut sansür kural, sistem ve kapsamlarından destek alarak keyfi yaptırımlarını da ortaya çıkartmaktadır.

Oto-sansürün daha da iyi anlaşılabilmesi için konuyla ilgili birkaç örnek verilmesi önemlidir. Sosyal medya sitesinde kendi gerçek kimliği –veya anonim- ile yer alan bir kullanıcı, kendini takip edenlerin veya bu topluluğun sosyal normlarına aykırı paylaşımlardan kaçınabilir veya spam yapmamak için bile peşpeşe bir şeyler paylaşmaktan kendini engelleyebilmektedir. Bir diğer örnek, Beykoz Ortaçeşme Bağüstü Camii İmamı Azmi Koç aracını sattığı kişiler tarafından dolandırılmış ve bir kafede arkadaşına “Beni dolandıran bu adamlar, hem hırsızlık hem dolandırıcılık yapıyor hem de elini kolunu sallayarak geziyor.” dedikten sonra aynı kafede bulunan iki kişi tarafından Cumhurbaşkanı’na hakaretten müftülüğe şikayet edilmiş ve sonra da meslekten ihraç edilmiştir. Son örnek, şiddetlenen baskının ne boyuta ulaştığını, bireylerin kamuya açık ortamlarda kendilerini ifade ederken neleri söylememeleri –sansürlemeleri- ve söylerlerse –sansürlemezlerse- başlarına neler gelebileceğinin bir örneğidir.

California Coastal Records Project, veritabanında California sahile ait binlerce fotoğraf barındıran ve ödüllü bir projedir. Bu fotoğraflardan bir tanesi de Barbra Streisand’a aittir. 2003 Şubat’ında Streisand, fotoğrafçı Kenneth Adelman ve çevrimiçi fotoğraf satış sitesi olan pictopia.com‘a gizliliğin ihlali gerekçesiyle 50 milyon dolarlık bir bir tazminat davası açmıştır. Davadan önce fotoğraf sadece altı kez indirilmiş, bunun ikisi ise avutkatlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Kamuya yansıyan yasal müdahale ile fotoğraf bir Internet fenomeni olmuş ve bir ayda 420.000 kez indirilmiştir. Aralık ayında ise dava kapanmıştır. Eğer, Streisand fotoğrafa bu denli ilgiyi çekmeseydi belki de fotoğraf çok daha az kişi tarafından bilinecekti. Ama onun bu hareketi ile istemeden kamuyu etkilemiş ve fotoğrafın reklamını yapmıştır. Bu, daha sonra kendi adıyla anılan paradoks olarak Streisand etkisi adıyla tarihe geçmiştir. Bununla birlikte, Streisand’ın açtığı davanın Internet ile herhangi bir ilişkisi bulunmamaktadır. Onun istediği, gizliliğinin ihlal edildiğini düşündüğü fotoğrafı ortadan kaldırmaktır. Öte yandan, tarihte ise çok daha önce ve aynı mantığa sahip Herostratus’un M.Ö. 356’da Artemis Tapınağı’nı yakması Streisand etkisine örnek olarak gösterilmektedir (Jansen, C., S. ve Martin, B., 2015).

Streisand etkisine ait dinamikleri daha iyi anlayabilmek için aşağıda beş önemli taktik bulunmaktadır. Bunlar:

  1. Sansürün varlığını gizlemek (sansürü sansürlemek)
  2. Sansür hedeflerini değersizleştirmek
  3. Yalan söyleyerek, başkalarını suçlayarak, tesadüfleri azaltarak sansürü tekrar yorumlamak
  4. Resmi kanalları kullanarak adaletin tecelli ettiğini göstermek
  5. Bireylerin gözünü korkutmak

Streisand etkisi, Türkiye’de de birçok sansürde gözlenmektedir. Diğer taraftan, Streisand etkisi ile Barbra Streisand’ın aksine kendi reklamını bilinçi olarak yapmaya çalışan bireyler de görülmektedir. AKP’den milletvekili aday adayı olup seçilemeyen avukat Meltem Banko, ekşi sözlük üzerinde bazı girdilere aldırdığı erişim engeli önce sözlük, daha sonrada diğer sosyal medya kanalları üzerinden kendinden bahsettirmeye başlamıştır. Kişisel eski sitesine girildiğinde aşağıdaki resimde görülen bir içerik karşılamaktadır:

mel1

Bununla birlikte, eski kişisel site olan meltembanko.com, http://www.meltembanko.av.tr adresine doğru yönlendirilememiş olmalı ki  tamamlanmamış veya düzgünce yayından kaldırılmamış sitesi hala aktiftir. Bu yüzden, her iki siteye ait iletişim bilgilerinin tutarlığı açısından aşağıda örnek olarak gösterilmiştir.

mel6

meltembanko.com whois bilgileri ise:

Domain Name: MELTEMBANKO.COM
Registry Domain ID: 1719392561_DOMAIN_COM-VRSN
Registry Registrant ID: GKG-C000034113
Registrant Name: Meltem Banko
Registrant Organization: Banko Hukuk Burosu
Registrant Street: Sezenler Caddesi No:10/12 Kat: 3
Registrant Street: Sihhiye
Registrant City: Ankara
...

