Tag Archives: açık ilişki

Empati seksi bir şey mi?

Empatik misin? Ben değilmişim. Öyle diyorlar. Ben inanmıyorum onların lafına.

Empatiyi iki açıdan anlatıyorlar: başkasının perspektifinden bakmak ve başkasıyla duygudaşlık yaratmak. Perspektif olayında onların bağlamını anlamak, düşünce ve hislerini besleyen geçmiş deneyimleri tahmin etmek gibi şeyler var. Duygudaşlık derken de, onların hissettiklerini senin de derinden hissetmenden bahsediyorum.

Bence bunlar bende var. Ama iki ciddi durumda hiç de empatik olmadım / olmayageldim: bunlardan biri cinsellik, diğeri de açık ilişki konusunda.

Empatik cinsellik

Cinsellikte empati yoksunluğumdan birlikte olduğum hemen herkes şikayet ediyor.

Önce şuradan başlayayım: öküz değilim, partnerimin zevk alması ve tatmin olması baş önceliğim. Bunu böyle söyleyince çok mekanik bir “yapılacaklar listesi”nde üstü çizilecek bir şeymiş gibi oldu. (Bu konuda çok yazdım, onlara bak zamanın olursa.)

Şikayet emek sarf etmememden değil. Şikayet, partnerime zevk vermekten zevk almamam. Yani, soyut olarak eğlenceli bulsam da, rasyonel olarak yapmak istesem de, faaliyetin doğrudan kendisinden zevk almayışım. Parmak da kullansam dil de kullansam partnerimde sanki bir görev yerine getiriyormuşum hissi uyandırıyorum. Öyle olunca da partnerim çabucak orgazm olması gerekiyormuş gibi bir strese giriyor.

Buradaki duygudaşlık eksikliğini görüyor musun? O zevk alıyor, ben o zevkten hiçbir şey anlamıyorum.

Empatik açık ilişki

Açık ilişkide de zevk değil acı ile ilgili aynı şey oluyor bana.

Uzun uzun açık ilişki anlatmayacağım şimdi sana. Özetle, açık ilişkiyi “doğal olarak” kıskançlık duymayan insanların yaşadığı doğru değil. Kıskançlık bir eylem. Bu eylemin altında ıstırap, endişe, kaybetme korkusu duyguları var. Bu duyguları hepimiz yaşıyoruz farklı ölçülerde. Bu duyguların altında da güvenlik, güven duyma ve istikar ihtiyaçları var. İhtiyaçlar karşılanmayınca duygularımız kendilerini eylemlerde dışa vuruyorlar. İhtiyaçlar evrensel, duygular kişiye has, davranışlar ise bizim tercihimiz. Davranışlarımız sırf anlık duygularımızla belirlenmiyorlar.

Ay ne uzun özet oldu. Demem o ki: ben on küsür yıldır açık ilişki yaşıyorum, ve hiç de öyle duygusal olarak kolay bir şey değil. Hepimiz hep güvensiz hissediyoruz. Partnerim başkasıyla çıkınca korkuyorum. Ben çıkınca o korkuyor. Bu diğer insanlarla işler ciddileşince panik oluyoruz. Bunların hepsi oluyor. Ve bunların ciddi bir kısmı geçen yıl oldu benim ilişkimde.

Görüşmeye başladığım bir kişiyle sık görüşür oldum, çok şey paylaşır oldum. Asli partnerim de neler olup bittiğini anlamaya çalışıp bana sorular sordu. Ben bu sorulara düzgünce yanıt veremedim, çünkü yanıtları bilmiyordum ve yanıt vermem gerektiğini hissetmedim. Böylece partnerim çok acı çekti ve ben bunu geçiştirdim.

En çok sevdiğim insanın acısını hissetmedim içimde. Yine duygudaşlık eksikliği bak.

Bu konuları anlamak için Roman Krznaric’in Empathy kitabını okudum.

Neler empatiye engel olur?

