Mobilizasyona Karşı Sansür ve Türkiye

Ülke genelinde gözetim ve sansür yapılan Libya, Mısır ve Suriye gibi, Arap Baharı ile özellikle siyasi olarak motive olmuş ülkelerde İnternet’in rolü, nüfusun kontrolünü sağlayan ve mobilizasyonu engelleyen bir araç olarak ifade edilmektedir. Ülke çapında yaşanan trajediler dışarıdan rahatça gözlemlenebilirken, ülke içindeki gözetim ve sansürde uygulanan daha gizli yöntemler ülkelerin sansür konusunda seçici-transparan olmalarından dolayı (örneğin, ülke içinde basına baskı uygulayıp, dışarıda “basın özgür” demeleri) ve dünya çapındaki ağların mevcut durumundan dolayı daha zor gözlemlenebilir.

Bu çalışma, Türkiye’de yaşanan gelişmeler ışığında sansürün stratejik adımlarla nasıl uygulanabileceği, ve basit bir ‘karartma’dan ziyade neye karşı kullanılabileceğini genel hatlarıyla ifade etmektedir.

Çalışmanın daha çok anlam kazanabilmesi için, Çin’de uygulanan sansür hakkındaki bir akademik çalışmadan faydalanılmıştır; Türkiye için yapılacak ayrıntılı bir araştırma için, o örnek çalışmadaki gibi daha özel girdilerin toplanması ve analiz edilmesi gerekmektedir.

Çin’de yapılan bir akademik çalışmada (King, Pan ve Roberts, 2012) 85 farklı konu hakkında yaklaşık 1400 sosyal medya sitesinden toplanan milyonlarca girdi bilgisayar destekli metin analiz sistemleri ile analiz edilmiştir. Bu analize göre, Çin hükûmeti negatif yorumları ve hatta hükûmete, siyasilere ve politikalara ağır eleştiriler yönelten içerikleri sansürlememekte, fakat içerikten bağımsız olarak, toplumu mobilize eden veya gelecekte etmesi muhtemel durumları seçerek sansürlemektedir. Çin hükûmetinin seçici sansürü ve filtre sisteminin, toplumu bir araya getirecek toplumsal aktiviteleri engellemeye yönelik olduğu ifade edilmiştir.

İlk olarak, mobilizasyonla kast edilenin ne olduğunun daha iyi anlaşılabilmesi için sansür çerçevesinde tanımı yapılmalıdır. Sansür açısından mobilizasyon, bireylerin herhangi bir görüş, parti, dernek vb. topluluklar haricinde, bir olay karşısında bir araya gelerek potansiyel toplumsal bir hareket ve tepki haline dönüşmelerini ifade etmektedir. Bu bakış açısıyla mobilizasyon, birçok bireyin sosyal medya üzerinde aynı konularda iletişim kurmaları ve bilgi akışı içine dahil olmaları, henüz toplumsal bir hareket haline dönüşmese dahi, ileride dönüşebilecek olmasını da belirtmektedir.

Tüm bunlar dikkate alındığında genel anlamıyla İnternet, sadece çevrimiçi politik bir iletişim aracı değil, aynı zamanda açık bilgi akışı ile sınırlar ötesi akademik tartışmalar için de bir aracıdır. Ayrıca, bu teknoloji bazı ülkelerde demokratikleşmenin yolunu açarken bazı ülkelerde (özellikle otoriter rejimlerde veya otoriter rejime kayan ülkelerde) de monopoli oluşturmuştur. İnternet, tüm bunların ortasında, kendi akademik ajandası olan, küresel ve kolay erişime sahip bir teknolojidir. Bununla birlikte, birkaç özel mülkiyet alanında veya devlete ait devasa iletişim kanallarında sesini duyuramayan bireylerin susturulamayan sesidir. Böyle bir ses karşısında iktidar sahipleri, vatandaşların sesini susturabilmek ve toplumsal duyguları harekete geçirebilecek herhangi bir olay karşısında mobilize olmalarını engellemek için stratejik adımlarla sansür yolunu tercih etmektedir.

Sansür için uygulanan genel stratejik adımlar şunları içermektedir (Shadmehr ve Bernhardt, 2013):

  1. Sansür için strateji oluşturabileceği bir sansür yasası hazırlamak. (örnek, Türkiye’de 5651 sayılı kanun)
  2. Stratejiye uygun olarak sansür maliyetlerini artıracak iletişim teknolojilerine yönelmek. (örnek, Erişim Sağlayıcıları Birliği, otonom veya omurgaya eklenen/eklenmesi planlanan donanımlar)
  3. Elinin altında bulundurduğu iletişim kanalları ile hakkındaki olumsuz iddiaları veya toplumsal duyguları harekete geçirecek olayları hasır altı etmek/sansürlemek. (örnek, TRT ve havuz medyası)

Otoriter rejimlerde iktidar sahipleri, ellerindeki güç ile vatandaşları mobilize edebilecek bilgi akışını kontrol etmek istemektedirler. Çünkü, bir içeriğin yayımlanmasının yaratabileceği mobilizasyon etkisi, o içeriğe getirelecek sansür (yayın yasağı) ile minimize edilmektedir. Böylece, sansürlenmeyen bir içeriğin yaratabileceği büyük çaplı bir etki, daha az bir tepki çekecek doğrudan sansür yolu ile azaltılmaktadır. Böylece, sansürün maliyeti azaltılan toplumsal tepkiye eşit olur. Birçok birey, bilgi akışı kesildiğinde kötü olan değil kötü olabilecek haberlerin gizlendiğini düşünür. Bu şekilde boşluğa düşen birey, toplumsal bir tepkiye dönüşmekten hızla uzaklaşır.

Türkiye’de normal şartlarda mobilizasyon etkisi yaratacak yaşanmış olayları ve iktidarın sansür önlemlerine dair kronolojik bir sıralama aşağıdaki gibidir:

28 Aralık 2011 Roboski katliamı:

  • Yazılı ve görsel medya ile İnternet üzerine getirilen yayın yasağı
  • Fırat Haber Ajansı, Roj TV, Amed Haber Ajansı, Ajansa Kurdi gibi bağımsız Kürt haber sitelerinin sansürlenmesi

11 Mayıs 2013 Reyhanlı bombalı saldırısı:

  • Yazılı ve görsel medya ile İnternet üzerine getirilen yayın yasağı
  • Ktunnel, Vtunnel gibi proksi siteleri, Dailymotion ve Halkınsesi TV gibi sitelerin sansürlenmesi

17 – 25 Aralık 2013 yolsuzluk skandalı:

  • Yazılı ve görsel medya ile İnternet üzerine getirilen yayın yasağı
  • Vimeo, Vagus, Soundcloud, Twitter‘ın ardından çeşitli hesapların sansürlenmesi, bağımsız haber sitelerine gönderilen içerik kaldırma kararları, çeşitli WordPress siteleri ve YouTube‘da yer alan ses kayıtlarına ait içeriklerin URL-bazlı sansürlenmesi

1 Ocak 2014 MİT tırları skandalı:

  • Yazılı ve görsel medya ile İnternet üzerine getirilen yayın yasağı
  • MİT tır’larına ait görüntüleri paylaşan ana akım medya ve bağımsız haber siteleri ve içeriklerine uygulanan URL-bazlı sansür

13 Mayıs 2014 Soma maden faciası:

  • Yazılı ve görsel medya ile İnternet üzerine getirilen yayın yasağı

7 Haziran 2015 Türkiye genel seçimleri sonrası Doğu illerinde uygulanan sokağa çıkma yasakları ve katliamlar:

  • Bağımsız Kürt gazetecilere, içeriklere ve haber sitelerine uygulanan seçici sansür

20 Temmuz 2015 Suruç bombalı saldırısı:

  • Yazılı ve görsel medya ile Internet üzerine getirilen yayın yasağı
  • Özgür Gündem, Sendika.org, Anha, Ajansa Kurdi, Med Nuçe, Öteki Haber, Dağ Medya, ANF, DİHA, Halkınsesi TV gibi çok sayıda bağımsız haber sitesinin ve bağımsız gazetecilerin, bireylerin Twitter hesaplarının seçicilik yerine toplu şekilde sansürlenmesi

10 Ekim 2015 Ankara bombalı saldırısı:

  • Yazılı ve görsel medya ile İnternet üzerine getirilen yayın yasağı
  • Jiyan.org, Sendika.org, Dicle Haber Ajansı, Sterk, Nokta, DİHA, JİNHA, Direnişteyiz.org gibi çok sayıda bağımsız haber sitesinin ve bağımsız gazetecilerin, bireylerin Twitter hesaplarının toplu şekilde sansürlenmesi

1 Kasım 2015 Türkiye genel seçimleri sonrası Doğu illerinde devam eden sokağa çıkma yasakları ve katliamlar:

  • Çok sayıda bağımsız haber sitesinin devamı niteliğinde olan sitelerin ve bağımsız gazetecilerin, bireylerin Twitter hesaplarının toplu şekilde sansürlenmesi

Yukarıda bulunan kronolojik sıralamadaki sansürlenen siteler, hesaplar ve içerikler dikkate alındığında, AKP iktidarının öncelikle, toplumun tüketim alışkanlıklarını dikkate alarak yazılı ve görsel medya üzerine yayın yasağı getirerek toplumsal tepkiyi azaltma yoluna gittiği görülecektir.

Daha sonra ise, bilgi akışının daha zor kontrol edebileceği bir alan olan İnternet üzerinde geliştirdiği stratejiler ile sansürleme yolunu tercih etmektedir. Özellikle, sosyal medya sitelerini tamamen engellemenin yaratabileceği küresel tepkiden kaçmak için yıllar içinde geliştirdiği stratejiler ve edindiği yeni teknolojiler ile içerikleri hedefleyerek engellemektedir. İnternet üzerinde yer alan belirli bir içeriğin sansürlenmesi, sansürün maliyetini ve doğacak toplumsal ve küresel tepkiyi azaltmaktadır.

Sadece dünya çapında bilinirliği olan web siteler içerik sansürlemesi yöntemiyle hedef alınırken, yerli web siteler tamamen sansürlenmektedir. Bunun nedeni, küresel tepkinin toplumsal tepkinin altında kalacağı ve toplumsal tepkinin de parçalı olacağıdır. Bu tarz bir sansür, AKP iktidarına daha az maliyetli olacaktır.

AKP iktidarı yaşanan bu olaylar karşısında toplumun bir araya gelerek tek bir güce dönüşmesini ve elinde bulundurduğu gücü kaybetmesini engellemek adına yazılı ve görsel medya ile İnternet üzerine sansür getirerek toplumsal tepki maliyetini düşürmeye çalışmaktadır. Diğer taraftan, sosyal medya üzerine uygulanan içerik sansürleri sosyal medya sitelerinden herhangi birinin tamamen sansürlenmesinden daha az tepki çektiği için daha az maliyetlidir. Son dönemde muhalif, Kürt basın ağırlıklı hesaplar, içerikler ve web sitelere uygulanan toplu sansürler de bu yüzden AKP iktidarı için daha az maliyetli ve ülkedeki bölünmüşlük nedeniyle toplumsal bir tepkiye dönüşmekten ziyade bireysel veya kontrolü kolay olan küçük parçalı kitlelerden öteye geçememektedir.

Yukarıdaki bilgiler ışığında Çin ile Türkiye’nin sansür stratejisi benzer olarak, Çin içerikleri hedef alırken Türkiye sosyal medya üzerinde içerikleri, yerli websitelerde ise websitenin tamamını sansürlemeyi tercih etmektedir. Özellikle Çin’de hükûmet, siyasiler ve politikalar hakkındaki olumlu veya olumsuz geniş çapta paylaşımlara izin verilirken burada yatan esnekliğin asıl sebebinin kötü bir haberin ellerinde bulundurduğu gücü tehdit etmemesinden ileri gelmektedir. Tehdit ettiği anda da sansürlenmektedir. Bu da Çin vatandaşlarının bireysel olarak özgür fakat topluluk olarak zincire vurulu olduklarını göstermektedir. Türkiye’de durum ise Çin’e paralellik göstererek ve biraz da acemice içerik veya içeriği paylaşan hesap ve websitelerin toplu olarak tamamen sansürlenmesine kadar gitmektedir.

AKP iktidarı, yazılı ve görsel medya ile Internet üzerindeki kontrol gücünü test etmek için medya sansürleri ile birlikte Türkiye’de giderek artan, kitleleri mobilize edecek açık bilgi akışı ihtiyacını, otonom oluşumları ve bireyleri hedef alarak sansürlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, bireysel hak ve özgürlükler gibi konularda detaylı maddeler içerse de AKP devlet sırlarının ifşası gibi benzer nedenlerle medyaya, otonom yapı ve bireylere saldırarak kontrol gücünü test etmektedir. Ayrıca, Erişim Sağlayıcıları Birliği gibi bir yapı İSS ve telekomünikasyon operatörlerinin zorunlu olarak AKP ile sansür konusunda işbirliği yapmalarına neden olmaktadır. Özellikle neyin “sır” olduğuna karar vermenin tartışmalı olduğu durumlarda (kamu yararı güden ifşalarda), sansür, bu ve benzeri yapılar üzerinden ekonomik, politik ve özellikle iktidar çıkarlarını koruma yönelik stratejik bir metod olmuştur.