Bir bilişim hukuku avukatının web sitesinde yer alan ilk bilginin Internet’ten haber kaldırma olması, 5651 sayılı kanunun ne kadar büyük bir ifade özgürlüğü düşmanı olduğunun ve kişisel reklam olarak sunulabileceğinin bir göstergesidir. Diğer taraftan, 11 Haziran’da Twitter’da yer alan uyari_var ilk olarak aşağıdaki tweeti girmiştir:

20 Haziran tarihinde ise:

girerek Meltem Banko hakkında yazılanlarla ilgili yasal işlem başlatılacağına dair bir uyarıda bulunmuştur. Bu, bir uyarıdan ziyade Twitter kullanıcılarına Meltem Banko hakkında oto-sansür uygulamaları için bir baskı aracıdır. Ayrıca, Streisand etkisini daha da çok artırabilmek için mesajın daha çok kişiye ulaşabileceği ve daha çok dikkat çekebileceği Twitter, tercih edilme sebebi olarak gözükmektedir. uyari_var hesabı, parayla satın alınmış ve muhtemelen belirli bir algoritma ile otomatik mesaj gönderen bir hesap gibi durmaktadır. Gerekçesine gelince, bu hesaba ait 24 gün öncesine ait bir tweet aşağıdadır:

mel8

2 yıl öncesine ait iki tweet ise:

mel3

Görülen o ki, bu hesap bir bireysel hesaptan zaman içerisinde bir reklam hesabına dönüşmüş, daha sonra kullanıcıları oto-sansür yapmaları için baskı uygulayabileceği bir bot halini almıştır. Dahası, uyari_var hesabı seri olarak Twitter kullanıcılarına “Avukat Meltem Banko hakkında yazdığınız hukuka aykırı iletiyi silmediğiniz takdirde hakkınızda yasal işlem başlatılacaktır!” şeklinde tweet göndermektedir.

mel4

Bununla birlikte, atılan bu tweetlerin kullanıcıların hangi tweetlerine istinaden söylendiğine dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Hesap, Meltem Banko ile ilgili paylaşımlarda bulunanlara veya bir havuz içerisinde toplanan hesaplara belirli bir algoritma ile bunu göndermektedir. Açıkçası, tweetlerde geçen “Meltem Banko“, uyari_var hesabını bu içeriğe sahip tweet’i gönderen kişiye otomatik cevap attığı görülmektedir. Böyle bir şeyin oluşumunun ardında yatan ise; otoriter bir rejim altında paramparça edilmiş ifade özgürlüğünün, 5651 sayılı toptan sansürcü ve baskıcı yasayla beraber kendini rejime yakın veya parçası hissedenler tarafından ucuz bir PR’a –reklam aracına– dönüştürülmesidir. Bunun için de Streisand etkisi temel alınmış, ama Streisand davasının Internet’le bir ilgisinin olmadığı da unutulmuştur. Diğer taraftan, yukarıda saymış olduğum taktiklerden bireylerin gözünü korkutmak yapılanlarla doğrudan ilişkilidir. Hesabın parodi/troll hesap olup olmadığı da kesin değildir. Elbette, bu yönde olduğu iddia edilebilir fakat, neden 2000+ RT alan bir hesap 30 günde tüm eski tweetlerini silip böyle bir bot hesabına dönüşmüştür, belki de en doğru cevabı bunun sonucu verecektir. Ancak, Streisand etkisi hesabın troll veya gerçek hesap olup olmadığından etkilenmemektedir. Dolaylı veya doğrudan bir reklam aracı olarak kullanılmaktadır.

Kötü bir sosyal medya yönetimi, ilk olarak bir hesabın geçmişe yönelik tweetlerinin silinse bile sosyal medyayı arşivleyen başka sitelerden takip edilebileceğini atlamaktır. Tıpkı, uyari_var hesabına ait olan eski tweetlerin basit bir aramayla ortaya çıkabileceği gibi. Öte yandan, bir bilişim hukuku avukatının anayasayla doğrudan çelişen (basın hürdür sansür edilemez) Internetten haber kaldırmayı bir yetenek olarak sunması, kendi adından söz ettirebilmek için basit hesapların peşinden koşabilmesi (örneğin, ekşi sözlük’te girdileri mahkeme kararı ile sildirmek), ve tüm bunları bireylerin kendilerini oto-sansüre almaları için bir baskı aracına dönüştürebilmesinin ve bireylerin gözünü korkutarak sansür yoluyla yapmasının hiçbir kabul edilebilir yanı bulunmamaktadır. Bir bilginin doğruluğu veya yanlışlığı günümüzde Internet üzerinden çok hızlı bir şekilde gerçekleştirilir –bilim etiği de bunu söylerken-, ve birey kendisi hakkında ortaya atılan iftiralar için kamuoyuna duyuruda bulunabilmek veya kendi kişisel web sitesinde bu iddiaları çürütülebilmektedir. Fakat, tüm bu mantıksal yollar yerine, reklam amacıyla sansürü de kullanarak çok daha yanlış bir yol tercih edilmiştir. Meltem Banko’nun demokrasiden fersah fersah uzak ve anlamından bi’haber olduğu ortadadır. Demokrasi, fikirlerini beğenmediğin, kabul etmediğin, nefret ettiğin veya azınlıkların, zayıfların, şeytanların kendilerini en az senin kadar özgürce ifade edebilecekleri, eleştirebilecekleri –ve haber paylaşabilecekleri– bir anlayıştır.