Diyor ki, empatiyi engelleyen dört sosyal bariyer varmış: önyargı, otorite, mesafe ve inkar.

Önyargı bildiğin şey.

Otoriteden kasıt mesela polisin emirlere uyması ve böylece kendi davranışıyla bu davranışların sonuçları arasındaki sorumluluğunu görmezden gelmesi.

Mesafeden birçok şey anlaşılabilir: fiziksel mesafe (“ay bana ne Filistin’de ne oluyorsa oluyor”) ve zamansal mesafe (“gelecek nesiller kuraklıktan aç kalacakmışsa ne olmuş yani”), sosyal mesafe (“ekmek alamıyorlarsa pasta yesinler”) empati önünde engel olabilir.

İnkar daha tuhaf: duygudaşlıktan kaçmak değil de, o duygunun o kişide olduğunu toptan reddetmek gibi bir şey. Bu sonuncunun bir sebebi, empati yorgunluğu (her gün onlarca felaket haberi okuyunca bir süre sonra etkilenmemek).

Bu engelleri nasıl aşarız?

Krznaric üç yöntem öneriyor bu engelleri aşmak için:

1. Ötekileştirmeden kaçınıp karşımızdaki kişiyi yeniden insanlaştırmak: onun bireyliğini ve öznelliğini tanımak.

Şöyle sorular sorabilirmişiz kendimize:

  • İnsanların seninle ilgili ne gibi varsayımlar yaptığını düşünüyorsun? Bunlar ne kadar doğru sence?
  • Biriyle ilgili yanlış yargı veya varsayımda bulunduğun üç örnek düşün. Bu hatanın sonuçları ne oldu?
  • Başkalarıyla ilgili ne sıklıkla varsayımda bulunuyorsun? Hangi çeşit insanlarla ilgili varsayımda bulunuyorsun?

2. Karşımızdaki kişiyle paylaştığımız (ve paylaşmadığımız) şeylerin farkına varmak.

Burada “Sana nasıl davranılmasını istiyorsan insanlara öyle davran.” kuralının ötesinde geçip “İnsanlara, kendilerine nasıl davranılmasını istiyorlarsa öyle davran.” kuralını koyuyor.

3. Düşmanımızla empati kurmak.

Bu yöntem, anlama ve yargılama arasındaki mesafeyi açıyor. Karşımızdaki kişiyi anlamak için çaba sarf edebiliriz ve bu sürecin sonunda hala onların ırkçı şakalarını yargılayabiliriz.

Tüm bunlardan bana ne?

Ben partnerimin ne duygusuna ne zevkine kafa yoruyorum.

Bunun sebebi önyargı veya otorite değil.

Biraz inkar var ama daha genel anlamda: ben genel olarak cinselliği pek ciddiye almıyorum ve duyguları da geçiştirmeye meyilliyim. Yani sadece onun duygularıyla ilişkilenmek değil mesele, kendi duygularımı da sallamıyorum genellikle.

Sosyal mesafe açık ara önde geliyor tabii ki açıklamada. Erkek olduğuma göre, cinsellikte de “egemen” taraftayım. Bu bana öyle çok ciddi fırsatlar ve iktidar vermiyor. Ama cinsellikle ilgili hiçbir travmam olmamasını sağlıyor. Cinsellik benim için konulardan bir konu. Duygularda da durum aynı: neredeyse hiç duygusal emek sarf etmem gerekmiyor sosyalleşirken.

Böyle olunca bu kitabın önerdiği yöntemler işe yaramıyorlar. Mesele karşımdaki kişiyi ötekileştirmem değil, bencillik de değil. Mesele yapısal ve de toplumsal.

Bunlarla ilgili ne yapabileceğimi merak ettim şimdi bak. Feminist devrim olsa güzel olur, ama onu yapana kadar ben ne yapabilirim?

Şey’in hiç de muhteşem olmayan yeniden geri dönüşü

Ne yapsan ne kadar zaman geçse bir türlü yok olmayan solcu örgütlere döndü blog. Ben geri geldim. Yeni hikayelerim var. Hiç de “yoğun istek üzerine” falan değil dönüşüm. Ödevim var, yapmaya geldim.