Sosyal medya, muktedir için toplumsal bir tepkiye dönüşmediği sürece birçok konuda bireylerin görüşlerine, olumlu veya olumsuz eleştirilerine dair efektif ölçümler sunan harika bir araçtır. Ayrıca, hükûmetler için de kitleleri tatmin etmek ve yatıştırmak için de güncel bir araç halini almaktadır. Teorik olarak, rejimler için sosyal medya kullanımı ellerinde bulunan gücü korumaya yönelik bir stratejiyi de içermektedir. Tüm bunlar dikkate alındığında AKP iktidarı bireysel olarak daha dar bir çapta olumsuz eleştiriyi kabul ederken, son dönemde hem kontrol gücünü test etmek hem de baskıyı artırarak muhalefetin kökünü kazımak için daha düşük maliyetli bir yol olarak sansürü tercih etmeye yönelmiştir. Bu şekilde muhalefet daha küçük ölçekte parçalara ayrılacak ve mobilize olmakta giderek güçlük çekeceği bir noktaya ilerlemektedir.

Son olarak, AKP’nin ve yandaş yazarların yaşadığı “şizofren” hali basın özgürlüğü ve bilgi akışının gitgellere rağmen bir ihtiyaç olduğu noktasında birleşirken, aynı özgürlüğün toplumsal bir tepkiye dönüşerek -yani mobilize olarak- AKP iktidarının da sonunu getireceği endişesinde yatmaktadır. Bu yüzdendir ki, yandaş köşe yazılarından açık oturumlara, medya üzerine uygulanan baskıdan ve sansürden gazeteci tutuklamalarına kadar birçoğunun haksız kararlar oldukları yönünde ve basın özgürlüğü çerçevesinde birleşmektedirler. Basın, özgür ve sansürsüz olmalıdır ama bu özgürlük onların verdiği/belirlediği kadar olmalıdır. Yoksa AKP açık ve sansürsüz bir bilgi akışı içinde kaybeden taraf olacaktır. Çünkü, bilgi akışı içinde aynı hızla bir bilginin yanlışlığı/yalan olduğu ispat edilecek ve toplumu bir araya getirecek tehlikeli bir güç halini alacaktır.


Kaynaklar:

Shadmehr, M. ve Bernhardt. D. (2013). State Censorship.

King, G., Pan, J. ve Robers, M. (2012). How Censorship in China Allows Government Criticism but Silences Collective Expression.

Twitter’s Fight Against Tor

Due to unusual activities, Twitter has locked my account to keep it safe couple months ago. According to Twitter, the reason of the lock and the unusual activity was my account did spam and detected by the Twitter spam system. However, there was no spam activity by my account and the main reason for the lock was my connection came from Tor network! Today, my account is locked by Twitter with the same reason again. Guess what? I’m still a proud Tor user.

twitterspam1

Probably, the first question is going to ask me why I’m still using Twitter even this “locking the Tor user account behaviour” known by the public. And indeed, this is a logical and the right question. Twitter is one of the most used social media network with Facebook in Turkey. Aside its popularity among the Turkish users, if we consider the censorship, surveillance, suppression and censorship of the local media, violation of the human rights including right to privacy, communication privacy, freedom of expression etc in Turkey, Twitter is giving more semi-free freedom of expression space for its users than its competitors. –Also note that, I’m excluding Turkish government’s daily tweet delete/censor requests from Twitter for this topic.-

Moreover, it’s really hard to attract Turkish people to get them use other tools or networks for communication and impossible to change their daily Internet usage from mobile or PC. And I (and also many people’s) don’t have an extra energy nor time for this. Also, Twitter is one of the easiest way to get “true” news or a network that you can verify whether the news is true or not and this is one of the main reason to have a Twitter account in Turkey. Besides these, my other reason to choose Twitter was to share my articles about anonymity, privacy, censorship, freedom of speech and digital rights in Turkey to attract attention of the Turkish users.

twitterspam2

First of all, Twitter’s spam fight is not logical and not sustainable. Under an oppressive and non-democratic regime like Turkey, Twitter is taking away this semi-free freedom of expression space from the Tor users who may share an important thing or wants to verify a news or has a capacity to verify/share a news for the public interest etc by a nonsense spam system. Moreover, Twitter asks a phone number to send a verification code to unlock it from its users whose privacy is under danger by these oppressive regimes. Honestly, Twitter is blocking the Tor network and does not care who uses it. Also, it is not checking the accounts and believe me I know this may take a lot of time and energy. But this won’t change the wrongfulness of the spam system logic. Yes, we know that Twitter delete or censor tweets, block or lock accounts etc. And sadly, you’re “free” in Twitter as much as it gives you. But this mind must change! It has to be changed!

Last and to keep it short, this time I’m not going to get in touch with Twitter to unlock my account. I have no idea whether Twitter is aware of this lock situation affects many users or not. But, I’m (and also many Tor users) pretty sure that this is not the right way to fight against spam!

Suriye’den Türkiye’ye Internet Sansürü

~Bütün diktatörler aynı yolu izler.

Suriyeli yetkililerin Internet kullanıcılarına ait trafiği monitörlemek ve filtrelemek için kullandığı Blue Coat SG-9000 proxylerinin tuttuğu 600GB’lık kullanıcı verisi 2011 yılının Ekim ayında Telecomix isimli hacktivist grup tarafından sızdırıldı. Ardından da bu verilerle ilgili akademik bir analiz yapıldı. Analizin detaylarına çok girmeden Türkiye’nin jet hızıyla onaylanan yeni Internet düzenlemesi ile çok benzer yönlerinin olduğunu farkettim. Bu benzer yöntemler Suriyelilerin sansürü aşmak için kullandığı yöntemler kadar sansür yöntemlerini de içermekte.

Blue_Coat_ProxySG9000_open

Öncelikle ProxySG 9000‘nin ne olduğunu açıklayalım. Blue Coat isimli firmanın ürettiği bu proxyler birleşik güvenlik çözümleri için üretilmiş ve kullanıcı kimliği denetimi, web filtreleme, denetleme, ssl ile şifrelenmiş trafiği görüntüleme, trafik yönetimi gibi web trafiği üzerinde tam bir kontrol olanağı sağlamakta olan araçlardır. Ayrıca, ProxySG 9000’lerin bir tanesi 15000GB kapasitelidir. Makaleye göre Suriye’de bunlardan 7 tane varmış. Ek olarak, sansür sisteminin altında yatan ve gerçek bir sansür sistemi oluşturan bu teknolojiyi de dikkate almanın gerekli olduğunu düşünüyorum. Hatta, hiç ummadığımız bir yerde ProxySG 9000 bile görebiliriz.

