Tag Archives: dans

#9 Kendine nazik olmanın 15 yolu

ETİK SÜRTÜK, ALIŞTIRMA #9: Kendine nazik olmak için yapabileceğin 15 basit şeyden oluşan bir liste yap: Örneğin “Dükkana gidip kendime bir çiçek almak.” veya “Ayaklarımı sıcak suya sokmak ve sonra da bir güzel masaj yapmak.” gibi. Bazen kendine şu soruyu sormak faydalıdır: “Kendimi daha güvenli, daha iyi, daha ilgilenilmiş hissetmek için ne yapabilirim?” Listendeki maddeleri küçük fişlere yaz. Kendini üzgün hissettiğinde ve keyfini biraz yerine getirmek istediğinde, bir kart çek ve yazılı şeyi yap.

Kendimi üzgün hissettiğimde genellikle nasıl daha iyi hissedebileceğim sorusu, üzgün olmamın sebeplerine odaklanıyor. Yani mesela hayatımda bir şey ters gidince, ayak masajı yapmanın bana pek bir faydası olmuyor. Hatta dikkatimi dağıtan şeyler daha da keyfimi kaçırıyor; ortada bir sorun varsa bu soruna odaklanmalıyım, niye başka şey yapayım?

O yüzden bu soruda ben iki ayrı liste görüyorum:kindtoyourself

* Kendini üzgün hissettiğimde, kendimi daha güvenli, daha iyi hissetmek için yapabileceklerim listesi.

* Keyfimi yerine getirmek istediğimde yapabileceklerim listesi.

üzgün OLDUĞUMDA…

1) Sorunu bir kenara yazarım ve üzerine düşünürüm. Sorunun altında yatan başka şeyler olup olmadığına kafa yorarım.

2) Sorunumu çözmek için yapabileceğim somut şeylerin bir listesini çıkarırım.

3) Sorunu kimlerle paylaşabileceğimi, kimlerin bana yardımcı olabileceğini düşünürüm. Bu arkadaşlarımla irtibata geçerim.

4) Şiir okurum. Şiir yazarım. Bunlar soruna odaklanmamı sağlar.

5) Dans ederim. Hislerimi bedenimle ifade etmek hislerimi anlamamı kolaylaştırır bazen.

6) Sevdiklerime sarılırım, genel olarak onlara daha çok dokunurum.

7) Odamdaki eşyaları veya eşyaların yerlerini, ruh halimi yansıtacak şekilde düzenlerim.

8) Çay içerim. Çay iyidir. :)

9) Topluluk içine çıkarım. Yalnız kalmanın böyle durumlarda faydadan çok zararı oldu bana. (Topluluk içine çıkmak sosyalleşmek demek değil.)

10) Yapmam gereken pratik şeylere el atarım. Temizlik, bulaşık, çamaşır gibi… Beynimi meşgul etmeyen şeyler yapmak hem konsantrasyonumu arttırır, hem de bu işleri aradan çıkarmış olmak beni motive eder.

11) Duş alırım.

12) Soruna odaklanmamı engelleyen şeylerin listesini çıkarırım. Yapmam gerekenler, aklıma takılan diğer işler vb. Bunlar gözümün önünde somutlanınca zihnimi meşgul etmeyi bırakırlar, çünkü onlara ne zaman odaklanacağımı belirlerim – o zaman bu zaman değildir.reading

13) Müzik dinlerim. Yeni müzisyenler ve müzik grupları keşfederim.

14) Saatlerce kitap okurum. Bu ilk bakışta dikkat dağıtıcı gibi gelebilir kulağa, ama kitaplar benim odaklanmamı sağlıyorlar ve kendi hayatıma kitabın filtresinden bakmanın çok yaratıcı etkisi oluyor.

15) Araba gürültüsünün olmadığı bir parkta çimlere uzanırım.

KEYFİMİ YERİNE GETİRMEK İÇİN…

1) Sevdiklerime mektup/kart yollarım. (Evet bunu gerçekten yapıyorum hala.)

2) Uzun süredir beklettiğim işlerden en az bir tanesi yaparım. Aylardır okunmayı bekleyen bir makale olabilir bu, ya da erteleyip durduğum başka bir iş olabilir.

3) Tiyatro ve sinema programlarına bakarım. O anda gidemiyor olsam bile gelecek hafta gitmeyi planlamak yeter keyfimi yerine getirmeye.

4) Saçma kara kalem çizimler yaparım.

5) Küçük (Şirinler boyutunda) şeytancıkların ordan oraya koşturup etrafı birbirine kattıklarını, müthiş bir gürültüyle eğlendiklerini canlandırırım gözümde.

6) Kitap okurum.devil

7) Dans ederim.