En son demişim ki “geçmişte taciz ettiğim, rahatsız ettiğim, gereksiz ısrarlarımla gerdiğim vb. en az üç kadınla irtibata geçip yukarıda yazdığım hesap-verebilirlik adımlarını uygulamaya çalışacağım”. Bunu Aralık 2020’de demişim ve kendime 6 ay süre koymuşum. Ben aslında bunu yaptım ve sonra sana anlatmaya üşendim çünkü hiç de görkemli olmayan bir şekilde 17 kişilik bir uzun liste yaptım, bunlardan 5’iyle iletişime geçtim (insanın çocukluk/gençlik arkadaşlarını bulması Facebook’ta kolay ama ciddi bir konuyu öylece açamıyor ki insan 20 yıldır konuşmadıysan), 3’üyle oturdum konuştum. Üstelik de 6 aylık mühletin içinde! Bunu sonra anlatırım. Şimdi ödevim başka.

Bak 2021’den beri benim ilişkilerim karıştı karmaşıklaştı. Yeni bir ilişkiye başladım. Bu yeni ilişki ikincillikten birincilliğe geçti, ama birincil ilişkim de birincil kaldı. Yani demem o ki harbiden çok-aşklı bir yerlere geldim ilişkilerimde. Gerçi birincil partnerimin tek birincil ilişkisi ben değildim. Ay bu yazdıklarım anlaşılıyor mu Türkçe yazınca? Diyorum ki: Benim 1 tane asıl partnerim vardı, ama bu kadının 2 tane asıl partneri vardı. Ben yeni bir tali ilişkiye başladım ama bu ilişki hızla asli hale geldi. Böyle deyince daha mı kolay oldu acaba.

Neyse, diyorum ki, çok-aşklı bir durumdaydım öncesinde de, ama aktörden çok gözlemci rolündeydim çünkü çok-aşklı ilişki benim yaptığım değil başıma gelen bir şey gibiydi. Evet her Pazar oturup sonraki haftayı planlıyorduk falan ama yani bu lojistik meseleler dışında beni duygusal emek anlamında zorlayan bir durum yoktu.

Bak dikkat et, “duygusal emek anlamında” zorlamıyordu diyorum. Çünkü duygusal anlamda elbette ki zorluyordu.

Yeni durumda (2 asli partnerimin olduğu durumda yani) artık yalnızca kendi duygularımı değil, başkalarının duygularını da idare etmem gerekti: yaptığım ve yapmadığım ve söylediğim ve söylemediğim şeylerin diğer insanlar üzerinde etkisini tahmin ve tespit etmem, hatta bir de buna göre harekete geçmem gerekti.

Böyle deyince sanki bunları önceden yapmıyormuşum gibi geliyor, değil mi?

Öyle esasında.

Ödev de bu aslında.

Velhasıl kelam, ortalığı ahıra çevirdim ve her iki ilişkimi de yüzüme gözüme bulaştırdım. Şimdi de kararım, duygusal emek ve duygusal zeka hakkında düşünmek ve kendimi geliştirmek. Bu “kendini geliştirmek” lafının ne kadar manasız olduğunu bildiğimden, bu soyut hedefi somut bir ödeve dönüştürüp düşündüklerimi buraya yazmaya karar verdim.

Daha fazla spoiler yapmak istemiyorum (hem, diğer yazılara da malzeme kalsın, değil mi ama?) ama herhalde bu yukarıdaki girizgahta ataerkil kültürü görmekte zorlanmıyorsundur. Ben zorlandım önce… sonra daha az zorlanır oldum ama hala kolay değil. Diyeceğim o ki: merak etme, oturup burada şahsi sorunlarım hakkında günlük tutmayacağım, blog hala düz erkek cinselliği hakkında olacak.

Yeniden hoşgeldin ve hoşgeldim.