Suriye’deki sansür sistemine kısaca bakacak olursak:

  1. Kategori tabanlı filtreleme: Blue Coat’ın proxysi ilgili URL’ye ilişkin her isteği kategorilendirmekte ve her kategori de farklı filtreleme kurallarına sahip olmaktadır.
  2. Karakter dizisi tabanlı filtreleme: Bunu basitçe şöyle ifade edeyim: A; sansürlü URL’ler B’de erişime açık URL’ler. c karakter dizisinin sıkça A’da gözükmekte olduğunu farzedelim. c karakter dizisinin A ve B’de görülme sıklıklarının da bir sayısı olsun. Eğer A’da 1’den fazla ve B’de hiç gözükmezse A’dan tüm c dizisi içeren istekleri silerek c’yi sansürlü diziler listesine ekliyor.
  3. URL tabalı filtreleme: Twitter’da bir profile erişimi engelleyeceksiniz. Bunun için gidip komple siteyi erişeme engellemek yerine o profile ait URL’ye erişimi engelliyorsunuz.
  4. Kelime tabanlı filtreleme: Çeşitli kelime grupları (haydar, mini etek, liseli gibi) üzerinden bir filtreleme. Bu alışık olduğumuz bir yöntemdir. Tahminen TİB bu yöntemle Türkiye’de 36000 küsür siteyi engelledi.
  5. IP tabanlı sansürleme: Doğrudan IP adreslerinin erişime engellenmesi. Yani kısaca ISS’lerin bu IP adreslerine gelen istekleri hiç ulaştırmaması da denilebilir.

Bu filtrelemeler sonucunda kullanıcının istekleri iki şekilde cevaplanmaktadır. Ya yapılan istek reddedilecek (erişim engellendi, access denied gibi sayfalar) ya da başka bir adrese (… sayılı kararla erişime engellenmiştir) yönlendirilmektedir.

Dikkati çekeceğim noktalardan bir diğeri de Arap Baharı yaşanırken Suriyeli yetkililer Şubat 2011’de Facebook, Twitter ve Youtube gibi sosyal ağlara erişimi engellememişlerdir. Bunun yerine bu siteler monitörlenmekte ve seçici olarak sansürlenmekteydi. Diğer bir deyişle DPI gibi yöntemlerle trafiği gerçek zamanlı olarak incelenmişlerdir. Bununla birlikte, anlık mesajlaşma uygulamaları (Skype), video paylaşım siteleri (upload.youtube.com, metacafe), anti-sansür uygulamaları içeren siteler (Tor vd.), haber ve muhalefet siteleri de seçici olarak sansürlenen trafik içerisinde yer almaktaydılar.

Suriye’deki Internet sansürü yapısını alıp Türkiye’ye uyarladığımızda, yeniden düzenlenen 5651 sayılı kanunun beraberinde getireceği sansürle çok ciddi benzer noktalar içermektedir. Birincisi, Türkiye’de bu yeni düzenleme öncesinde seçici bir sansür vardı. Kelime tabanlı olarak filtreleme uygulanmaktaydı. Diğer taraftan IP tabanlı sansürleme de yapılmıştı. Şimdi, yeni düzenleme ile URL tabanlı filtreleme geldi ve web trafiğinin gerçek zamanlı olarak incelenebileceği bir yapıya kavuşturuldu. İkincisi, bu şekilde Facebook veya Twitter gibi siteler direkt olarak erişeme engellenmeden, Türkiye’deki Internet kullanıcılarının bu sitelere olan trafikleri monitörlenebilecek ve böylelikle de kullanıcı profilleridiğer deyişle fiş dosyalarıoluşturulabilecek. Üçüncüsü, Türkiye tüm bunlara yasal bir zemin hazırlamakla beraber MİT geçmişli bir başkan ve koruma kalkanı ile TİB’i dokunulmaz yapmıştır. Son olarak da yeni MİT yasa tasarısı bu dokunulmazlığı alıp bir korku-baskı-ölüm yapısına dönüştürecektir.

Erdoğan bir zamanlar Esad için kardeşim diyordu. Daha sonra onu katil, diktatör Esed olarak anmaya başladı. Internet sansürü anlamında Türkiye’de yapılanlara baktığımızda Erdoğan Esad ile aynı yolu izlediğini kendi adıma söyleyebilirim. Çünkü, Suriye’deki Internet sansür sistemi Türkiye’nin mevcut yapısına rahatça uyarlanmaktadır. Yapılan yeni Internet düzenlemesi de ortak noktaları çok açık bir şekilde göstermektedir. Umarım bir gün Suriye’de yaşanan trajediyi Türkiye’ye de uyarlamak zorunda kalmayız.

Türkiye’nin Internetteki Yeni Yeri

Türkiye’nin Internetteki yeni yeri mağmadır. Yerin dibinin de dibidir. Buradan çıkartacak ve bizleri bu utançtan kurtaracak olan da ne muhalefet ne de iktidardır. Sadece bizleriz.

Yeni 5651 sayılı kanun tasarısı 5 Şubat 2014 tarihi itibariyle mecliste oylanarak kabul edildi. Bununla ilgili olarak meclisin bu yasanın görüşüldüğü andaki bir ekran görüntüsünü paylaşayım (Şevket‘e çok teşekkürler):

sansüre karşı boş koltuklarSizlerle paylaştığım bu ekran görüntüsü ile duygu sömürüsü falan yapmıyorum. Dikkat ettiyseniz kanun tasarı anlaşılmasın diyerek televizyonlara “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK’da Değişiklik Yapan Kanun Tasarısı” adı altında yansıtıldı. Diğer yandan, gördüğünüz boş koltuklar bir insan hakkı olan Internete, gizliliğinize, düşünce özgürlüğünüze, ifade özgürlüğünüze, inanç özgürlüğünüze, bilime, bilim etiğine, açık bilgi akışına, gelişime, ilerlemeye ve Internetten para kazananların ekmeğine (ve sayamadığım daha birçok hak ve özgürlüklere) yani iktidar destekçi olun veya olmayın sizlere ve geleceğinize vurulmuş en büyük darbedir.

Şimdi kısaca birkaç şeyi son bir kez daha netleştirelim. Sansür; her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim demektir. Bu, TDK‘nin verdiği tanımdır. Tabi ki ilerleyen süreçte bu da değiştirilmezse. Devamlı ifade edilen ve ettiğim bir diğer şey de TİB’in başına MİT geçmişi olan Ahmet Çelik’in gelmesidir. Sizlere MİT’in sitesinden bir alıntı yapayım (umarım bu cezai takibata neden olmaz inşallah dinimiz amin maşallah):

İstihbaratta gaye, doğru haber almak ve devleti bir süprizle karşı karşıya bırakmamaktır.