8) Uzun zamandır yemediğim bir şey yerim. (Bu çok basit bir şey de olabilir. Aylardır sakız çiğnemediğimi fark edip iki günde bir paket sakız bitirdiğim olmuştu.)

9) Deniz kıyısında gün batımını seyrederim.

10) Sevdiğim bir insanla, sarılarak uyurum. (Seks yapmam genellikle, keyifsizsem odaklanamıyorum pek.)

11) Eski fotoğraflara, eski yazılarıma vb. göz atarım.

12) Odamı temizlerim. (Temizlik yapmayı değil, gereksiz bulduğum şeyleri atmayı kast ediyorum. Odamdaki eşya miktarının azalması beni cidden çok keyiflendiriyor.)

13) Şehirde yeni bir yer keşfederim. Gitmediğim bir müzeye, bir mahalleye, bir parka giderim.

14) Denize girerim. (Bunu her zaman yapamıyorum tabii. Ama mümkünse liste başıdır kesin!)

15) İnternette kısa animasyon filmleri izlerim.

Listeleri hazırlarken aklıma “yeni” diyebileceğim bir şey gelmedi. Ama eski olup uzun zamandır yapmadığım şeyleri hatırladım. Şimdi geriye sadece yapmak kalıyor herhalde.

Blog okuması: Seks olmayan seksi şeyler

Seksin nerede başlayıp nerede bittiğini anlamak çok kolay değil. Birçok eylemi, ön-sevişme denilen bir gruba sokuyoruz. Ama sevgilin bu ön-sevişme dediğin şeyleri bir başkasıyla yapınca bazen aldatma sayılabiliyor, bazen de sayılmıyor. Aldatma denilen şeyden büyük ölçüde cinselliği anlıyoruz, ama aldatmadan ne anladığımız pek o kadar açık değil, çünkü cinselliğin ne olduğu hakkında biraz daha konuşmamız lazım:lets talk

Ailemizle, yakın arkadaşlarımızla ya da video koleksiyonumuzla yaşadığımız birçok şey, farklı şekilde anlamlandırıldığında aldatma sayılabilir. (öpüşmek, dans etmek, beraber uyumak, onu düşünerek mastürbasyon yapmak, rüyanda onunla seviştiğini görmek vb.) Gözlemlenebilir dünyada yaşanan şey aynı kalıyor. Ama, sırf biz “Ben bu eylemi yaparken onu aldatmıyordum.” dediğimiz için – ve muhtemelen o üçüncü kişi de aynı kanıda olduğu için – hiçbir rahatsızlık hissetmiyoruz.

Tam da bu yüzden, “Sadece bir gecelik bir şeydi.” lafı meşru olabiliyor. Tam da bu yüzden, “Hiçbir şey yaşamadık, ama başka birine karşı bunları hissetmiş olmam yeter.” deyip ayrılmayı seçebiliyoruz.

Yani “O sayılmaz, çünkü o sayılmaz.” ya da “Bu sayılır, çünkü bu sayılır.” diyoruz.” (Polyamory / Poliamori / Çok-aşklılık nedir?)

Tabii ki aldatmayı cinsellik üzerinden tanımlamak bariz değil. Demek istediğim, öyle tanımlasak bile ortada konuşulacak bir şey olduğu. Biriyle sevişmek dediğimiz şeyin kendisi bile alengirli:

“Cinsellikle ilgili ilkler konusunda şöyle bir liste var:gelmeden

1. aşama – öpüşme, yakın bedensel temasla sarılma

2. aşama – ateşli öpüşme ve okşama (kıyafet üzerinden)

3. aşama – ten teması, genital bölgenin ve göğüslerin okşanması

4. aşama – birleşme

Yani ortalıkta, bu aşamalardan hangisine ilk kez kimle geçtiğinin çetelesini tutan, dahası hangi date‘iyle hangi aşamaya kadar geldiğini hesap eden insanlar var.” (İlk sevişme)

Tüm bu aşamaların ardında yatan şey, sevişmenin hayatımızdaki yerini çok daraltmış olmamız galiba. Bunu mesela “ilk deneyimler”ini düşünürsen fark edebilirsin:is this sex

  • “Mastürbasyon yaparken hayal ettiğim ilk kadını hatırlamıyorum. Oysa cinsel hayatımda çok özel bir yeri falan olması gerekmez mi?
  • İlk kez romantik bir şekilde elini tuttuğum insanı hatırlıyorum, ama daha o zaman bile önemsiz bulmuştum bunu. (Devamının gelip gelmeyeceğiyle meşguldü kafam. (Gelmemişti.) )
  • Sürtünme ve okşamayı içeren ilk deneyimleri, hiç de romantik beklentilerimin olmadığı bir durumda, bir arkadaşımla yaşadım. Bunu özellikle enteresan buluyorum, çünkü seksle doğrudan ilişkilendirilen bir etkinlik bu: Gayet erotik bir an. Ama tüm olay bir çeşit oyun (oynaşma?) olarak cereyan ediyor. Tuhaf.” (Bakir olmak ne demektir?)