Benim beklentilerim vs. Onun orgazmı

Şu sorularla başlayacağım: Benim seksten beklentilerim arasında, partnerimin orgazm olması var mı? Örneğin, partnerim orgazm olmadıysa o seks benim için tatmin edici midir? Partnerim ne sıklıkta ve kaç kez orgazm oluyorsa kendi performansımı başarılı kabul ederim?

Sanırım son tahlilde beni bağlayan şey “yine bekleriz” noktasında kilitleniyor. Yani eğer partnerim bir cinsel ilişkinin ardından, benimle tekrar birlikte olmak istiyorsa, bu bana kendimi iyi hissettiriyor deneyimin kendisiyle ilgili. Sıklığı ve sayısından ziyade bu his bana kendimi başarılı hissettiriyor.

Dikkat edersen bunun partnerimin orgazm olup olmamasıyla pek az ilgisi var. Daha doğrusu, eğer partnerim açısından tatmin olmakla orgazm ne kadar farklıysa, benim açımdan da (benim) tatmin olmamla (onun) orgazm olması arasında o kadar fark var.

Eğer bu formülle sorumluluktan kaçtığımı, partnerime orgazm yaşatmak konusunda kendime gökten inme bir esneklik sağladığımı düşünüyorsan, biraz daha düşün derim. Çünkü bence durum esneklikten ibaret değil.

Partnerimin bir cinsel ilişkiden ne bekleyeceği, onun geçmiş deneyimlerine ve geri bıraktırılmış, muhasır medeniyetler seviyesine erişememiş, erkek-egemen falan toplumumuzun çizdiği sınırlara da bağlı. Bilmem anlatabildim mi. Şöyle, başıma gelmemiş bir örnek vereyim: Eğer partnerime o güne kadar hiçbir erkek gerçekten zevk vermemişse ve benim bazı küçük jestlerim bile ona çok enteresan geliyorsa, yukarıdaki kritere göre, partnerim hayatı boyunca hiç orgazm olmasa bile kendimi başarılı sayacağım demektir. Çünkü kendimi değerlendirirken partnerimin izlenimini referans kabul ediyorum, gerçekte yaşayabileceği deneyimi değil.

Sorumluluğu üstümden atma dediğim şey asıl bu anlamda önemli: Nasıl olsa öküzlerle çevrili bir toplumda yaşadığımıza göre, hayat görece kolay olacak bana.

Ama dananın kuyruğunun koptuğu nokta, benim ilişkimin uzadığı (“ay amma uzattın”daki uzama değil, “uzun ilişki”deki uzama) ve ama bu ilişkinin açık ilişki olduğu durum. Böyle olunca, bizim cinsel heyecanımız azalıyor. Öte yandan partnerim yeni insanlarla tanıştığında elbette ki bu insanlar, en azından ilk seferlerde, ona çok daha ilgili davranıyorlar. Böylece benim sözde pek değerli hizmetlerimin pabucu dama atılıyor.

Nihayetinde, açık ilişki, kendimi kollamak için uydurduğum bir silahı bana çevirmiş oluyor: Bizim ilişkimiz boyunca partnerimin beklentilerini yüksek tutuyor.

#14 Sekiz adımda kazan-kazan çatışma çözümleme

ETİK SÜRTÜK, ALIŞTIRMA #14.
1. Öfkenizi açığa vurmak için kendinize zaman tanıyın.
2. Üstünde çalışacağınız bir konu seçin.
3. Konuşmak için bir buluşma ayarlayın.
4. Her kişi duygularını anlatmak için 3 dakika boyunca konuşacak ve partneri onu dinleyecek. Tavsiye: Ben-cümleleri kullanın. Sen-mesajları’ndan kaçının. Ve konuşmacı sözünü bitirdikten sonra kısa bir ara verin. Konuyla ilgili duygularınızı tarif etmek için elinizden geleni yapın.
5. Beyin fırtınası. En saçmaları da dahil aklınıza gelen tüm olası çözümleri listeleyin.
6. Listeyi gözden geçirin. Herhangi bir kişinin kaldıramayacağını düşündüğü önerilerin üstünü çizin.
7. Bir çözüm seçip belirli bir süre için deneyin – mesela iki-dört hafta kadar.
8. Zaman dolunca durum değerlendirmesi yapın.