Bir de istihbaratın kelime anlamına bakalım. Herhangi bir Türkçe sözlüğü açıp baktığınızda kelimenin Arapça kökenli ve çoğul bir kelime olduğunu göreceksiniz. Anlamı ise “haberler” ve “haber alma” şeklinde yazmaktadır. Teknik olarak istihbarat ise imkanları ve araçları kullanarak bilgi temin etmek, bu bilgiyi işlemek, yorumlamak ve bundan bir sonuç çıkarma sürecini ifade eder. TİB yeni kanun ile bizlere ait bilgiyi (veriyi) temin etme, bu veriyi işleme, yorumlama ve bundan bir sonuç çıkarma (fişleme) sürecine yasal olarak sahip olmuştur. Ayrıca, bu gelenekten gelen bir ismi de kendini başkan yapmıştır.

Artık yeni kanun ile birlikte bunu şöyle yorumlayabiliriz: “17 Aralık 2013 tarihinde başlayan ve devletleşen AKP, AKP’leşen devlet bir yolsuzluk operasyonu süpriziyle karşı karşıya kalmış, buna benzer bir durumla tekrar karşılaşmamak, engellemek ve bundan korunmak için TİB, MİT geçmişi olan Ahmet Çelik başkanlığı ve yeni kanun ile Internette her türlü veriyi önceden denetleyecek, temin edecek, işleyecek, yorumlayacak, bundan sonuç çıkartacak ve sıkı denetim yapacak, insan haklarına aykırı bir yapıya yasal olarak kavuşmuştur.” Ayrıca, ülke tarihinin en büyük toptan gözetimci fişlemesi ile karşı karşıyayız. Bu yapı yüzünden sadece biz karşı çıkanlar kaybetmeyeceğiz. Herkes kaybedecek. Bunun ötesi berisi yoktur.

Sonucu bu sefer uzun uzun yazmayacağım. Okuyanlar artık az çok ileride neler olacağını, neler yaşayacağımızı biliyor. Bununla birlikte, yeni 5651 sayılı kanun tasarısı için yazılar yazdım ve sansürü elimden geldiğince burada anlattım. Bu yazılar kimilerine ulaştı, kimileri okuduğu halde görmezlikten gelmeye devam etti. Sansüre karşı empati yapın dedim fakat çok da ciddiye alınmadım. Hala da aynı konuda ısrar ediyorum, empati yapın. Empati yapmayı öğrenin. Bu toptan gözetimci, fişlemeci sansür yasası, –tekrar tekrar vurguluyorum– ilgili ilgisiz herkese zarar verecektir. Bunun seni, beni, onları olmaz. Lütfen bunu görün. Son olarak, ümitsizliğe kapılmayın. Sansüre karşı verilen bu mücadele hiçbir zaman bitmeyecektir.

Sansürün Bizi Etkileme Derecesi

Aklımdan geçenleri tam olarak ifade edebildiğimden emin değilim. Yazı da gece sansür konusunda artık farklı şeyler söylemekten bahsederken birkaç cümleden çıktı, buraya kadar geldi. Umarım okurken keyif alır (ne keyfi, dikkatinizi çeker diyelim) ve görüşlerinizi belirtirsiniz.

5651 sayılı kanun ile gelecek Internette sansür ve etkileri tartışıladursun, ben biraz daha konuyu farklı bir noktaya çekip bir eleştiri getireceğim. Bunun nedeni ise bakış açısını biraz daha farklılaştırabilmek ve daha farklı düşünebilmektir. Öncelikle, sansürün kelime anlamına (TDK) bir bakalım:

Her türlü yayının, sinema ve tiyatro eserinin hükûmetçe önceden denetlenmesi işi, sıkı denetim.

Bizler de tanım olarak farklı bir şey beklemiyorduk. Bizleri en çok ilgilendiren kısım ve yazının temel noktasını oluşturacak şey de “hükümet-ler-ce önceden denetlenmesi işi“. Bildiğimiz üzere, hükümetleri oluşturan partiler ve her partinin de kendine has bir yoğurt yiyişi vardır. Denetim de tam bu noktada önem kazanır çünkü partiler kendi ideolojilerini ön planda tutarak bir denetim süzgeci oluşturacaktır. Fakat, bu süzgeç ne kadar farklı olursa olsun, sansür bir korkuluk gibi durmaya ve baki kalmaya devam etmektedir. Bununla birlikte, sadece sansürlenen “şeyler (içerikler)” değişen hükümetlere göre farklılık göstermektedir.

Sansürün değişen hükümetlere göre gösterdiği farklılığı şöyle anlatayım; daha “muhafazakar” bir partinin iktidarlığında bir kitap “müstehcen” bulunurak sansürlenebiliyor (veya böyle bir girişimde bulunulabiliyor), televizyon yayınlarında çok çeşitli sansürler (böyle dekolte olmaz) görülebiliyor, Internet üzerinde çeşitli kelime grupları bu muhafazakarlık çerçevesinde (örneğin ateizm) filtrelenerek sansürlenebiliyor. Öte yandan, darbelerde sıkça yapılmış sansürleri (kitaptan şarkıya, çok geniş alanda) görebiliyoruz veya başka bir parti iktidar olduğunda Türkiye’de yaşayan farklı etnik gruplara, bu etnik grupların dillerine, yayınlarına veya haberlere sansür uygulanabiliyor. Bu durumla ilgili birçok örnek senaryo oluşturulabilir. Benim dikkati çekeceğim nokta bu sansürlerin bizleri nasıl, ne yönde etkilediği, bizleri etkileme derecesi ve neden baki kaldığıdır.

Konuyla ilgili olarak Apollinaire davasını ele alalım. Kitap mevcut iktidar tarafından müstehcen ve muahfazakar yapısına ters bulunduğu için sansürlenmek istenmektedir. Bu sansürün bizleri nasıl etkilediğine gelince; edebiyatla hiç ilişkisi olmayan bir birey bu sansürden olumsuz yönde etkilense de onun bu sansürden etkilenme derecesi edebiyatla ilişkili bir bireye kıyasla daha düşüktür. Edebiyatla ilişkili bir başka birey de hem olumsuz hem de daha yüksek derecede etkilenmektedir. Bu noktada ön plana çıkan şey –yani etkileme derecesinin önemi-, birey bir sansürden ne kadar az etkilenme derecesine sahipse o sansürü görmezden gelebilme derecesi de aynı oranda artmaktadır. Çünkü, edebiyatla ilişkisi olmayan bu birey, ilgili alanına girmediği için bu kitabın sansürlenmesiyle ilgilenmemekte veya konuya ilişkin bilgi sahibi olsa da görmezden gelmektedir.