Yani demem o ki, bence ortada birçoğumuzun sandığından daha çok seks var. Ve bunu kesinlikle kötü anlamda söylemiyorum. Ortada seks var ama biz ona seks demiyoruz, diyemiyoruz her nedense. Bunun benim açımdan belki de en belirgin örneği, arkadaşlarımla ilişkilerim:

“Yaptığım hesaba göre, son bir yıl içerisinde, mastürbasyon yaparken hayal ettiğim kadın arkadaşlarımın sayısı en az yirmi.

Bunlar, hayal ettiğim tüm kadınlar değil elbette. Porno videolarında gördüğüm birini veya arkadaşım sayamayacağım tanıdıklarımı da hayal ettiğim oluyor. Ama, bana ilginç gelen, hayallerimde ezici çoğunluğu (herhalde %90′dan fazlasını) arkadaşlarımın oluşturması.

… İlginç olan nokta şu: Beni arkadaşı sayan bir kadın, günün birinde onu hayal ederek mastürbasyon yapacağımı düşünürse, tahmininin doğru olma ihtimali hiç de az değil !” (Evet arkadaşlar, buyurun hayallerime)

Anlaşılan o ki, benim arkadaşlık ilişkilerimin kayda değer bir kısmında, seks değilse bile, seksi bir yan, yani cinsellikle ilgili bir yan var. Yine mesela dans etmeyi birçok durumda seks olarak tanımlamayız (hani ne bileyim, biriyle dans eden yarı-muhafazakar bir kadın bekaretini kaybettiğini düşünmez mesela dansın sonunda).

Ama gerçekten de dans ile sevişmek arasında bolca ortak nokta olduğunu düşünüyorum.

… Karşımdaki kişiye olduğu kadar kendi bedensel hazzıma da odaklıyım. Birbirimizi kişisel mahremiyet alanlarımıza kabul ediyoruz. Genellikle sözlü olmayan bir iletişim kuruyoruz partnerimle; “uyum”, “fazla ileri gitmemek” vb. yine tanımlı. (Üstelik “sınırlar” daha belirgin, bu bir ölçüde kolaylık bile sağlıyor.)dance and love

Dikkat edersen direk dansı veya “dirty dance” gibi doğrudan erotizmle ilişkilendirilen örnekler vermemeye özen gösteriyorum. Mesele dansın türü değil.  (Nasıl ki mesele seks pozisyonları da değilse.)

Ve fakat, sorunu görüyor musun? Dans, genellikle Latin danslarında olduğu gibi sadece teknikten ve dış estetikten ibaret bile olsa, çoğunlukla seks de öyle değil mi? Neredeyse herkesin takip ettiği “adımlar” yok mu sekste de? (Sırasıyla, okşama, öpüşme, elle uyarma, oral seks, penetrasyon, boşalma gibi mesela?)” (Dans ile sevişmek arasındaki fark nedir?)

Biriyle dans ettiğimde yaşadığımın seks olmadığını kabul edebilirim bir ölçüde, ama cinsel bir deneyim olduğuna da eminim. Üstelik bu kendisi seks olmayıp seksi olan şeyler konusu, ortamda başka biri olmadan da ilginç:

Mastürbasyonu 31 çekmekle, yani el çekmekle denk tutuyoruz. … Yani, penisini okşamıyorsan mastürbasyon yok.

Oysa cinsellik bundan çok önce başlıyor. Pornografik videolar izliyor olabiliriz. Bize çok çekici gelen bir kadınla/erkekle zaman geçiriyor olabiliriz. Hatta sadece yolda yürürken partnerimizi (veya arzuladığımız kişiyi) hayal etmeye başlamış olabiliriz. Tüm bu örneklerde cinsellik tek taraflı; yani karşımızdaki (gerçek ya da hayali) kişi bizimle bir cinsel deneyim yaşamıyor ama biz yaşıyoruz. Heyecanlanıyoruz. Sertleşiyoruz/ıslanıyoruz. Belki ellerimiz titriyor, belki cümlelerimiz dağınıklaşıyor. Sonra, bir noktada odamıza veya tuvalete gidip boşalabiliriz. Ya da hiç boşalmayabiliriz.

Sonuçta, ortada cinsel bir deneyim yok mu?

Bence var. Bence yaşadığımız bu şeyin bir karşılığı olmalı. Daha doğrusu, mastürbasyona tüm bunlar dahil olmalı. Dolayısıyla, nasıl cinsel ilişki “tak-çıkar”dan ibaret olmamalıysa, mastürbasyon da el çekmekten ibaret olmamalı.” (MastPrintürbasyonlarım neden bu kadar kısa sürüyor?)