Şimdiye kadar belki de hiçbir hazır çatışma çözümleme yöntemi işime yaramadı. Belki sadece benim bir önyargımdır, ama bana öyle geliyor ki her durum kendine özgü bir yöntem gerektiriyor.

Benim bu alıştırmaya en yakın deneyimimse şu:loselose

Partnerim, başka bir insanla birlikte olmak istediğim için mutsuz oldu. Tabii bir dünya kriz çıktı. Haftalar sonra tekrar  düzgün iletişim kurabildiğimizde ise

1) öfkemizi ifade etmek yaklaşık üç gün sürdü; ardından

2) birbirimizden ve ilişkimizden ne beklediğimizi, ona nasıl güven verebileceğimi, birbirimize karşı duygularımızı konuşmaya karar verdik.

3) Listeler çıkardık ve birbirimizin listeleri hakkında konuştuk.

4) Üst üste birçok buluşmamızda sadece birimize odaklandık ve duygularımızı paylaştık.

5) Birbirimizi anladıkça aklımıza öneriler geldi. Bunları aklımızın bir kenarına not ettik, ama duygularımızı paylaşmaya devam ettik. Bu arada güven verme listeleri çıkardık, ilişkiden somut olarak ne istediğimizle ilgili listeler (haftada en az üç kez görüşmek vb.) hazırladık.

(Hatta partnerimden “bana ne yaparsan ödeştiğimizi hissedersin” sorusunu düşünüp madde madde seçenekler yazmasını dahi istedim. Bunu henüz yapmadı.)

6) Bunları yaparken, birçok yeni fikir geldi aklımıza. Bunlardan biri, akşamı birlikte geçiremeyeceksek de, saat çok geç olsa da, buluşup geceyi birlikte geçirmemiz.

7) Şimdi bunu deniyoruz. Bu birkaç saatlik görüşmelerimiz ve yatakta uykuya dalana kadarki sohbetlerimiz bayağı iyi geldi ikimize de.

8) Bir yandan diğer ilişkim olgunlaştıkça zamanımı daha iyi kontrol etmeye başladım.

Şimdilik iyiye gidiyoruz gibi. Ona zaman ayırmak için çaba sarf ettiğimi ve bu çabaların gerçek dünyada karşılığı olduğunu görmesi partnerimin benim duygularım hakkında kendini daha güvende hissetmesini sağlıyor.

Tabii buradaki “şimdilik” lafı önemli. Bakalım bu durum sürdürülebilir mi?

settlinglikeadults

#4 Sihirli değneğin olsa

ETİK SÜRTÜK, ALIŞTIRMA #4: Bir sihirli değneğin olduğunu ve kendini hayal edebildiğin kadar cesur, güçlü ve bağımsız yapabildiğini düşün. Bu durumda sınırların neye benzerdi? Limitlerini listele, veya resmini çizmeyi dene. Hayatındaki herkesin saygısını hak ettiğini hatırlat kendine. Sevdiklerine sınırlarını anlattığını hayal et, bunu yapmanın bir öz-saygı ve öz-sevgi eylemi olduğunu hatırla.

Günlerdir bu soruyu düşünüyorum.  Sıkıntım şurada: Kendimi hayal edebildiğim kadar cesur, güçlü ve bağımsız yapabilsem, bambaşka bir yerde bambaşka şeylesinirlarr yapıyor olurdum. Ne bu blog kalırdı geriye, ne de cinsellikle ilgili kaygılarım.

Cesaret, güç, bağımsızlık hissi gibi şeyleri de hayatımın tek bir alanıyla sınırlayabilir miyim bilemiyorum. O yüzden daha ziyade, sınırlarımı düşünmeye başladım.