Bir başka ve görülmesi daha net bir örneğe gelecek olursak, Türkiye birçok etnik grubun diline sansür uygulayan iktidar-lar vardır/olmuştur. Bu etnik gruba üye bireyler kendi dillerine uygulanan bu sansürden olumsuz yönde ve yüksek derecede etkilenirken, bu etnik gruba üye olmayan, bu dili konuşmayan bireyler ise düşük –hatta yok sayılacak– düzeyde etkilenmektedirler. Ayrıca, etkilenmediği için bu konuda yapılan bir sansürün ne tür boyutlarda yıkım oluşturduğunu da bilememektedir. Sansüre uğrayan etnik grup sayıca ne kadar az olursa (sayıca çok olması da görüldüğü kadarıyla görmezden gelinmeye engel olmuyor) ve görmezden gelen veya ilgilenmeyen (hatta destekleyen) kesim ne kadar kalabalık olursa sansür o kadar çok normalleştirilmekte, kalabalık kesim (çoğunluk) tarafından meşru bir şeymiş kabul edilmekte, bu etnik grup (azınlık) üzerinde böyle bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Son bir örnek de kendimden vereyim. Benim için dini bir kitabın veya dini bir Internet sitesinin sansürlenmesi çok bir şey ifade etmiyor ve benim bundan etkilenme derecem yok denecek kadar azdır. Fakat, ben bu sansür karşısında tepki göstermezsem veya görmezlikten gelirsem bu yaptığım yapılan sansürü ve ileride yapılacak sansürleri meşru kılacak bir zemin hazırlar. Ayrıca inancım, görüşüm, dilim ne olursa olsun asla kabul edilebilir bir davranış değildir. Eğer bir duruş arıyorsanız, buna empati yapabilmek diyebilirsiniz.

Yukarıda gösterdiğim örnekleri dikkate alarak sansürün baki kalmaya devam etmesinin en büyük katalizörlerinden biri –bence– sansürün bizleri etkileme derecesidir. Bizler bir sansürden ne kadar az etkileniyorsak, o konuda o kadar çok görmezden gelebiliyor, ilgilenmeyebiliyor, normalleştirebiliyor veya bana dokunmayan yılan diyerek geçiştirebiliyoruz. İşte tam da bu noktada hataların en büyüklerinden birini gerçekleştiriyoruz. Sansür her ne olursa olsun sansürdür ve kime veya neye yapılırsa yapılsın, bizleri ne kadar az etkilerse etkilesin (veya hiç etkilemesin) bunun karşısında olmak gerekir.

Sonuç olarak, beni/bizi ilgilendirmiyor, beni/bizi etkilemiyor diyerek sansürü ne kadar çok görmezden gelirsek o kadar çok normalleştirir ve meşrulaştırır, bir önceki hükümette bizi etkilemeyen –veya çok az etkileyen– bir sansür bir sonraki hükümette farklı bir formda ve bizleri daha yüksek düzeyde etkileyebilir. Ayrıca, sansüre karşı çıkmak azınlığın veya belirli kitlelerin, etnik grupların veya belirli bir konuda ortak görüş sağlamış çoğunluğun değil, herkesin yararınadır. Malesef her türlü sansüre (etkilensin veya etkilenmesin) her zaman tepki gösteren küçük bir kesim var ve artık bunun olabildiğince büyümesi gereklidir. Çok şey istediğimin farkındayım ama sansür konusunda –ve birçok konuda– zihniyetin değişmesi gereklidir. Değişmediği sürece sansür mücadelesi bir daire etrafında aynı şeyleri tekrarlayan ve farklı yönlere koşma mücadelesinden öteye geçemeyecektir.

Not: Gelen bir e-posta üzerine sıkça yapılan bir mantık hatasından bahsetmem gerekli oldu.

A- Sansür olmamalı.
B- Hayır efendim, örneğin çocuk pornosu serbest olur ve önünü alamayız. Bu asla istemeyeceğimiz bir durumdur ve herkes olumsuz etkilenir.

Buna korkuluk mantık hatası denilmektedir. A ifadesinde çocuk pornosunun gibi aşağılık bir şeyin serbest olmasından bahsetmezken B bir korkuluk yaratarak (çocuk pornosu) tartışmayı savunulması zor bir tarafa çekmektedir. Kaldı ki çocuk pornosu (pedofili) ile mücadele için sansür araçlardan biridir. Tek başına sansür bir anlam ifade etmez.

Yeni 5651 ve Sansürün İşleyişi

5651 yumuşatılarak geçmişken Internet sansürünün Türkiye’deki yumuşak yerine bir bakalım.

5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun sözde yumuşatılarak meclisten geçti. Bizleri ilerleyen süreçte neler bekliyor, Türkiye’nin sansür konusunda dünyadaki yeri nedir, 5651 sayılı kanun sonrası ne olur, dünyada sansürlenen içeriklerin dağılımı ve bizdeki yansımaları ne olur tüm bunları merak etmekteyiz. İlk olarak, Türkiye’nin dünya Internet sansürü haritasında nerede yer aldığına bir bakalım.

Internet_Censorship_World_Map_suggestedYukarıda gördüğünüz harita 2013 yılı dünya sansür haritasıdır. Haritanın kaynağı için buraya bakabilirsiniz. Ek olarak, diğer haritalar yerine renkleri için bu haritayı seçtim. Renklerin ifade ettiklerine gelirsek; radikal, oldukça, seçici, gözetim altında, düşük (ya da yok) ve veri yok şeklindedir. Haritaya Türkiye’de seçici bir sansür olduğu işlenmiştir. Bununla ilgili de hatırlarsanız çeşitli kelimelerin (haydar, mini etek, liseli vs.) filtrelendiği ve bunun üzerinden de sitelere erişimin yasaklandığını, TİB’in ise 2014 yılı itibariyle (muhtemelen bahsettikleri sistemin otomatik olarak engellediği siteler) 35702 siteyi, Türkiye’de ise toplamda 40124 sitenin engellediğini biliyoruz. Fakat, 5651 sayılı kanun ile muhtemelen 2014 yılında Türkiye’de sansür oldukça veya radikal olarak renklendirilebilir bir hale gelebilir.