Bu biraz uç bir örnek oldu, ama sanırım derdimi anlatabildim: Hayatımızın ciddi bir kısmında seksle ilişkili şeyler oluyor ve genellikle ya bunlar yokmuş gibi davranıyoruz ya da görmemize rağmen tanımlarımızı bunlardaki cinselliği dışlayacak şekilde yapıyoruz. (Örneğin dansı cinsellikten, porno izlemeyi cinsel deneyimden saymıyoruz.)

“Şimdi kendimize soralım. Şunlardan hangilerini flört sayarız:

  • birlikte sinemaya/tiyatroya/konsere gitmek
  • sarılmak
  • birlikte uyumak
  • başını okşamak
  • dans etmek
  • masaj yapmak
  • konuşurken sık sık dokunmak
  • konuşurken “canım”, “hayatım” gibi sözcüklerle hitap etmek

Şimdi, aynı şeyleri, farklı açılardan soralım:hands

  • Sen bunların hangilerini hiçbir cinsel çağrışımda bulunmadan yaptın?
  • Biri sana bunlardan birini yapsa, nasıl hissedersin? Ne tepki verirsin? Onun sana “işaret verdiğini” düşünür müsün?
  • Bunları, iki arkadaşın arasında gözlemlediğinde, aralarında “bir şeyler” olduğundan şüphelenir misin?

Ve en zor soru geliyor:

  • Karşındaki insan sana bunlardan birini yaptığında ya da sen ona bunlardan birini yaptığında, onun vaziyeti nasıl anlamlandırdığını anlayabiliyor musun?” (Flörtün Eleştirisine Katkı: Giriş)

Tüm bunların ardında, neyin seks ve neyin seksi olduğu soru var. Benim iddiam, bu yukarıda saydıklarımın ciddi bir kısmının (ve daha birçok şeyin) birçok insan açısından seks sayılmayıp seksi sayılacağı. Mesela yukarıdaki maddelerden birine bakalım:

“İngilizce’deki “to sleep with someone” lafının Türkçe karşılığı “biriyle yatmak”. Birebir çevirsek “biriyle uyumak” olması lazım ama teklif tam da yatmak ama uyumamak olduğu için çeviride itiraz edilecek bir şey yok.

Ama ne İngilizce’de ne de Türkçe’de gerçekten de biriyle birlikte uyumak için geniş kabul gören bir deyiş olmaması konuşmaya değer.waking up next to you

Dikkat edersen, uyumak, seksi içerecek değil, seksle denkleşecek şekilde kullanılıyor.” (Benimle uyur musun?)

Gerçi, hayatımızda cinsellikle ilgili sandığımızdan daha çok şey olduğunu söylerken, bir hatırlatmada bulunmak isterim:

“Ne yöne baksan seks görmekte sorun var elbette; ama bazen bazı yerlere bakıp (oralarda seks olmasa da) seks görmekte bir sorun yok. Fanteziler, hayaller falan tam da buralardan çıkıyor.” (Tahrik edici unsurlar her yerde)

Yani seks tanımımızı genişletmek aslında cinsel hazzı da doğrudan arttırabilir. Hatta birçok insan arasında alttan alta yaşanan cinsel gerginlikler ortadan kalkabilir, en azından neyin seks olduğu konusunu konuştukça…

Sonuç olarak, tuhaf bir döngüdeyiz sanki: Cinsellik hakkında pek az konuşuyoruz, çünkü seks dediğimiz şeyler oldukça az yaşanıyor. Seks dediğimiz şeyler oldukça az yaşanıyor, çünkü seksle ilgili tanımlarımızı çok dar yapıyoruz. Seksle ilgili tanımlarımızı çok dar yapıyoruz, çünkü cinselliğin hayatımızın ne kadar da her yere nüfuz eden bir parçası olduğunu görmüyoruz. Cinselliğin hayatımızdaki önemini görmüyoruz, göremiyoruz, çünkü cinsellik hakkında pek az konuşuyoruz. (başa dön, tekrar et)

Aşk yoksa seks yok… mu?

Kısa yanıt: Var.

Uzun yanıt zor ve tek yazıya sığdırabilir miyim emin değilim.Tennis Australia Commission Shoot

Önceki yazımda seksle tenis oynamak arasında paralellik kuran bir diyalogdan bahsetmiştim. Ben de böyle bir paralellik görüyorum, ama “altı üstü tenis gibi bir şey” anlamında değil, “tenisle kıyaslanabilir bir aktivite” anlamında görüyorum. Daha doğrusu: İki faaliyetin kıyaslanabilmesi, kıyaslanınca denk çıkacakları anlamına gelmiyor.