SINIRLAR

Birçok insanın aksine “Hem de benim/bizim yatağım(ız)da!” gibi bir sınırım olmadığını fark ettim. Sevişecek olduktan sonra, nerede seviştiğinin bir önemi yok sanki. Ama mesela partnerimin tanımadığım bilmediğim biriyle benim yatağımda sevişmesi biraz tuhafıma gidiyor. Karşı değilim, ama çok rahat da hissetmiyorum kendimi. O kişiyle, sonrasında da olsa, tanışmayı tercih ederim. Çünkü galiba eğer o kişiden hoşlanmazsam, yatağımı kullanmasını da istemem.

Yine, eğer benim kendimi yakın hissetmediğim biriyse, yanı başımda öpüşüp koklaşmaları hoşuma gitmez sanırım. Daha doğrusu, benim yerime onunla oynaştığına göre, en azından bu sahneyi güzel buluyor olmalıyım. Yok eğer ben de kendimi o kişiye yakın hissediyorsam, kendimi dışlanmış hissetmem, içimden gelirse ben de dahil olabilirim belki. (Bundan kastım basit şeyler: Bir kafede oturuyoruz diyelim ve onlar el ele tutuşuyorlar ve birbirlerine dokunuyorlar ara sıra. Ben de böyle şeyler yapmak isteyebilirim partnerime, ama bunun için dışlanmış hissetmemem lazım.)

Bir başka sınırı bizzat yaşayarak fark ettim. Sevişmenin ortasında telefonu çaldı, o da sevgilisi aradığına göre acil bir şey olmalı diye düşünüp yanıt verdi. Sonra 15 dakika konuştular. Şimdi, başkası aramış olsa, 15 dakika ben yine ona dokunabilirim, onu öpebilirim falan. Ama sevgilisi aradığı için tuhaf kaçacağını düşündüm. E tabii o kadar heyecanın bir anda sönüvermesi keyfimi kaçırdı. Sonrasında, odama girdiğimiz anda telefonlarımızın sesini kapatmak konusunda anlaştık.

YA SINIRLAR AŞILIRSA

Benim tek-eşli olmadığımı bilen ama kendisi tek-eşli olan ve benim de tek-eşli olmamı isteyen biriyle birlikteydim. Bir süre sonra bir başka kadından hoşlandım ve ona “Böyle bir durum var. Ben bu insanı tanımak istiyorum. Sınırların neler?” diye sordum. Sınırın, benim başka birinden hoşlandığım anda aşıldığını söyledi.

Elimden bir şey gelmedi. Saatlerce konuştuk, ağlaştık, tartıştık. Ben, başkasına ilgi duymamın ona ilgimle alakalı olmadığını anlatmaya çalıştım. Beceremedim.

Sonuçta, ilişkimize reset attık. Yani önce ayrıldık, arkadaş kalmaya karar verdik. Yaklaşık bir hafta sonra da farklı bir şekilde tekrar bir araya geldik. O varken hayatıma başka birini almam çok fazla sürtünme yaratıyordu. Ancak hayatımda başka biri varken onun duruma uyum sağlayarak hayatıma girmesi görece daha kolay oldu.

Sanırım şimdiye kadar kimse, kendi sınırları içinde kalan ama benim sınırlarımı aşan bir şey yapmadı. Aklıma gelen tek örnek, benimle “bir süredir yalnız olduğu için” seviştiğini söyleyen kadın. Kendimi çok değersiz hissetmiştim, ama sevişmeyi de yarıda bırakamamıştım. Bir daha aramadım onu, aradığında da buluşma teklifini reddettim. Cinsellik, bedenin paylaşılması, benim için mahremiyetin paylaşılması anlamına geliyor; bunu da sırf fizyolojik ihtiyaca indirgeyesim yok.

SONUÇTA

Benim anladığım, “sınırı aşma”, kişinin ilişkide kendini güvende hissetmediği anda başlıyor.

