The Price of Sex (Seksin Bedeli)

Önce şu fragmanı bir izleyin. Sonra konuşalım.

Bir süredir “rıza” ve onun üzerinden “seks işçiliği” hakkında yazmak istiyordum.

Sonra “The Price of Sex”i izledim.

Doğu Avrupa ülkelerinde Sovyetler Birliği sonrasında yaşanan yıkımın en önemli yönlerinden biri, tüm Doğu Avrupalı kadınların bir anda aynı isme sahip oluvermeleri: Nataşa.

Bu isimsizlik kendi başına çok şeyi açıklıyor gerçi, ama “neler döndüğünü” anlamak için filmi izlemenizi şiddetle öneririm.

Seks işçiliği (ya da en son hangi terim politik olarak doğru kabul ediliyorsa artık onunla değiştirin) tartışması biraz et yeme tartışmasına benziyor. Hayal ettiğiniz dünyada et yenip yenmeyeceği sorunsalıyla bugünkü işkencenin boyutları arasında öyle bir açı var ki, meseleyi genel-geçer felsefi normlar içinde tartışmak abesle iştigal etmek oluyor. Aynı geniş açı, bugünkü modern kölelik düzeni içinde özgür cinsellik ve seks işçiliği konuşmak için de var.

Filmin büyük bir kısmı İstanbul Aksaray’da geçiyor. Filmin yönetmeni Mimi Chakarova, benim girmeye dahi cesaret edemeyeceğim sokakları kamerasıyla geziyor, önünden geçerken başımı eğip adımlarımı hızlandıracağım adamlarla röportaj yapıyor.

Aksaray. Hem öyle uzak, hem de öyle yakın ki.

Çok tuhaf.

Belki de bir gün cesaretimi toplayıp Aksaray’a gitmeyi denemeliyim. Belki de böyle bir şey yapmak cinsellik üzerine (özellikle erkek cinselliği üzerine) görüşlerimi alt üst edecek.

Çok tuhaf.

Aksaray. Hem öyle uzak, hem de öyle yakın ki.

price

Leave a Reply

Your email address will not be published.