Evet, seks de, tenis gibi, zaman ve enerjimi başka biriyle/birileriyle paylaştığım, keyif aldığım ve beni geliştirdiğini hissettiğim bir etkinlik.

Seksle tenis arasında gerçekten de kategorik bir fark olmadığını düşünüyorum. Evet, ortada nicelik açısından, yani paylaşımın niceliği açısından ciddi bir fark var. Ama bu niteliksel bir farka denk düşmüyor.

Maç sırasında dur otur küfreden biriyle tenis oynayabilir miyim bilmiyorum. Ya da, iyi bir oyuncu olsa bile, çirkeflik yapan biriyle oynayabilir miyim? Hatta ırkçı olduğunu bildiğim biriyle tenis oynayabilir miyim emin değilim mesela. Yani tenis oynamak da öyle herhangi biriyle yapacağım bir şey değil.

Burada kilit olan, teniste kendimden paylaştığım kısmın görece sınırlı olması. Bunu sadece bedenimi paylaşmak olarak düşünmeyin ama. Teniste duygusal paylaşım da görece sınırlı oluyor. Bu anlamda, tenisten sekse kadarki yolda* benim paylaşım diyeceğim bir sürü aktivite var: sohbet etmek, birlikte yemeğe çıkmak, dans etmek bunlardan sadece bazıları.dancingromantic

Yine de, seks, çok yoğun bir paylaşım olmakla beraber, paylaşımlardan bir paylaşım olmak dışında bir şey değil. Zaten örneğin dans etmek gibi şeyleri seksten nasıl ayırt ediyoruz bilmiyorum pek. Dahası, eğer arkadaşlarımla seviştiğimi hayal edebiliyorsam, onların bir kısmıyla gerçekten de sevişebileceğimi inkar etmek ikiyüzlülük olur.

Seks ve tenis hakkında bu kadar konuştuktan sonra, başlıkta geçen ilk sözcükle ilgili de birkaç laf etmem lazım herhalde.

Seks hakkında konuşmak biraz daha kolay, ama gayet de zor. Cinselliğin nerede başladığı hakkında kafam çok karışık. (Yine de, tenis oynamanın seks olmadığını söyleyebilecek kadar net sayılırım.) Ama konu aşk olunca, fiziksel dünyada yapılan şeyler üzerinden referans noktası aradığımda hep kendimle çelişiyorum. Bir yandan, tüm ilişkilerin bir ölçüde çok-aşklı (poly-amorous) olduğundan şüpheleniyorum. Bir yandan da, sanki aşk dediğim şey “her şeyini paylaşma isteği”ni içeriyor olmalıymış, dolayısıyla yukarıdaki tenis-seks tartışmasından bağımsız olamazmış gibime geliyor. Neyse ki buradaki “her şey”, sadece verili bir anda fiziksel dünyadaki paylaşımlardan ibaret olmayıp, geleceğe desohesays uzanan, planları vb. de içeren bir genel paylaşma hali anlamına geliyor. Zaten böyle de olmasa, arzularımla aşkı ayırt edemezdim muhtemelen.

Aşk hakkında ilham verici bir şeyler yazamayacağım ortada. Onun yerine seksin “sadece seks” olmadığı hakkında bir şey söylemek istiyorum:

Dikkat ederseniz yukarıda tenisten sekse giden bir yol olduğundan ve arada birçok başka etkinlik olabileceğinden bahsettim. Yani aslında cinselliği, bir açıdan, diğer etkinliklere kıyasla daha üst bir yere, hatta belki de en üst yere koydum. Bu gayet öznel bir değerlendirme tabii ki. Yine de, benim için seksin hem “paylaşımlardan bir paylaşım” olduğunu söylerken, hem de “epi topu bir paylaşım” olmadığını söylemiş oluyorum.  Dolayısıyla, biriyle sevişmek istemem, aslında o kişiyi gerçekten önemsediğimi falan da gösteriyor.

Bu yazıya bir problematik tarif etmeden, sadece ortaya bir soru atarak başladım. Ama aslında problematiğe yazının içerisinde değindim bile:

Sevişmek istediğim insanlar var, ama bu insanların hepsine aşık değilim ben. Asıl soru şu: Eğer seks isteği aşkı gerektirmiyorsa, aşkın aşk olduğuna nasıl karar veririz? Daha doğrusu, ben karşımdaki insana aşık olduğumu (ve tabii aşktan ne anladığımı) nasıl anlatabilirim? En zoru; biriyle sevişmeyi gerçekten çok istediğimde, bu kişiye, ona aşık olmadığımı ama buna rağmen ona karşı gayet yoğun şeyler hissettiğimi, tutarlı bir şekilde nasıl açıklayabilirim?