İlişkinin ve/veya ilişkideki kişilerin güvensiz oldukları durumda sınırlar daha katı oluyor.

Sanırım bu konular kitabın sonraki bölümlerinde daha detaylıca işlenecek. Bu soruyla ilgili eyyorlamam bu kadar.

MimiEunice_06

#2 Neden sürtüklük? Neden değil?

ETİK SÜRTÜK, ALIŞTIRMA #2: Herhangi bir yerdeki herhangi bir insanın sürtük olmak istemesi için aklına gelen tüm nedenlerin bir listesini çıkar. Bunu kendi başına, bir arkadaşınla veya bir sevgilinle yapabilirsin. Listedekilerden hangileri sana ne tür bir sürtük olmak istemediğinle ilgili bir şeyler söylüyor? Hangilerini çok iyi ve geçerli sebep kabul edersin?

İLK “AÇIK İLİŞKİ” DENEMEM

Benim ilk “açık ilişki” deneyimim aslında biraz kendi gerçekliğimi kabul etmemle başladı.

Sevgilim varken başka kadınları arzulayabiliyorum, eğer onlar da benimle ilgilenirse onlarla (cinsel ve/veya duygusal) bir şeyler paylaşmak içimden geliyor.

Şimdi, açık ilişki türü şeyler denemeden önce, yani basbayağı düz tek-eşliyken, her çekici kadın gördüğümde kafam karışıyordu. Yani, o arzumu ve merakımı uzun süreli ilişkimle ilgili hissetiklerimle karıştıyordum. Bu arzumu kabullenmeden önce, her ilgi duyduğum kadına aşık olduğumu sanıyordum. Haftalar süren bir krizin ardından da yine sevgilime dönüyordum.

Oysa tüm bunlara gerek yoktu. Şu veya bu sebeple ben başka biriyle bir şeyler paylaşmak istiyordum, ortada endişelenecek bir şey yoktu.yes-we-are-open

İşte içimden gelen bu dürtüyü kabullendiğimde, aslında asıl ilişkimle ilgili de rahatladım. Sevgilimle beni bir arada tutan, sürekli onu arzuluyor olmam değil, bundan çok daha derin bir şeydi, onunla birlikte yaşamak, tüm hayatımı onunla paylaşmak istememdi. Bu paylaşılacak hayatın içinde elbette başka insanlara da yer vardı.

Böylece kendi hislerimi daha iyi anlamaya başladım. Bu da sevgilimin de kendini daha güvende hissetmesini sağladı, çünkü ben artık bu ilgi duyduğum insanların benim için anlam ve önemini daha doğru bir şekilde tartabiliyordum.

BAŞKA NE GİBİ SEBEPLER OLABİLİR?

Kendi deneyimim dışında ne gibi sebeplerle insanların sürtük olabileceğini düşününce aklıma şunlar geldi bir kalemde:

  • Uzak mesafe ilişki yürüten kişilerin fiziksel ilgilenme ve ilgilenilme ihtiyaçları
  • Çok iyi geçinen ama cinsel uyumsuzluk yaşayan sevgililer
  • Müthiş bir cinsel uyum yakalamış olan ama birbirine aşık olmayan insanlar
  • Hayatındaki başka konulara odaklanmak istediği için partneriyle sadece bazı şeyleri paylaşmak isteyen biri
  • Dışsal sebeplerle, birbiriyle kısa bir süre birlikte olabilecek insanlar
  • Yeni bir şeyler denemek isteyen bir kişinin partnerinin bu konuya ilgisinin olmaması

Bunların hepsi benim açımdan bir ölçüde meşru sebepler… ve tabii ki liste çok daha uzatılabilir. Her biri farklı tür bir ilişki anlamına geliyor bunların.RadicalRelationsHeart

***

Son olarak, burada yazdığım hiçbir şeyden, ne tür bir sürtük olmak istemediğimle ilgili bir sonuç çıkmıyor. Onu da artık başka bir zaman anlatırım.