Tüm bu analizle birlikte Streisand etkisin beş taktiği de dikkate alındığında, sansürün Türkiye’deki yaygın ve iyice yerleşmiş kullanımı, bilim etiği çerçevesinde kırılacak ve demokrasiden uzak her birey de demokrasinin ne anlama geldiğini istese de istemese de öğrenecektir.

Nabi, Z. The Anatomy of Web Censorship in Pakistan, 2013.
Das, S., ve Kramer, A. Self-Censorship on Facebook, 2013.
Jansen, C., S. ve Martin, B. The Streisand effect and censorship backfire, 2015

Bindik Bir Alamete

Özlediniz mi? 4 aydır bir koşuşturmacanın içerisinde birçok şeyden, özellikle de en çok keyif aldığım yazından uzak kaldım. Dilimin bozulduğunu, gündelik yaşama kurban gittiğini düşünmeye başlıyorum. Umarım kısa sürede toparlarım. Ağustos ayından bu yana bir derleme yazısı olarak sizlere sunarım.

Adını hatırlayamadığım televizyon programlarının birinde, üniversite gençliğinin nedense köşe yazıları okumadıklarından, diğer taraftan 5 tane köşe yazarı sayın deseler bir taneyi bile zor söyleyeceklerinden dem vuran, sözüm ona biz bu yollardan geçeli çok oldu abilerin hiçbir şeyi çözümlemeyen tartışmalarından birini izliyordum. Bu program ile bir üniversite öğrencisi olarak köşe yazarı da sayamadığımı farketmiştim. Aradan geçen zaman içerisinde, köşe yazarı öğrenmek veya takip etmek için pek çaba gösterdiğim de söylenemez. Tek yaptığım, Internet üzerinde yer alan haberlere veya yazılara ulaşarak okuduklarımı doğrulamaya çalışmaktı.

Birkaç gün önce Diken‘de, Nuray Mert‘in “Muhafazakar demokratlıktan radikal İslamcılığa: Tehlikenin farkıda mısınız?yazısını okudum. AKP’nin kavgasının ne olduğuna dair yapmış olduğu ilk alıntı, Türkiye’deki muhafazakâr demokratlık modelinin, devletleşen AKP’nin otoritesini korumak ve hâkimiyet alanını toplumun her kesimi üzerine yaymak için her yolu mübah gören bir model olduğunu söylemeye çalıştığını algıladım. Mert, bunu da muhafazakâr demokratlıktan radikal İslamcılığa kayış olarak bir dönemin meşhur ve çok eleştirilen Cumhuriyet gazetesi reklamıTehlikenin farkında mısınız?” ile altını çizmiş. Benim muhafazakâr demokrat görüşüm başından beri radikal İslam’a uydurulan bir kılıftan öte olmadığı yönündeydi. Neo-Liberal AKP’nin paraya dayalı siyaset anlayışının bir yerde patlayacağına şaşırmamak gerekirdi.

Bununla birlikte, Mert, AKP’nin toplum üzerinde yarattığı baskı, korku, engelleme, ötekileştirme, yaftalama v.b. kendisine muhalif olanların sesini kesmek ve kökünü kazımak için kontrolü altında bulunan tüm kanalları kullanarak, kendini baskı altında hissetmeyen kesimlerin dahi kendilerini büyük bir kavganın içine çektiğini de özellikle belirtmiş. Benim de paralel olarak bu blog üzerinde yer alan birçok yazıda sansürün sadece belirli bir kesimi etkilemediği ve etkilemeyeceği, sansürün sistematik olarak konuyla ilgili ilgisiz herkesin ifade, Internet, düşünce, v.b. özgürlüklerine etki edeceğini vurgulamaktaydım. Nitekim, AKP’nin yeni Türkiye’si, kendi dünya görüşlerini muktedirlik ile vaki, toplumun her kesimine dayatıp, bunu kabul etmeyenleri ise sindirmek için elinden geleni yapan bir öğütücüye dönüşmüştür.

Bu öğütücüyü daha yakından tanımak için  Ağustos ayından bu yana olan süreci derlemek gerekmektedir. Konuyla ilgili olarak kronolojik derlemeyi aşağıda bulabilirsiniz:

  • Freedom House‘un Ağustos ayı sonunda yayımlamış olduğu Türkiye raporunda, Türkiye’nin Internet özgürlüğü için savaş alanı olduğunu, tüm dünyanın imreneceği bir özgürlükle veya hükûmetlerin sansür politikaları ve sonuçları açısından diğer baskıcı rejimler için de bir model olabileceğini belirtmektedir.
  •  Reyan Tuvi’nin “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” isimli belgeseli Altın Portakal Film Festivali programından çıkarılarak hem sinemaseverlerin hem de yapımcıların ifade özgürlüğü engellenmiş oldu. Dahası, yoğun tepkilerden sonra belgesel yarışması Altın Portakal’da iptal edildi.
  • CNN Türk‘te Dünya’nın 1001 hali isimli programda Peter Paul Rubens‘in 3 Güzeller isimli tablosu sansürlenerek gösterildi.
  • Shakespeare’nin en sevilen eserlerinden biri olan ve bolca iktidar eleştirisi içeren Macbeth, Kültür Bakanlığı yetkililerinin beğenmemesi üzerine programdan kaldırıldı.
  • TTNET, hiçbir yasal bildirim olmadan Wikipedia Türkiye‘deki “vajina, insan penisi, testis torbası, kadın üreme organları” maddelerine erişimi engelledi. Neyse ki kütüphanemizi süsleyen eski ansiklopedilerdeki benzer makaleleri yırtın emri henüz tarafımıza ulaşmadı.
  • DYO resim yarışmasında sergilenme hakkı kazanan Metin Çelik’in Çilek Seven Kadın tablosu İBB’ye ait Cemal Reşit Rey Konser Salonu’ndaki sergi açılışına nü resimlere izin verilmemesi gerekçe gösterilerek dahil edilmedi.
  • Yalan hikayesine dönüşen Biden özür diledi mi dilemedi mi‘den sonra Biden ve Erdoğan’ın İstanbul görüşmesinde gazetecilere soru sorma yasağı getirildi. Basın hür değildir ve sansür edilebilir (Yeni Türkiye Cumhuriyeti Anayasası).
  • 17 Aralık 2014 ile patlak veren yolsuzluk soruşturmalarında 4 eski bakan, Egemen Bağış (Bakara makara kukara fukara.), Muammer Güler (Kaç paran var oğlum?), Zafer Çağlayan (Aslında o kadar da pahalı bir saat değil.) ve Erdoğan Bayraktar (Ben yapmadım Erdoğan yaptırdı.) ile ilgili olan haberlere yayın yasağı getirildi.
  • Uluslararası Basın Enstitüsü, yolsuzluk haberlerine getirilen yayın yasağı için hukuka olan inancın zayıflayacağı ve eşi benzeri görülmemiş bir sansür olduğu yönünde bildirimde bulunmaktadır. Hukuka olan inançtan söz etmek için hukuktan da söz etmek gereklidir. Fakat, Türkiye’de hukuk denildiğinde insanı bir gülme tutuyor.
  • Freedom House son raporunda Türkiye’nin bir önceki yıla göre Internet özgürlüğü konusunda Uganda’nın gerisinde kaldığını belirtmektedir. Aklınızda sakın Uganda’nın çok kötü, Türkiye’nin ondan bile kötü olduğu fikri oluşmasın. Bazen haber başlıkları kasıtlı olarak dikkat çekmesi amacıyla böyle giriliyor. Türkiye de en az Uganda kadar kötü bir ülkedir.

Son olarak, yeni Türkiye’de bindik bir alamate, gidiyoruz kıyamete. İyimserliği bir kenara bırakmanın vakti de çoktan geçti. AKP’nin yeni Türkiye’sinde anayasal hak olarak tanınmış özgürlüklerin devleti hiçbir bağlayıcılığı içermediğini defalarca gördük. Leviathan misali, hiç durmadan ve dört bir yanımızı saran yasaklar ile oluşturulan büyük baskı havası, toplumun sadece muhalif kesimini değil, aslında tüm kesimleri derinlemesine etkilemekte ve toplum içerisindeki kutuplaşmanın ve nefretin de katlanmasına neden olmaktadır. Bunlar sadece benim çıkarımlarım değil. Hemen herkesin her gün deneyimlediği ve içten içe dillendirdiği şeylerdir. Alametimiz büyük, gelecek kıyamet ise çok daha büyük olacak.

Tor Bir Öcü Mü?

Gelen yorumlardan sonra bu yazıyı yazmak şart oldu. Tor bir öcü mü, anonimlik nedir bir bakalım.

Anonimlik nedir? Anonimlik, özne setleri (anonimlik seti) içinde kimliğin saptanamaz olma durumuna denir. Bu tanım ilk olarak 2000 yılında Pfitzmann ve Hansen tarafından yapılmış ve Anonim literatürü genelinde kabul edilmiştir. Pfitzmann-Hansen için anonimlik, bir öznenin başka özneler (bir düşman, rakip, saldırgan) tarafından farkedilmeden anonim olarak işlemine devam etmesidir. Anonimliğin bu tanımı, ayrıca, düşmanların (rakiplerin, saldırganların) anonim özneler hakkında bilgi edinmeye çalışması olasılığını da ortaya çıkartmaktadır. Anonimlik düzeyi ölçülebilir. Burada çok teknik detaya girmeyeceğim ama kısaca şunun iyi kavranması gerekli; Anonimlik kişisel tehlike modellerine dayanır. Kimsiniz, kimden gizleniyorsunuz? Neden ve ne tür bir risk alıyorsunuz? Bunun cevabını verecek olan da anonim olmak isteyen öznedir. Her öznenin farklı yöntemleri, aldığı farklı riskler vardır ve kısaca herbiri eşsizdir.