Bu yazıyla bu sorulara yanıt verdiğimi falan iddia etmiyorum tabii ki. Sadece, aklımda dönüp duran sorunsalın bu olduğunu ve yazıyı bu gözle yazmış olduğumu, böylece yazının bu bağlamda okunmasını istediğimi söylüyorum.

whatislove

Not: Yazı boyunca her cümlenin başına “bence” sözcüğünü ekleyin, beni yormayın.

***

* Bu yolun doğrusal olduğu anlamı çıkmasın bu tümceden.

Erkekler boşalmadan orgazm olabilir mi?

Yıllardır düşündüğüm bu soruya şimdi “Yanıt ‘Hayır’ değil.” şeklinde net bir yanıt verebilirim.

Çok tatmin edici bir yanıt gibi durmuyor, ama zayıf da olsa ortada bir iddia olduğunda anlaşalım.

Öncelikle, sanırım orgazmın ne olduğu konusunda çok az fikrim var.orgasmic hand

Genellikle, boşalmam orgazm olduğumu ifade ediyor, ama her zaman değil. Biraz kötü bir örnek ama “tanım” yapmaya çalışırken tanımı uç örneklerle test etmekte fayda var: Uykumda boşalmama orgazm diyemem. Daha fizyolojik bir şey o; bedenin sperm üretme döngüsünü bana rağmen çalıştırmasından ibaret. (Zaten, tatmin edici bir cinsel hayatım varken uykumda boşalmıyorum.)

Bu durumda ilk akla gelen, duygusal başka kriterlerin yanında, boşalmayı da orgazm için bir gerek koşul olarak görmek. Bu diğer kriterleri tartışmak da eğlenceli olabilirdi, ama ben boşalmanın orgazm için gerekli olup olmadığından bile emin değilim.

Biriyle hem duygusal olarak yoğun hem de erotik bir anı paylaştığınızı, ancak daha ileri* bir aşamaya geçmenizi engelleyen şartlar olduğunu farz edin. Benim buna verebileceğim birkaç örnek var. Soyut konuşmamak için, gerçekte olanı azıcık değiştirerek kendimden örnek veriyorum:

  • Hep çekici bulmuş olduğum bir arkadaşımla bardaydık. İkimiz de biraz sarhoştuk; hani başın dönmeye başlar ama hala bilincin sağlamdır ya, öyle. Birbirimize normalden biraz daha fazla izin verip dansın kendisini bir cinsel deneyim dönüştürmüştük. (Ya da en azından benim için öyleydi. Zaten, dansla sevişmek arasında ne fark var ki?)
  • Bir arkadaşımla deniz kıyısında oturmuştuk. Önümüzden kimse geçmiyordu, ama sonuçta başka insanlar vardı çevremizde. Birbirimizi çok özlemiştik. Birbirimizin bedenine dokunmaya başladık. Uzunca bir süre birbirimizi okşadık, sonra yürüyüşümüze devam ettik.
  • Bir de şu çok önemli örnek var: Ciddi romantik hisler beslediğim bir arkadaşıma masaj yaptım. Benim hislerimden haberdardı, ama sevgilisi vardı ve ilişkileri benimle yakınlaşmasına açık olmadığı için tereddüt yaşıyordu. Buna ve benim hislerimi bilmesine rağmen, masaj yapmamı kabul etti. (Basit bir omuz masajından massage examplebahsetmiyorum.) Saatlerce süren ve benim birçok “normal” cinsellik deneyimimden daha yoğun, daha mahrem, daha erotik olan bir şey yaşadık. Bu örneği diğerlerinden ayıran birkaç nokta var: Yalnızdık. Bizi daha ileri* gitmekten alıkoyan, etik gerekçelerdi. Dahası, bir bakıma, sadece ben bir şeyler yapıyordum; o daha ziyade yaptıklarımı kabul ediyordu.

Tüm bu örneklerde ortak olan birkaç şey var, benim deneyimim açısından:

  • Penisime hiçbir temas olmadı. Ne dokunma, ne sürtünme.
  • Çok heyecanlandığımı hissettim. Karşımdaki insanla yaşadığım şey özel bir andı, ve ikimiz de bunun farkındaydık.
  • Bitti. Yani, bu hissin bir sonu vardı. Anın sonlanmasını değil, benim hissimin sonlanmasını kast ediyorum. Bir zirveye ulaştım, yavaşlamak ve ara vermek ihtiyacı hissettim.
  • Boşalmadım.

