Duygusal adalete giriş

Zeka katsayısı (IQ) tartışmalarını bilmem duymuş muydun. Lineer ve mekanik düşünmenin ayrıcalıklı tutulduğu toplumların bunu “zeka”nın tek kriteri sayıp uydurdukları bir seviyelendirme sistemi. Elbette analitik düşünme becerisini ölçmek önemli, ama soruların soruluş biçimine aşinalık bile önemli bir etken. (Mesela yıllarca üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanmış biri IQ testlerini daha rahatça çözecektir.) Öte yandan bir insanın zeki olup olmadığını bu sınavın ölçtüğünü sanmak abartılı olacaktır. Tam da bu yüzden “duygusal zeka”, “fiziksel zeka” vb. başka kavramlar öne sürüldü, zekayı farklı açılardan ölçmenin yolları olarak. Bu da benim empati yazılarımla örtüşüyor, çünkü bu “diğer” zekalarda erkekler genellikle geri zekalı çıkıyorlar.

Neyse, asıl konuya gireyim.

Duygusal adalet (emotional justice) diye bir kavramla tanıştım. Kabaca şu: Erkek egemen toplumun baskısı tikel olaylarda değil, genel bir toplumsal ortamda hissediliyor. Sırf taciz veya tecavüz edilen kadınlar değil kendini güvensiz hisseden. Bu vakıaların çokluğu, yaygınlığı ve normalliği yüzünden tüm kadınlar güvensiz hissediyorlar, ve haklılar. Biri onlara bakış attığında veya yaklaşıp tanışmak istediğini söylediğinde, kadının aklına gelenlerle erkeğin aklına gelenler bir değil. Erkek durumu “olduğu gibi” ele alabilir, yani “biri bana baktı işte ne yani” diye düşünebilir. Kadının aklına gelen “bu kişi bana ne yapacak?” oluyor, çünkü baskı sistemi baskıda olanın üzerinde psikolojik, duygusal ve ruhsal bir etki yaratıyor. Ve bu etki kalıcı – doğrudan o kadının başına bir şey gelmemiş olsa da.

İşte duygusal adaletsizlik burada başlıyor, çünkü flört etmeye eşit zeminde başlamıyoruz, sevişmeye de.

Ben genellikle “rıza” (consent) kavramını anladığımı, ona göre hareket ettiğimi düşünmüşümdür, yani en azından bu konuya kafa yormaya başladığım son yıllarda.

Yanılıyormuşum.

İşte bunu öğrendim son haftalarda.

Flört etmeye eşit zeminde başlamadığımızı fark ettiğinde, tüm rıza tartışması başka bir şekil alıyor. Çünkü tekliflerin “ben sordum, o Hayır dedi, ben de yoluma gittim” gibi düz bir mantık izleyemiyor. O teklifin karşı taraftaki karşılığı bambaşka olabilir. Ve esasında bu eşitsizliğe hassasiyet göstermek, adalet kavramını ilişkilerimize entegre etmek anlamına geliyor.

Bana Hayır diyen birine “teşekkür ederim yanıtın için, rahatsız ettiğim için özür dilerim, iyi günler” demem gerektiğini anlamam için bu kadar zaman geçmiş olması üzücü tabii, ama geç olsun güç olmasın diyelim. Bunu gerçekten öğrenmem daha zamanımı alacak gibime geliyor. Aklımdaki rıza/taciz kavramları alt üst oldu diyebilirim sana rahatça.

One response to “Duygusal adalete giriş

  1. Pingback: Hayır’a Evet demek. | Bir Şey'in Anıları

Leave a Reply

Your email address will not be published.