Anonimliğe kısa bir giriş yaptıktan sonra konuya Tor açısından bakalım. Tor, misyon olarak devam etmekte olan ifade özgürlüğü, çevrimiçi gizlilik hakları ve sansür alanlarında,  teknoloji, müdafa, araştırma ve eğitim için küresel bir kaynak olmayı hedeflemektedir. Sizlere belirli bir düzey anonimlik sağlar, çeşitli riskler içerir (mitm, dinleme vs.) ve bunu da olabildiğince güvenli ve gereksiz işlem yükü bindirmeden yapar. Büyük medya organizasyonları tarafından (özellikle yabancı) çok farklı şekillerde, özellikle çocuk pornosu, uyuşturucu, terörizme aracı gibi tanıtılmaktadır. Tor’u duyan kişiler genellikle bunu kullananlardan, konferanslardan, kendi websitesinden öğrenmediği ve genellikle bu medya organizasyonların yaptığı haberler ve yazdığı makalelerden öğrendiği için kafalarda çok farklı bir algı oluşmaktadır. Tor, bu “kötü” şeyler için yapılmış, yasa dışılığı savunan bir araç değildir. Fakat, bilinen şudur; evet birileri Tor’u kullanarak yasa dışı aktivitelerde bulunmaktadır.

Yasa dışı aktivitelere gelelim. Kötü bireyler, kötü bireylerdir. Tor olsun veya olmasın, zaten kötü bir şeyler yapmışlardır, yapıyorlardır veya yapacaklardır. Kaldı ki Tor’un sağlayacağı anonimlikten çok daha fazla seçeneğe sahiptirler. Bunun için büyük miktarlada para harcayabilirler, farklı ülkelerdeki bilgisayarları hackleyerek kötüye kullanabilirler vs. Fakat, parası olmayan, normal bir bireyin anonimlik için, ifade özgürlüğü için, sansürü aşabilmek için çok fazla bir alternatifi yoktur. Teoride suçluların Tor kullandığı söylenebilir, fakat daha fazla ve daha iyi seçeneklere sahiptirler. Tor’un olması veya olmaması onları kötü işler yapmaya devam etmekten alıkoymayacaktır.

Şimdi bir elimizde (Suriye’de Tor ile rejime yakalanmadan ailesi ile iletişim kuran bir kız olayı var.) ifade özgürlüğü kısıtlanmış, baskıcı bir ülkede, sansürden erişilemeyen sitelerde dünyaya sesini duyurmak isteyen bir birey var. Diğer elimizde de bu kötü bireylerden biri var. Soru şu; biz bu ikisini nasıl dengeleyeceğiz? Bu iki duruma nasıl bir değer vereceğiz? Bu durumları nasıl değerlendireceğiz? Baskıcı ülkede yaşayan bireyle, kötü işler yapan bireye nasıl bir değer atayacağız? Bunların hangisinin daha önemli olduğuna nasıl karar vereceğiz? Cevabı kısaca şudur; bu seçimi yapmak kimseye düşmez. Baskıcı ülkede yaşayan kişinin elinden böyle bir seçeneği alırsanız kendini özgürce ifade edemeyecek, özgür bilgiye ulaşamayacak ve hatta öldürülebilecektir. Fakat kötü bireyin elinden Tor alınırsa, kötülük yapabilmek için farklı birçok yönteme başvuracaktır. Kaldı ki, normal bireyler, yani bizlerin Tor dışında çok fazla alternatifi yoktur.

Bununla birlikte, bir analiz için kurulan Exit Relay’e ait Tor trafiğinin %3’ünde “kötü” aktiviteye rastlanmıştır. Medyanın Tor’u nasıl öcü gibi gösterdiğine gelelim. BBC, Tor ve Silkroad ile nasıl uyuşturucu alınacağına dair bir makale yazıyor. İşin enteresan tarafı Tor geliştiricilerinin hiçbiri böyle bir şeyi savunmamasına rağmen makale Tor’un yasa dışı işler için kullanılan bir araç gibi göstermekte. Makalenin yorum kısmında ziyaretçilerden gelen “artık sayenizde öldürülmeden uyuşturucu alacağım” diyen teşekkür mesajları ile bir patlama yaşanıyor. Bu makalenin devamında gelen yeni BBC makalesinde ise uyuşturucu aldıklarını ve çok iyi olduğunu söylüyorlar. Burada amaç Tor’u bir öcü göstermenin ve yapmaya çalıştığını yıkmanın yanında daha fazla tıklama ve daha fazla gelir için makale yazmak da denilebilir.

Yazı ek olarak kısaca Tor kullanıcılarının bilmesi gereken basit bir terminolojiden bahsedeyim:

Web: The World Wide Web. Tarayıcı ile erişilebilen, Internetin parçasıdır.
Deep Web: Bilgisi hiçbir arama motoru tarafından kaydedilmemiştir. Bu bilgi veritabanlarında tutulan veya yapılan istek sonrası oluşturulan sayfaları da kapsamaktadır.
Dark Web: Web’in herkerse açık Internet tarafından kolayca erişilemeyen, erişilmek için özel araçlara ihtiyaç duyulan kısmı. Tor ağı için Hidden Service, I2P ağı için eepsites.
Herkese Açık Internet: Herkesin kullanıma açık olan, devletler ve İSS’ler tarafından filtrelenen ve sansürlenen Internet.
Özel Ağ: Belirli bir amaç için oluşuturulan bilgisayar ağı.

Son olarak sıkça yapılan yanlış önerilerden bahsedeyim. Tor tarayıcısı nasıl geliyorsa, geldiği gibi kalmalı (fingerprint ne kadar önemli kötü yollardan deneyimlemeyin). Eklenti kurmayın, bir örnek isterseniz Adblock. Reklamları engellerken Tor’un gerçek IP’yi sızdırdığı farkedilmiştir ve bu yüzden kurulması tavsiye edilmiyor. Bir diğeri Adobe Flash. Bilgisayarınızda Adobe Flash eklentisi olsa dahi Tor tarayıcısında bunu aktif etmeyin. Son olarak Java. Tor tarayıcıda gördüğünüz üzere NoScript eklentisi mevcut. Eğer güvendiğiniz bir site değilse scriptlere izin vermeyin.