sansürlenen içeriklerİkinci olarak, bizleri ilgilendiren diğer bir nokta dünyada sansürlenen içeriklerin ne olduğudur. Bu konundaki yüzdesel dağılım (birincil kaynak: opennet initiative) yukarıda görüldüğü gibidir. Yoğunluğun bloglar ve siyasi partilerde olması -bence- çok önemli bir noktadır. Özellikle 5651 sayılı kanun ile Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, ilerleyen süreçte muhalefet partilerine ve bloglara, ardından bağımsız basına doğru çok ciddi bir sansür dalgasının yayılabileceğini (bu kısmı benim öngörüm olarak alırsanız memnun olurum) söyleyebiliriz.

sansür işleyişiYeni 5651 sayılı Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun‘un içeriğini yukarıdaki sansür işleyişi şeması üzerinden anlatalım. Devlet, yasal düzenlemelerin yanında İSS’larını direkt olarak kontrol edebilmek için tüzüğünü kendi onayladığı Erişim Sağlayıcıları Birliği adında bir birliğe üye olmaya zorlamaktadır. Bununla birlikte, bu birliğe üye olmayan servis sağlayıcıların faaliyette bulunamayacaklarını da ayrıca belirtmektedir. Böylece, erişim engelleri ve veri takibi (phorm, dpi vs.) taleplerinin bu birliğe yapılacağı, bunun bir sonucu olarak da taleplerin İSS’lere de yapılmış varsayılacağı söylenmektedir. Kısaca devlet, Erişim Sağlayıcıları Birliği ile İSS’leri direkt olarak kontrol edebileceği bir yapıya kavuşturmaktadır.

Ayrıca, yapılan erişim engelleri ve veri takibi için yasal bir koruma kalkanı da mevcuttur. Bu koruma kalkanına göre; “TİB Başkanlığı personelinin, yaptıkları görevin niteliğinden doğan veya görevin yerine getirilmesi sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı haklarında ceza soruşturması açılmasına TİB Başkanı için ilgili Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı, diğer personel için ise Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanı’nın izni aranacak.” Bunu yukarıdaki veri takibi araçları ile ilişkilendirirsek sonucun ne kadar vahim bir boyutta olduğu çok net görebiliriz. Yani devlet, veri takibi için İSS’leri kontrol altında tuttuğu bir yapı içinde olmaya ve bu takipler sonucu doğabilecek suçların soruşturulması için de kendinden izin almaya zorluyor. Kısaca, beni bana şikayet edin demektedir.

Bir diğer nokta, yer sağlayıcıların (hosting firmaları) yasal düzenleme ile trafik kayıtlarını saklama süresi en az 6 ay en fazla 2 yıl olacak şekildedir. 5651 sayılı kanun TİB (MİT kökenli Ahmet Çelik) başkanına sansür için doğrudan yetki vererek -sözde- kanuna aykırı (örneğin, kişilik hakları bahanesi ile) fakat herhangi bir içeriğe erişim 4 saat içinde engellenebilecek (24 saat içinde mahke karar verecek) ve yer sağlayıcı kendisine bildirilen içeriği derhal çıkartmak zorunda kalacaktır. Gayri hukuki talepler ise tam bu noktada devreye girmektedir. Kendisiyle ilgili yapılan eleştiriden memnun olmayan bir “bakan” içerik hukuka uygun olsa bile (örneğin, özel hayatı bahane ederek) erişimi engelleyebilme yolu açılmış olacaktır. Burada sadece bakanla sınırlamamak gerekir. İktidar, kendisini eleştiren tüm içeriklere ve bu içeriklerin birçoğu hukuka uygun olsa bile (örneğin, özel hayatı tekrar bahane ederek), erişime engelleyebilecektir. Diğer yandan, kayıt bilgilerinin nerede tutulduğu bu noktada çok önemli değildir. Kayıtların uzun süre tutulması ve istendiği takdirde (hukuka uygun olsa bile) devlete verilecek olması asıl problemdir. Fakat, Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan, “kayıtlar devlette tutulmayacakdiyerek insanları yanlış yönlendirmektedir. Kendisine tabi yaptığı sağlayıcılar, istendiği takdirde tüm kayıtları vermek mecburiyetindedir.

Devlet, içerik kaldırma ve kullanıcıya ait veri taleplerini içerik sağlayıcılarından istemekteydi. Fakat, bununla ilgili olarak her zaman istediği sonucu alamamakta bazen de reddedilmekteydi. Artık, içerik kaldırma ya da veri talebi ile uğraşmak yerine IP ve URL bazlı engelleme getirerek, kuracağı birlik üzerinden İSS’lerin hizmetlere erişimi engellemesini sağlayacaktır. Bu şu demek oluyor; örneğin, Twitter’ın (https://twitter.com) tamamen erişime engellenmesi yerine Twitter kullanıcılarından herhangi birinin (https://twitter.com/songuncelleme) içeriğinin erişime engellenmesi veya tamamen erişime engellenen bir sitenin DNS (VPN veya proxy hariç) değiştirilse bile erişilememesidir. Böylece, devlet yapmış olduğu erişim engeli ya da veri isteği taleplerinde reddedilse bile içeriğe ya da tamamen yer sağlayıcıya erişimi engelleyebilecektir.

Yukarıda anlattıklarımı en basit şekliyle bir kolunu şemaya uygun olarak kısaca tekrar anlatayım. Devlet, yasal bir düzenleme ile İSS’leri oluşturacağı birliğe üye yapmaya mecbur ederek İSS’lerin direkt kontrolünü sağlar. Böylece veri takibi ve erişim engelini de kendine yani tekele yükler. Bu da içeriğin kaldırılmasından engellenmesine, veri takibinden kullanıcının Internetteki hareketlerinin izlenmesine kadar çok geniş çaplı bir alanı kapsar. Tüm bunları toparlayacak olursam, devlet kendi denetiminde ve üyeliği zorunlu tuttuğu bir birlik kurarak Internet’te veri takibi ve erişim engelinin gayri hukuki yolunu açmış, ayrıca bunu yasal bir düzenleme ile yapmıştır. Bununla birlikte, Türkiye’de zaten radikal bir sansür mevcuttur. Bu konuda bir örnek (çoğaltılabilir elbette) göstermem gerekirse, hiç düşünmeden Guillaume Apollinaire Davası diyebilirim. 5651 sayılı kanun ile oluşturulacak yeni birlik ve işleyiş de Internette “seçici” olan sansürü “radikal” sansüre çevirecektir.

Şimdi soruyorum, sizce sansür haritasında 2014 yılı sonu için Türkiye’nin yeni rengi (benim ifademi bunun dışında tutarak) ne olacaktır?

Ekleme (17.01.2014): Bugün t24’te ‘Emniyet ve yargıdaki görevden almaların merkez üssü TİB’ başlıklı bir haber yayımlandı. Haberde TİB’e MİT kökenli Ahmet Çelik’in atanmasından sonra cemaate yakın kamu görevlilerinin listelerine yönelik çalışma başlatıldığı ve teknik takiplerin TİB’in “ana dinleme sistemi” araclığı ile kontrol edildiği söyleniyor. Yazıyla tamamen tutarlı olması açısından önemli bir haberdir.