Örneklerden sadece sonuncusunda (masaj örneği) olan ve aslında bana yazının başındaki yanıtı (“Yanıt ‘Hayır.’ değil.” yanıtını yani) böyle net bir biçimde verdiren bir şey var. “Normal” bir cinsellikte dokunmayacağım, hatta birçok partnerimde hiç dokunmamış olduğum bölgelerine dokundum onun. (Bu bölgelerin “erotik” bölgeler olmasına gerek yok.) Ve bunun farkındaydım. Karşımdaki kadının bedeniyle çok yoğun bir iletişim içerisindeydim. Eğer bu yaşadığımız cinsellik değildiyse, cinsellik sözcüğü işe yaramaz bir sözcüktür. Bir diğer deyişle, içinde ne penetrasyon, ne çıplaklık, ne cinsel organlar, ne de öpüşme bulunmasına rağmen; yaşadığımız şey cinsellik değilse, cinselliğin istediğim bir şey olduğuna emin değilim. Sonuç olarak, bu uzun saatlerin ardından huzurlu bir şekilde uyuyabildim. Yaşanacak başka bir şey kalmamıştı. Daha ileri* gitmek diye bir şey kalmamıştı.

Yani ortada bir “zirve” var. Ve ben bu zirveyi orgazmdan ayırt etmenin kolay bir yolunu bulamadım.peak

Gerçi yukarıdaki anlatımda bir hususu düzeltmem lazım: Boşalmayı sadece spermle sınırlamazsak ve zevk suyu denilen (asla neyin nesi olduğunu anlamadığım) sıvıyı da dahil edersek, ortada bir boşalma vardı.

(Sanırım birçok erkek için zevk suyu, spermin geçişini kolaylaştırmak üzere “boşalma öncesinde akan” bir sıvıdır. Bu “biyolojik” olarak büyük ihtimalle doğru. Ama bu blogun tüm olayı zaten “cinsellik” ve “üreme” arasındaki denkliği sorgulamak olduğuna göre, adında bile “zevk” geçen bir sıvıyı sadece evrimsel terimlerle anlamaya çalışmak kaçak dövüşmek olur.)

 Üstelik düşünsenize: Ergenliğe girme sürecimde mastürbasyon yapıyordum ve gayet de orgazm oluyordum. Ortada sperm falan yoktu, ama basit bir “şeyiyle oynama”dan falan ibaret değildi. Aslında, şu anki mastürbasyonlarımın aynısıydı, tek farklı olan şey spermin olmayışıydı. (Tekrar düşününce, gayet iyiymiş öylesi. Çünkü mastürbasyon çok meşakkatli bir iştir.) Bence “Sperm yoksa orgazm da yok” diyemeyiz. Dahası, “O sayılmaz. Yetişkinliğe erişmemiş ki daha.” demeyi o sivilceli çocuğun deneyimlerine bir hakaret sayarım. Orgazmı nasıl tanımlarız bilmiyorum, ama o yaşadıklarımda kesinlikle bir çeşit orgazm vardı.

İnternette orgazm olan erkek fotoğrafı bulmanın çok zor olduğunu fark etmiş miydiniz? Bir deneyin. Ne yazarsanız yazın, çığlık atan kadın fotoğrafları çıkıyor karşınıza.

İnternette orgazm olan erkek fotoğrafı bulmanın çok zor olduğunu fark etmiş miydiniz? Bir deneyin. Ne yazarsanız yazın, çığlık atan kadın fotoğrafları çıkıyor karşınıza.

Toparlayayım.

Orgazm için, mutlaka duygusal bir boyutu olmalı işin. Ayrıca, bir çeşit zirveye ulaşma hissi olmalı. Bu hissi kalp atışlarımdan vücudumun kasılmasına kadar çeşitli şekillerde fizyolojik olarak fark edebilirim. Ancak “boşalma” dediğimiz şey, her ne kadar çoğunlukla gerçekleşse de, tanıma dahil değil.

Belki de, çoğunlukla boşalmaksızın orgazm olamayışımın bizzat kendisi düşünmeye değer bir konudur.

* “Daha ileri” derken ne kast ettiğimi pek bilmiyorum. Genel kabul gören bir anlamda kullanıyorum sözcüğü. Hareketlerin ve hızın artmasını anlayın siz.

***

Not: Bu yazının yayınlanmasından tam bir yıl sonra, aynı soruyla ilgili bir şeyler daha karaladım: Erkekler boşalmadan orgazm olabilir sanki…?

Dans ile sevişmek arasındaki fark nedir?

Soruyu tersten sorup sansasyonel manşet furyasına katılmış olabilirim, evet. Ama gerçekten de dans ile sevişmek arasında bolca ortak nokta olduğunu düşünüyorum.

Genellikle dans deyince aklımıza belirli adımların ve figürlerin taklit edildiği performanslar gelir. Oysa örneğin “çağdaş dans” denilen pratikle cinsellik arasında çok net bir ayrım yapmak öyle kolay değil – en azından benim için.