Haklarım, Hakların, Hakları

Abdullah Gül önüne konan Internet düzenlemesini “bir iki husus vardı onlar da giderilecek” yaklaşımıyla onayladı. Bir iki husus kısmını saymazsak benim beklentim de onaylayacağı yönündeydi. Bazen insan bir şeyin olcağını bildiği halde kendini aksine inandırır. Ben bunu yapmayı çok önceden bırakmıştım.

Abdullah Gül tarafından dün onaylanan sansürcü, toptan gözetimci, fişlemeci Internet düzenlemesi muktedirin çıkarları için geriye kalan herkesin gizliliğine vurulmuş bir darbedir. Fakat, gizlilik bir insan hakkıdır. Açık toplumlar için bir gerekliliktir. Gizlilik hakkı, bizi biz yapan şeylerle çevrili, bize ait bir alana sahip olma hakkıdır. Sadece biz bu alanda kimlerin olacağını ve paylaşmak istediğimiz şeylerin kapsamını, niyetini ve zamanlamasını kontrol etmeye sahibiz. Gizlilik hakkı, insani gelişme için bir araçtır, kişinin bireysel kimliğini inşaa eder, kendini tanımasına yardımcı olur, yaratcılık ve öğrenme için gereklidir. Ayrıca, insanoğlunun otonomisini korumak anlamına da gelir.

Madde 20 – Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.*

Gizlilik hakkı bizlere yapay bir ada oluşturur. Bu ada fiziksel veya sanal olsun, bizler burada bir üçüncü gözün gözetimi altında kalmadan, herhangi bir sosyal baskıya uğramadan ve yaptığımız eylemlerin sorumluluğunu üstlenmeye zorlanmadan deneyler ve hatalar yapabiliriz. Kendimize ait yalnız kalabileceğimiz bir alana sahip olamazsak kendimiz için neyin doğru veya yanlış olduğuna bağımsız bir şekilde karar veremez, gerçek anlamda otonom insanlar olamayız. Bununla birlikte, gizlilik hakkı insanların fiziksel ve akıl sağlıklarını korumalarına yardımcı olur. Çünkü, oluşturulan bu yapay adalar insanların yüzyüze gelmek istemediği kişilere sahip değildir. Kişinin oynaması gereken sosyal rollere bu adada gerek yoktur. İnsan bu alanda tamamen kendisiyle veya sadece orada olmasını istedikleriyle başbaşa kalabilir.

Madde 22 – Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.*

Madde 24 – Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.*

Bir demokrasideki en hassas konulardan biri de ifade özgürlüğüdür. Bireyin kendini tanıması için ifade özgürlüğü olmazsa olmazdır, ifade özgürlüğü bir doğru arayışıdır. Öncelikle, düşünce bir kişi, olay vs. hakkında görüş sahibi olmak ve zihinsel hüküm kurmaktır. Zihinsel hüküm şunu söyler; bu süreç bireyin kendi iç dünyasındadır ve başkası tarafından bilinemez. Düşünceler ise yazıyla, sözle, resimle, fotoğrafla, video vd. ile yansıtılır. Özgürce düşünemeyen, düşüncelerine ait içeriklerin sansürlendiği bir ortamda birey bunun bir sonucu olarak kendini özgürce ifade edemez. Gizliliğin olmadığı, sansürün ve gözetlemenin olduğu bir yerde bizler daha farklı davranmaya başlar, daha resmi bir tavır takınır, dürüstlüğümüzden ödün verir ve ayıplanma, dışlanma, fişlenme vs. korkuları yüzünden kendimizi özgürce ifade edemeyiz. Ek olarak, kendimizi özgürce ifade edemediğimiz bir yerde inanç özgürlüğünden söz edilemez. Ayrıca, ifade özgürlüğünün zarar görmesi araştırma özgürlüğünü olumsuz yönde etkiler. Çünkü ifade özgürlüğünün engellenmesi açık bilgi akışını etkileyecek ve böylece planlı ve sistemli olarak toplanan veriler, yapılan analizler, yorumlar, değerlendirilmeler bundan dolayı zarar görecektir.

Madde 26 – Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.*

Madde 27 – Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.*

Tüm bunların karşısında artık bazı alışkanlıklarımızı da değiştirmek zorundayız. Kapalı kaynak, bilim etiğinden yoksun, arka kapılara sahip herhangi bir yazılımın ve donanımın kullanılmasına karşı çıkmak gereklidir. Sırf alışkanlık diyerek GNU/Linux görmezden gelinmemelidir. Elbette, kullandığınız veya işiniz için gerekli olan her uygulamayı bulamayabilirsiniz. Fakat, gündelik kullanımınızda hiçbir eksiği yoktur. Hatta işiniz için benzer uygulamalara bile sahip olabilmektedir. Diğer yandan, kriptografi artık olmazsa olmazdır. Birine bir şeyler söylemek veya göndermek isteniyorsa ve bu Internetin gözetlendiği, sansürlendiği, insanların fişlendiği bir ortamda yapılıyorsa bunu şifreleyerek yapmak, anonim, otonom servisler, dijital para (btc vd.) sistemleri kullanmak ve bunları desteklemek gerekmektedir.