Ekleme (17.01.2014): Yeni bir haber daha. ‘Dinlemenin merkezi’ TİB’de tüm daire başkanları görevden alındı başklı bu haberde de 5 TİB daire başkanın görevden alındığı ve yerlerine MİT kökenli isimlerin geleceği söylenmiş. Türkiye’yi artık radikal olarak boyayabiliriz.

Ekleme (24.01.2014): Vimeo erişime engellendi.

Ekleme (24.01.2014): Soundcloud erişime engellendi.

Ekleme (27.01.2014): Vagus.tv erişime engelledi. (Özgür basın)

Ekleme (31.01.2014): Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumu ile Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı, T24‘e CHP’nin soru önergesi haberini yayından kaldırması için tebligat yolladı. Haberin ayrıntıları burada. Özgür basın demiştim değil mi? Buna dolaylı yoldan siyasi partiye ait haber ve içeriği de ekleyebiliriz.

Bilim Etiği, 5651 ve Sansür

Amacım bilimsel araştırmalarda gerçeğe uymayan yanıltmalara yönelik sorunların ve bu konularda uyulması gereken etik kurallarının saptanmasından ziyade, Internet sansürünün genel anlamıyla bilim etiğini nasıl ve hangi yönde etkilediğini tartışmaktır.

İlk önce kavramları kısaca açıklayarak ilerleyeceğim. Araştırma, araştırmacıların doğru bilgiye ulaşmak için yaptığı eylemlerden oluşan bir süreci ifade eder. Bunu hepimiz hayatımızın birçok alanında gerçekleştirmekteyiz. Ayrıca, Internet günümüzde araştırma eylememizin en büyük halkasıdır. Bununla birlikte, araştırmacılar alanlarında “özgürce“, planlı ve sistemli olarak veri toplar, analiz yapar, yorumlar, değerlendirilmesi ve geliştirilmesi için başkalarının da incelemesine ve kullanmasına izin verir. Buna, araştırmacılıkta bilim etiği denir.

Araştırmacılıkta bilim etiğine en uygun örneklerden biri GNU/Linux’tur. GNU/Linux’u herkes ücretsiz olarak indirebilir ve kullanabilir. Fakat, GNU/Linux ile Windows arasındaki en önemli fark, ticari yazılım modelinden ziyade GNU/Linux’un “açıklığıdır“. Bilim etiğinde de söylediğim gibi nasıl ki veriler incelenmesi, kullanılması ve geliştirilmesi için başkalarının da kullanmasına ve geliştirmesine sunuluyorsa, aynı şekilde GNU/Linux da sunulmaktadır.  Ayrıca, açık kayak modelin bilim adamları tarafından seçilmesinin nedeni sadece etik değil, bilimsel bilgiye ulaşmanın en başarılı yolu olmasıdır (Himanen, 2005: 77-162).

17 Aralık 2013 yolsuzluk operasyonu ile başlayan yeni süreçten sonra bilgiye açık erişim için Internet en yoğun kullanılan, bilginin incelenmesi, kullanılması, değerlendirilmesi ve yeniden paylaşılması için en etkin ortamdı. Bunu sadece yolsuzluk operasyonu ile sınırlandırmıyorum. Fakat, AKP Şanlıurfa Milletvekili Zeynep Karahan Uslu, “5651SayılıKanun’nda değişiklik teklifimiz toplumsal ihtiyaçlar&özgürlükler dengesi hassasiyetleGÖZETİLEREKhazırlandı” tweet’i ile 5651 S. Internet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun değişikliği talebinde bulmaktadır. Değişiklik son olarak torba kanun tasarısı içine de taşındı. Bu tasarının zamanlaması ise Internet’in açık bilgi akışındaki rolü açısından çok önemlidir.

Tasarının içeriği, Internet sansürünün kapsamını daha da çok artırmaya, daha keskin ve sert kurallarla Internet’teki ifade özgürlüğünü kısıtlamaya yöneliktir. Şunu iyi anlamak lazım; Internet özgürlüğü ifade özgürlüğünün koruyucusudur. Çünkü, araştırmacılık bulguların ifade edilmesini ve özgürce paylaşılmasını da gerektirir. Eğer siz, kendinizi özgürce ifade edemiyorsanız araştırma özgürlüğüne de sahip olamazsınız. Bu, doğrudan açık bilgi akışını etkiler. Açık bilgi akışında bahsettiğim verilerin analizi, değerlendirilmesi, başkalarına sunulması, geliştirilmesi ve yeniden sunulması döngüsü etkilenecek, döngü içerisindeki aşamaların bir kısmı ya da tamamı sansürden dolayı etkilenmiş/engellenmiş olacaktır.

Internet özgürlüğü, ifade özgürlüğü, açık bilgi akışı, bilim etiği gibi haklar ve süreçler girifttir. Sizin bunlardan herhangi birine uygulayacağınız sansür diğerlerini de doğrudan ve olumsuz yönde etkilemektedir. Günümüzde en etkin araştırma yöntemi Internet’te kaynak taramasıdır. Ayrıca, içeriklere rahat ve sansürsüz erişimden, test ve bulguların Internet’te paylaşılmasından ve tartışılmasından geçer. Açık bilgi akışının, şeffaf, sansürsüz ve herkesin erişimine izin vermediği durumlarda bilimin ve toplumun ilerlemesi söz konusu dahi olamaz.

Sonuç olarak ısrarla vurguladığım şey; Internet muktedirin keyfiyetine, kendi çıkarlarına ve kendisini kormaya yönelik  bir süzgeçten geçirilemez. Internet özgürlüğü ve erişimi bir insan hakkıdır. Bu hak, birçok hakla girift haldedir ve birçok hakkın koruyucusudur.  21. yüzyılın toplumsal sorunları daha çok artmış ve daha karmaşık bir hal almıştır. Her alanda yaşanan yozlaşmalara çözüm olarak etik kavramı ortaya çıkmıştır. Bilim etiğinin kendi iç sorunları dışında bir de Internet özgürlüğüne vurulacak darbe ile uğraşmak zorunda kalması, bilimsel gelişimi yavaşlatır ve hatta durdurabilir. Bu, her toplum için kabul edilemez bir durumdur.

* Himanen, Pekka. (2005). Hacker etiği. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

* Korsan Parti Bildirisi

* Higgs Bozonu’nun Keşfinde GNU/Linux ve Özgür Yazılımlar Kritik Bir Rol Oynadı (Murat’a teşekkürler!)