Seksi penetrasyonla sınırlayıp işin içinden çıkmayı deneyebilirsiniz. Ben böyle bir şey yapamayacağım. Seksle ilgili geniş bir görüşüm olmasına gerek de yok, ortada basit bir gerçeklik var: Dans eylemini cinsel buluyorum. Aldığım hazzı cinsellikten aldığım hazdan ayırt etmemi sağlayacak manalı bir fark görmüyorum.dance and love

Önce iki not düşeyim:

Birçok masturbasyonumun aksine, yalnızken dans ettiğimde duyularıma daha çok hitap ediyorum, bedenime bir bütün olarak odaklanıyorum, ve -bak bu enteresan- yorulana kadar devam ediyorum.

– Partnerli sevişmelerime müzik tayin edebiliyorum ve ediyorum da. Yani, yaşadığım bir cinsel deneyimi ifade etmenin en kolay yolu, onu bir şarkıyla eşleştirmek oluyor. Tersi de doğru: Yeni dinlediğim ve beni etkileyen bir şarkı geçmişteki bir cinsel deneyimi çağrıştırabildiği gibi, şarkıyı sevişmeyi hayal ettiğim birine de yakıştırabiliyorum. (“Fon müziği” gibi, hatta o sevişmenin “soundtrack”i gibi düşünün.)

Bu notları düşmemin sebebi, benim açımdan gerçekten ortada bir “problematik” olduğunu göstermek. Devam edelim, birazdan buna döneceğim.

Partnerli seksle partnerli dansı kıyaslamaya çalışayım: Karşımdaki kişiye olduğu kadar kendi bedensel hazzıma da odaklıyım. Birbirimizi kişisel mahremiyet alanlarımıza kabul ediyoruz. Genellikle sözlü olmayan bir iletişim kuruyoruz partnerimle; “uyum”, “fazla ileri gitmemek” vb. yine tanımlı. (Üstelik “sınırlar” daha belirgin, bu bir ölçüde kolaylık bile sağlıyor.)

poledanceDikkat ederseniz direk dansı veya “dirty dance” gibi doğrudan erotizmle ilişkilendirilen örnekler vermemeye özen gösteriyorum. Mesele dansın türü değil. (Nasıl ki mesele seks pozisyonları da değilse.)

Ve fakat, sorunu görüyor musunuz? Dans, genellikle Latin danslarında olduğu gibi sadece teknikten ve dış estetikten ibaret bile olsa, çoğunlukla seks de öyle değil mi? Neredeyse herkesin takip ettiği “adımlar” yok mu sekste de? (Sırasıyla, okşama, öpüşme, elle uyarma, oral seks, penetrasyon, boşalma gibi mesela?)

“Problematik”e dönebiliriz.

Seksin aksine, dans etmek toplumsal olarak daha kabul gören bir etkinlik. Bir barda herhangi bir arkadaşınızla dans edebilirsiniz. Aynı anda birden fazla insanla dans edebilirsiniz. Dans hakkında ulu orta konuşabilirsiniz. Dans kursuna gidebilir, dans kursu verebilirsiniz.dirty-dancing

Dansı romantik bağlamından kopararak meseleyi kökten çözmeyi deneyebiliriz. Ama aynısı seks için de geçerli değil mi? Hatta sanki seks için daha da geçerli: Dans biyolojik bir ihtiyaç değil, ya da en azından seks kadar temel bir ihtiyaç değil.

Seksi romantik bağlamından bağımsız, fiziksel bir faaliyet olarak görmekle benim kategorik bir sorunum yok. Ama içime sinen, dansı da seksi de romantik yüküyle kabul etmek ve sosyal hayatın bir parçası olarak verili almak.

Bu da bizi “problematik”ten “problem”e getiriyor: Dans ettiğim insanlara, bu etkinliğin “öylesine” olmadığını ve benim için bir şeyler ifade ettiğini açıklayabilmek, ama bunu yaparken ortamı dramatize etmemek. (Evet, dans ederken erotik ve cinsel bir haz alıyorum, ama dans etmek istediğim insanlarla bir ömür paylaşmak istiyor da değilim.)

Aynı anda hem “normal” olarak (yani normların sınırları içinde) dans edip hem de karşımdaki insana dürüst davranabildiğim bir çözüm gelmiyor aklıma.

Zaten yapageldiğimiz bir şeye sırf ben “sekstir” dedim diye karşımdaki insanın kendini topyekun çekmesi tuhaf olduğu kadar da gerçek. (Evet, bu aynen böylece başıma geldi.)

Şimdi bunu romantik bir haz aldığınız herhangi başka bir şeye uygulayın. Şarap içmek? Güneşin batışını seyretmek? Sizi çok heyecanlandıran bir konuda sohbet etmek? Dertleşmek?

Evet, kafam karışık.

is this sex