Ayrıca, yukarıda bahsettiğim haklarımı hiçbir hükümet, parti, şirket ya da büyük ve yüzsüz örgütlerin savunmasını istemiyorum. Benim adıma konuşmaları, haklarımı savunuyor gibi yapmaları, sanki benimle birlikte aynı mücadeleyi veriyormuş gibi görünmeleri sadece kendi çıkarları içindir. Amaçları benim gizliliğime değer vermek ve bunun için mücadele etmekten çok sahip olduğum bilgiyi elde etmek ve onu kontrol etmektir. Ben bunun bir parçası veya aracı olmak istemiyorum. Bununla birlikte, yalanın doğru, doğrunun ise yalan olduğu şu dönemde bir insan dürüstlükten asla vazgeçmemelidir. Okurken denk gelmiş veya bir yerlerden duymuşsunuzdur; bütün insanlar yalancıdır. Fakat, ben buna inanmıyorum. Tıpkı saydığım haklar gibi dürüstlük de benim için önemlidir. Bir insan dürüst olmadıktan sonra tüm bu haksızlıklara karşı nasıl bir fark yaratabilir ki? Şunu da bir kez daha yinelemek zorudayım. Empati yapmalıyız. Empati yapmayı öğrenmeliyiz. Sizi etkilemediğini düşündüğünüz durumlarda bile, sansüre, fişlemeye, gözetime vd.lerine hangi dilden, dinden, etnik kimlikten vs. maruz kalan olursa olsun bu haksızlıklara karşı mücadele etmek gerekir. Empati ve dürüstlük bunu gerektirir.

Madde 28 – Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.*

Son olarak, bunu okuyanlara da bir mesajım var. Yazıyı okurken benim ruhsal dalgalanmalarımı hissedebilirsiniz. Bunu yazıyı da nasıl algılarsanız algılayın. Bir manifesto veya sıradan bir yazı. Fakat devamlı olarak; ben, benim için, bence desem de bu yazı ancak sizlerle birlikte bir fark yaratabilir ve sadece sizlerle bir anlam kazanabilir. Sadece devamlı olarak gördüğünüz “Internet yasaklarını aşın“, “sansürden korunma rehberleri“, “şunu kullanın sansürü aşın” ile değil, sizlerin sansüre, fişlemeye, gözetime her ne ve kime yapılırsa yapılsın karşı çıkarak başa çıkabileceğinizi unutmayın. Ben böyle olduğunu düşünüyorum.

* Türkiye Cumhuriyeti Anayasası

Girift Haklar

Gizlilik hakkı birçok hakla girift haldedir. Bu hakkı ihlal etmek ya da birilerinin çıkarları için kullanmak veya sadece muktedire hizmet etmesi diğer hakların da doğrudan etkileneceği anlamına gelir. Bir inceleme yazısı olarak eleştirilerinizi bekler.

Girift: Birbirinin içine girip karışmış, girişik, çapraşık.

Önce gizlilik hakkının bize ne ifade etmesi gerektiğine bir bakalım ve kısaca tanımlayalım:

Gizlilik hakkı, bizi biz yapan şeylerin tümünü içeren, örneğin bedenimiz, evimiz, mülkiyetimiz, düşüncelerimiz, duygularımız, gizlerimiz ve kimliğimiz gibi, bizi çevreleyen bir alana sahip olma hakkıdır. Gizlilik hakkı, bizlere, bu alandaki parçalara kimlerin erişip erişemeyeceğini, ve açığa çıkarmak istediğimiz parçaların kapsamını, niyetini ve zamanlamasını kontrol etme yeteneği verir.

Tanımda da görüldüğü üzere gizlilik bizi biz yapan değerlerin tümünü içeren bir yapıya sahiptir. Gizlilik açık toplumlar için bir gerekliliktir. Gizlilik, gizli kapaklı işler yapmak ya da “saklanmak” değildir.  En önemli noktası ise kişi eğer kimliğini açıklamak istiyorsa “kendi” açıklar, açıklayacağı kişileri ve zamanını kendi seçer. Genelden özele doğru gideceksek eğer gizlilik hakkından özel hayata doğru bir yol izlemek daha uygun gözükmekte. Fakat, aynı yöntemle özel hayattan gizliliğe doğru da alternatif bir yol izlenebilir. Seçimini ilk söylediğim yol üzerinden yapacağım.

Açık toplum, devletin şeffaf, bürokrasiden uzak, toleranslı olduğu, sırrını halkından gizlemediği, otoriterlik karşıtı bir yapıyı ifade eder. Açık toplum için o toplumda ifade özgürlüğünün olması şarttır. İfade özgürlüğü bireyin düşüncelerini açıklamasıdır. Düşünce ise bir kişi, olay vs. hakkında görüş sahibi olmak, zihinsel hüküm kurmak, değerlendirmek ve yorumda bulunmaktır. Bunu ise yazıyla, sözle, resimle, fotoğrafla, video vs. ile yansıtmasıdır. Zihinsel hüküm şunu söyler; bu süreç bireyin kendi iç dünyasındadır, başkası tarafından bilinemez. Birey özgür olarak düşünemiyorsa, kendini özgürce ifade edemez. Ayrıca, düşüncenin oluşabilmesi için birey kaynaklara özgürce ulaşabilmeli, erişmek istediği bilgileri özgürce seçebilmelidir.

Şimdi gizlilik hakkının ihlal edildiğini düşünün. Örneğin, iletişim sürecinde herhangi bir mekanizma tarafından (dinleme vd. yollarla) kişisel kimliğiniz ve mesaj içeriğiniz ifşa edildi. İletişim süreci içerisinde kendinizi özgürce ifade ettiğinizi düşünmekteydiniz. Yazılı veya sözlü, nasıl olduğunun çok bir önemi yok. Sonuçta, gizliliğinizle birlikte iletişim özgürlüğünüz ihlal ve ifşa edildi. Böylece ifade özgürlüğünüz darbe yemiş oldu. Bu ihlalden dolayı artık kendinizi rahatça ifade edemeyecek, düşüncelerinizi “kimliğim ifşa edilirse” korkusu yüzünden açıklayamayacak, daha farklı davranacak, dürüstlüğünüzden ödün vermeye başlayacaksınız.

Gizlilik ihlali = İletişim gizliliği ihlali -> Düşünce özgürlüğü ihlali -> İfade özgürlüğü ihlali

Dijital bir çağda yaşıyoruz. Kendimizi en çok ifade ettiğimiz yerlerden biri Internet. Yazılı, sözlü, görsel, işitsel, her türlü ifade şeklini rahatça yapabilmekteyiz. Sadece biz değil, basından, partilere aklınıza gelebilecek herkes, her oluşum kendini Internet’te ifade etmekte. Internet’te yapılacak herhangi bir sansür doğrudan ifade özürlüğünü kısıtlar. Çünkü, Internet özgürlüğü ifade özgürlüğünün koruyucusudur. Eğer herhangi bir sitede kendini ifade edenlerin kimlikleri ifşa edilirse, site sansürlenir olmadı içerikler kaldırılmaya zorlanırsa, ifade özgürlüğünü de sansürlemiş olur zıt düşünceleri ortadan kaldırılmış olur. Devletin buradaki rolü kendi koyduğu normlara uygun düşmemeyi güvence altına almaktır, engellemek değil. Devlet eğer bir sınırlama yapacaksa uluslararası sözleşmelerle çizilmiş meşru sınırları dikkate almalı. Kısaca bir örnek verirsem, müslüman iktidar  için ateist içerikler sansürlenemez.

Gizlilik ihlali = Internet sansürü -> Düşünce özgürlüğü ihlali -> İfade özgürlüğü ihlali

Birey ev, aile ve özel hayatında gizlilik hakkına sahiptir. Bunun nasıl ifşa edildiğinin -bence- bir önemi yok. Seks kasedi, bireyin özel hayatına dair ses kayıtları, görseller vs. Bunu sadece ahlaksızlık ya da  “sevişiyorlarsa bizi ilgilendirmez” diye kestirip atmak büyük resmi görmemizi engeller. Özel hayatı ifşa olan (sadece özel hayat değil elbette) birey kendini ister istemez bireysel-sansüre alır. Sadece hareketlerini değil düşüncelerini de sansürler. Düşüncelerini sansürleyen birey, ifade özgürlüğünü de kısıtlar. Görebildiğiniz üzere bir gizlilik ihlali yapıldığı zaman diğer hakların nasıl etkilendiği çorap söküğü gibi gelmekte.

Gizlilik ihlali = Özel hayatın ifşası -> Bireysel-sansür -> Düşünce özgürlüğü sansürü -> İfade özgürlüğü sansürü

Bireyin nereye gittiğinin ve nasıl gittiğinin fişlendiğini THY’nın kendisiyle uçanları MIT ile fişlediklerinden öğrenmiştir. Birey, seyahat özgürlüğüne sahiptir. Anayasal bir hak olarak birey yaşadığı ülke içinde özgürce dolaşabilir ya da oturma izni alabilir. Bireyin nereye ne zaman gittiğini sadece kullandığı şirket bilmelidir. Bunun ifşa edilmesi ya da üçücü şahıslarla paylaşılması dahi düşünülemez.

Gizlilik ihlali = Seyahat özgürlüğü ihlali (ifşası, paylaşılması)

Örnekler çoğaltılabilir, hak ve özgürlükler kapsamında daha da ilerlenebilir. Görüldüğü üzere bu hakların hepsi girifttir. Birini ihlal ettiğiniz zaman ya bu süreç içerisinde ya da sonrasında diğer hakları da ihlal etmiş oluyorsunuz. O yüzden sürekli vurguladığım şey şu; bir hakkın eksik, kusurlu, muktedirin çıkarlarını korumaya yönelik ya da kontrolü altında olması diğer hakların da bundan etkileneceği ve eksik, kusurlu veya doğrudan muktedirin çıkarlarını koruyacağı ya da kontrolü altında kalabileceğidir. İhlal edilen sadece sizin hakkınız değil, herkesin hakkıdır.

Birinin düşüncelerine katılın veya katılmayın ama onun bunları özgürce söylebilmesi için çaba sarfetmeniz ve bunun için çalışmanız gerekmektedir.